AB-Türkiye ilişkileri
AB-Türkiye ilişkileri, Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşması, Suriye olayları, düşünce özgürlüğü, Yunanistan ile Ege ve Kıbrıs sorunu, insan hakları ihlâlleri gibi konularda çıkmazdadır. Ukrayna tahılının tahliyesi, deprem nedeniyle yapılan yardım ve dayanışmalar, Türkiye’nin biraz daha AB’ye kendisini sevdirmesini sağladı.
Brüksel, seçimin yapılacağı 14 Mayıs tarihini "AB-Türkiye ilişkilerini yeniden ele almak için bir fırsat ve başlangıç olarak" olarak görmek istemektedir. Bu da gösteriyor ki, AB seçimleri yakından takip edecektir.
İnatçı dış politika
Türkiye, AB’nin geçen yıl Avrupa Birliği’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara katılmamış, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelik sürecini de uzunca bir süre engellemişti. İsveç, Türkiye’nin aradığı ve kendisine teslim edilmesini talep ettiği FETÖ ve PKK mensubu teröristleri teslim etmemekte direnmişti. Son bir ay içinde İsveç ve Finlandiya ile yapılan görüşmelerde Finlandiya Türkiye’nin beklentilerine olumlu yanıt verince NATO’ya 31’inci üye olarak alınmış oldu.
İsveç, henüz kendi iç hukukunun ve idari mekanizmalarının yaşadığı uyumsuzluk nedeniyle Türkiye’ye net bir cevap verememiştir. Bu konuda İsveç ile görüşmeler devam ederken AB, İsveç’e baskı yapmaya Türkiye’ye de tabir yerindeyse “idare et abi” vaziyetinde yaklaşım göstermeye gayret etmektedir.
Ankara-Brüksel hattı
Ankara ile AB arasında Suriye, Doğu Akdeniz, Kıbrıs gibi konularda da uzun yıllardır görüş ayrılığı yaşanmaktadır. Bu konuda iktidar partisinin tavrı ortadadır. Söz konusu olan seçimden sonra Türkiye’de yeni bir anlayışın iktidar olmasıdır. Zira, Millet İttifakı’nın iktidar olması halinde AB ile ilişkilerde farklı bir yol izleyeceği tavrını gösteriyor olmasıdır.
Ana muhalefet partisi Genel Başkanı, Avrupa Birliği’ne tam üyeliği hedeflediklerine, üyelik sürecine daha fazla önem vereceklerine dair daha önce çeşitli zamanlarda açıklamalar yapmıştır.
European Policy Centre düşünce kuruluşu, Türkiye’de muhalefetin "Çok farklı bir gündemi olduğunu, siyasi tutuklularla ilgili iktidar tarafından alınan kararları iptal edeceklerini, yani daha demokratik bir yaklaşımları olacağını." ileri sürmüştür.
18 Mart 2016’da AB ve Türkiye arasında imzalanan mutabakata göre, Avrupa’daki düzensiz göçmenler ve sığınmacıların Türkiye’ye geri gönderildiği, anlaşma dolayısıyla da Türkiye’nin AB’ye girmeye çalışan yaklaşık 4 milyon Suriyeliyi kontrol ettiği bilinmektedir.
Millet İttifakı’nın iktidar olması durumunda Suriyeli mültecileri en geç iki yıl içinde kendi ülkelerine gönderme vaadinde bulunduğu aşikârdır. Bu açıklama, AB içinde iki farklı görüşün ortaya çıkmasına yol açmıştır.
**Mültecilerin Suriye’deki insan hakları koşullarından dolayı geri yollanmasının pek olası görülmediği,
**Yasa dışı göçü idare etmek için Türkiye’ye ihtiyaç duyulduğu
Her iki hal için de AB’yi tedirgin eden konu, Türkiye’de mülteci konusundaki çıkışların toplumun desteğini almak amacıyla yapıldığı varsayılsa bile ülkelerine dönmek istemeyen mültecilerin batıya doğru akın etme olasılığının yüksek olduğudur.
Siyasi manevraları gayet iyi bilen AB yetkilileri, Türkiye’deki seçimleri yakından takip etmektedir. İktidarın Millet İttifakı’na geçmeyebileceğini de düşünerek Erdoğan iktidarına şirin görünmeyi elden bırakmamakta, aksi hal için de Millet İttifakı’na destek vermeyi ağzından düşürmemektedir.
Ortak kanaatleri ise, ''İktidara kim gelirse gelsin, AB Türkiye ile çalışmak için daha fazla inisiyatif almalıdır. Bu seçimler AB-Türkiye ilişkilerinin yeniden ele alınması için kaçırılmaması gereken bir fırsattır'' şeklindedir.