SON DAKİKA
reklam
reklam

Unutturmayacağız!

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 31 Mart 2023, Cuma - 16:18   Okunma Sayısı:

Balyoz kumpası

13 yıl önce başlatılan Balyoz davası Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesi’nin, aralarında Çetin Doğan Paşa’nın da bulunduğu TSK mensupları hakkındaki bozma kararı sonrası devam eden ve 24 Mart günü yapılan son duruşma sonuçlandı. Anadolu adliyesi 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde karar açıklandı.

 

Çetin Doğan, “suç için anlaşma” suçlamasıyla6 yıl 8 ay, Behzat Balta aynı suçtan 5 yıl 10 ay, Mehmet Kaya Varol ile İhsan Balabanlı 5 yıl 5 ay, Erdal Akyazan ve Emin Küçükkılıç aynı suçtan beşer yıl hapis cezasına çarptırıldılar.  Yargılama esnasında Metin Yavuz Yalçın hakkındaki dava da vefatı nedeniyle düşürüldü. Oy çokluğuyla alınan karara bir üye hâkim muhalefet şerhi düştü. Bundan sonrası yine hukuka, temyize ve avukatlara ait bir süreç olacak.

 

Kahredici süreç

 

FETÖ ve işbirlikçi kadrolar, emperyalizmin emrinde hizmet ederek ulusal çıkarlarımız için çırpınan şanlı ordumuza, dinamik general ve subaylarımıza yıllarca süren kahredici bir süreç yaşattılar. Ben de Hasdal ve Silivri cezaevlerinde bulunan komutan ve devre arkadaşlarımı sık sık ziyaretlere, duruşmaları izlemeye gittim. Aile fertleriyle konuştum. Dertleri çok, acıları büyüktü. Çocuklarıyla konuşurken gözlüğümü takardım, gözyaşımı gizlemek için…

 

Yok, 2’nci dalga, yok 3’üncü dalga tutuklamalarını bıyık altından gülerek destekleyenlere yazıklar olsun! Bu kişiler, gaflet içinde ve kimin haklı kimin haksız olduğunu bilmeden peşin hükümler verdiler. Söyledikleriyle büyük güvencemiz Silahlı Kuvvetlerimizi yaraladılar. Farkında olmadan teröristin başını sıvazladılar.

 

Kirli eller TSK’nın harem-i ismetine girdi. Çok gizli belgelere nüfuz ettiler. TBMM’yi bombaladılar. Bir el ise yetenekli pilotlarımızı çeşitli bahane ve sağlık raporlarıyla emekliliğe itti, istifaya zorladı. Deniz Kuvvetlerimizin personeline çileler çektirdi.

 

İşbirlikçi kadrolar askeri lise öğrencilerine ve yeni celp erlerine kadar öç almaya kalktılar. Çalışan emekli personelden bir kısmı işlerinden çıkarılmasına sebep oldular. İnsanlar gölgelerinden korkar oldular. Cahil bir kitle adeta bayram yapar hale geldi. Bir şeylerin acısını çıkarmaya çalıştıkları belliydi. Bir kısmı belki cahil değildi, ama bilmezden geldi.

 

Yorumlama

 

“Cehlim bilirim tecâhülüm yok.” (Cahilim olduğumu bilirim, ama bilmezden gelirim.)

                                                                                                             (Abdülhak Hâmit)

“İnâyet eyle bana cehlimi unutturma.” (İyilik et bana cahilliğimi unutturma.

                                                                                                         (Cenap Şahâbeddin)

 

Emekli bir subay olarak gazetede yazılar yazdım. “Aman benden olmasın da kimden olursa olsun deyip mazlumun yanında olduğu imajını yaratmak isteyenler yeni açıklamalar yaptılar. Oysa “Zırva tevil götürmez” sözü asırlara damga vurmuş bir sözdür. Zırva zırvadır. Üstüne gittikçe insanı batağa götürür, daha da batırır.  

 

Acaba eskiden konuyu doğru algılayamayan bizler biraz daha mı salaktık, yoksa “falanca kişi öyle demek istememiş, şunu kastetmişti” şeklinde birilerini kurtarmak isteyen Düzeltme Ana Bilim Dalı (!) mezunları türemişti de bunlardan haberimiz mi yoktu?

 

“İyi ki bu komutanlarla savaşa girmedik” diyen, “TSK kâğıttan kaplanmış” diyenler ortaya çıkmıştı. “TSK’nın barsakları temizleniyor” diyerek engin görüşlerini beyan eden bir ağlama ekibi vardı. Konuyu gözyaşlarıyla süslerlerdi. Şimdilerde pek görülmüyor bu yapıdaki insanlar. Bunlardan da koptuk, ayrı kaldık, yeteri kadar aydınlanamıyoruz artık (!).

 

Sonuç olarak

 

Dün bunları yapanlar, “adalet önünde hesap verin” diye bağırıyorlardı. Peki, şimdi siz kendinizi vicdan terazisine koyuyor musunuz? Hayatını kaybedenlerin, intihar edenlerin ve hastalık sahibi olanların neler çekmiş olabileceklerini düşünüyor musunuz?

 

Daha düne kadar Milli Mücadele, liderler ve o günün koşullarını genç nesillere anlatamamıştık. Liderleri küçük düşürmeye çalışanlar olmuş, ülkemiz eski ve yeni Türkiye diye adlandırılmaya çalışılmıştır.  Bu zafiyette ülkeyi yönetenlerin büyük payı olmuş, bu yetersizliğe de çeşitli kılıflar bulmuşlardır.

 

Esas mesele, 2015 yılından beri çekilen çilelerin tarafsız gözlerle, belgelerle, dokümanlarla anlatılması gerektiğidir. Okumayan bir toplumun okumayan fertlerine bugünlerin öyküsü nasıl anlatılacak?

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam