SON DAKİKA
reklam
reklam

Gerilim yaratan eylemler

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 6 Ekim 2017, Cuma - 10:00   Okunma Sayısı:

Bugünkü gerilimlerin kaynağında, I.Dünya Savaşı’nın sağlıksız şekilde sonuçlanmış kararları yatmaktadır. Musul, Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra 6’ncı Ordu Komutanı Ali İhsan Sabis Paşa’nın tuzağa düşürülmesi sonucu bir “oldu bitti”yle elimizden çıkmıştır. İngiltere, bu bölgeyi işgal altında bulundurmasına rağmen, ne tür yönetim uygulanacağı konusunda bir karara varamamıştı.
Musul bölgesi için seçenekler
İngiliz Dışişleri, Musul bölgesi için üç seçenek düşünmüştü:
1.Musul’u Irak’a dahil etme,
2.Mezopotamya’dan tamamen çekilme,
3.Otonom Kürt devleti kurma.
Mart 1920’de İngiliz Başbakanı Lloyd George, petrol zenginlikleriyle dolu Musul bölgesini de içerecek şekilde tüm Mezopotamya’yı İngiliz mandası altında yönetmeyi ilan etmiştir. Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal, Irak Kralı ilan edilmiş ve yönetim 8 Mart 1920’de faaliyete geçirilmiştir. 
Bölgeye Almanların ilgisi 
Almanya’nın Türkiye’ye nüfuz edişi, ordu ve mülkî teşkilâta yardım amacıyla gönderdiği heyetler ve İstanbul-Bağdat demiryolu sayesinde olmuştur. Almanya, Osmanlı Asyası’nın zenginliklerini ele geçirmek için İmparatorluğumuzda görülmedik yoğunlukta yatırım faaliyetlerine girişmiştir.Askerî alanda dikkat çekici şekilde öne çıkan Prusya askerî eğitimi, Osmanlı ordusuna da kazandırılmak istenmiş ve 1836 yılında ilk askerî heyet, Alman generali Moltke’nin başkanlığında gelmiştir. Asıl uzmanların ise 1880’lerden itibaren geldiğini söyleyebiliriz.
Osmanlı Kara Kuvvetleri, I.Dünya Savaşı yıllarına Alman komutası altında girmiştir. Yıldırım Ordularına verilen görev,  Güneydoğu Anadolu bölgemizdeki Fransızların ve Musul bölgesine yerleşen İngilizlerin Akdeniz’e açılmasını önlemekti. Bugün de Almanya, İncirlik’te asker ve uçak konuşlandırarak bölgeye olan ilgisini sürdürmek istemiştir.Türkiye’yi dinleme olayında yakalanan Almanlar, Ermeni soykırımını körüklediler, kendi parlamentolarında kabul ettiler ve referandum sürecinde Türkiye’den uzaklaştılar. İncirlik üssüne Alman MV’lerinin alınmamasını kınadılar ve bu olayı tırmandırdılar. Parlamenterler de Türkiye’ye tavır koymaya ve gerilimin parçası olmaya devam ettiler.Rusya ile yakınlaşma ve S-400 füze alımı konusunda Türkiye’ye NATO anlaşmalarını hatırlattılar. Diğer güçlerin ve uluslararası yatırımcıların Türkiye’ye bakışında tereddüt yarattılar. İş geldi, bugünkü noktaya vardı. AP’de Türkiye ile yapılacak olan görüşmelerin askıya alınması konuşuluyor.
Amerikan çıkarları
Irak’ta, IŞİD’e yönelik ABD tarafından havadan başlatılan operasyonların üzerinden geçen süre zarfında Iraklı birliklerin eğitimi ve yönlendirilmesi amacıyla 3500 Amerikan askerinin bölgede konuşlandırıldığı biliniyordu. 
Ancak ABD’nin bölgedeki askerî varlığının yanı sıra dikkat çeken diğer önemli ve pek tartışılmayan husus ise, Ortadoğu’daki operasyonları desteklemek için bölgeyle silah ticareti yapan ABD’li şirketlerin varlığıdır.
Basında çıkan bir diğer habere göre, günümüzde Irak’ta ticaret ve danışmalık hizmeti yaparak operasyonlara destek sağlayan 6.300 Amerikalı girişimci bulunmaktadır. Ayrıca Savunma Bakanlığı tarafından, Irak’taki tesislerde hizmet vermek üzere bakımcılar, sürücüler, dil uzmanları ve güvenlik sağlayıcıları arandığına dair iş ilanları verilmektedir. Bu sayılar, Irak Savaşı’nın zirve yaptığı zamanlardaki 163 binden fazla çalışan ile karşılaştırıldığında cüzi bir rakam gibi görünse de günümüze kadar giderek artış kaydetmiştir. Afganistan’daki imkânlar gittikçe azalırken birkaç yıl sürmesi beklenen IŞİD’le mücadele; savunma, güvenlik ve lojistik alanlarındaki ABD’li girişimciler için yeni iş fırsatlarını da beraberinde getirmiştir.
Bu strateji kimin için?
Kürt toplumu, Orta Doğu için yazılan senaryodaki rolleri oynamaya itiliyor. Kandil’deki terör şürekâsı, FETÖ fukarası, Barzani tayfası el ele tutuşarak şimdi aynı şarkıyı söylüyorlar. Sınırlarımızın hemen ötesinde ciddî bir tehdit, maliyemiz üzerinde ağır baskılar var.
Müttefikimiz (!) ABD, TIR’lar dolusu tank, zırhlı ve motorlu aracı bölgeye yığdı. Rusya bile bu durum karşısında Türkiye’ye tam destek veremiyor. Resmî açıklamalar hep yüzeysel kalıyor.İnternette kısa videolarla ucu bucağı belli olmayan katarlarda sevkiyatlar görülüyor. Her bir tankın ağırlığını 50 ton kabul etsek, yüzlerce tankı, zırhlı ve motorlu aracın ağırlığını çekecek lokomotif, pek de inandırıcı gelmiyor. Bu görüntüler propaganda amaçlı ve izleyenleri sindirecek niteliktedir.“Sıkıyorsa bu bölgeye girersin” demek istiyor olsa gerek müttefikimiz? Hiç endişe etmeyin, biz yine gireriz de acaba siz çıkabilir misiniz?
Tüm bu olguları görmezden gelerek hâlâ terörün biteceğini mi düşünüyoruz? Siyasetin daha arı bir dile ihtiyacı olduğu kesin…  

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam