Uzun yolculuklar tek bir adımla başlar
(Konfiçyus)
Bugüne kadar yazdığım bütün yazılarda PKK’nın özellikle büyük şehirlerde yuvalandığını, örgütlendiğini, baskı ve terörle halka nefes aldırmadığını vurgulamaya çalışmıştım. Gerek sınır bölgemizde ve sınır ötesinde yapılan hava destekli operasyonlarda gerekse yurt içi operasyonlarda çok sayıda terörist imha edilmiştir.
Kendiliğinden teslim olan teröristlerle polisin yaptığı nokta operasyonlarında ele geçirilen PKK militanlarının sayısı da oldukça yüksektir.
Kararlılık
Çok değil daha düne kadar dinlemekten büyük üzüntü duyduğumuz sınır ötesinden karakollarımıza yapılan saldırılar, kaybettiğimiz Mehmetçik’ler, alan hâkimiyeti, köy basmalar, toplu katliamlar ve okul yakmalar neredeyse sıfıra yakın düzeye çekilmiştir. Silah kaçakçılığının önü alınmış, ancak uyuşturucu kaçakçılığıyla aralıksız mücadele devam ettirilmektedir. Ele geçen uyuşturucu madde sayısında büyük artış olduğu ortadadır…
PKK’nın sivil toplum örgütleri ve farklı siyasi oluşumlarla müşterek çalıştığı aşikârdır. Bunlarla bir bağ oluşturduğu ve konuyu dünya âlemin bildiği malumdur. Hedef belirleme ve eyleme yöneltmeyle ilgili talimatların İmralı’dan verildiğine dair duyum ve iddialar vardır.
Operasyonların etki ve sonuçlarını görmek mümkündür. Şehirlerde şiddete yönelik eylemler, gasp yoluyla elde edilen haksız kazançlar ve örgüt propagandasına hizmet eden direniş ve gösteriler azalmıştır. Canlarını dişlerine takarak görev yapan tüm güvenlik güçlerimize teşekkürler.
Dış destekler
Eksik kalan konu AB ülkelerinin PKK’ya verdikleri desteği hâlâ kesmemiş olmalarıdır. Bazı AB ülkeleri ele geçirdikleri örgüt elemanlarını Türkiye’ye iade etmemekte, Fransa ise Türkiye’nin aleyhinde olabilecek her türlü gelişmeye çanak tutmaktadır. Bu nedenlerle PKK’nın Avrupa’daki mali kaynaklarının da tam olarak kurutulduğu söylenemez.
Hem Türkiye ile müttefik olacaksın hem de onu dışlayacaksın. Türkiye tepki gösterince de başka konularda anlaşmazlık yaratacaksın. Tabii bu durumda Türkiye’nin işi zorlaşıyor. Siyasetçi olmak zahmet ve külfete muhatap olmak demektir. Siyaset de bir nevi yönetme sanatıdır. Terör konusunda biz önlemler aldıkça ittifak içi güçlerden de destek göremediğimiz kesindir. İşin, sindirilebilecek yanlarını bulup “daha ne yapabiliriz?”i düşünmeliyiz.
Daha önceden yaşadıklarımız
Bu devlet 1911-1922 yılları arasında yedi düvele karşı birçok cephede dört büyük savaş vermiş, her türlü yokluğun, baskının ve zorluğun altından kalkabilmiştir. Devlet, o günlerde de kendisine karşı zararlı faaliyetlerde bulunan iç ve dış mihraklara karşı ne yaptıysa bugün de aynısını yapmaktadır. Bu etkisizleştirmenin çağımızın değerlerine, hukukun gereklerine ve insan haklarına uygun şekilde yapıldığına da inanıyorum.
1984 Eruh baskınıyla başladık terörle mücadeleye… Öz kaynaklarımız kurutulmaya çalışılmış, insanımız acılara itilmiştir. Nice gencecik fidanımız dalından koparılmış, niceleri toprağa düşürülmüştür.
Türkiye seçimlere hazırlanıyor. Yaşadıklarımız, yaşayacaklarımıza temel teşkil etmelidir. Özellikle Güneydoğu Anadolu bölgemizin insanı kendisini temsil edecek vekillerini “kılı kırk yararak” Ankara’ya göndermelidir. Kendisine vekâlet verilen temsilciler de buna lâyık olmaya çalışmalıdır.
Şimdiye kadar yaşamadıklarımız
Siyasette destur, aptes, nezaket ve hitabet yerlere düşmüştür. Bir siyasi partinin genel başkanı Balkan Türklerini yaralayacak sözlerle bir başka siyasi partinin genel başkanına veriştiriyor. Bir başka siyasi partinin genel başkanı karşıt siyasi partileri kâfir olarak nitelendiriyor. Her ikisini de kınıyorum. Hani barışa yönelecektik, hani kardeşliği sağlayacaktık?
Depremde yardım malzemelerinin dağıtımında yaşadığımız kargaşa dünyanın gözleri önünde cereyan etmiştir. Olabilir, Avrupa’nın herhangi bir yerinde bu kadar geniş bölgede şiddetli bir deprem olsa onlar da kim bilir ne hatalar yapacak, neler yaşayacaktır. Ancak belediyeler arasında, AFAD-Belediyeler arasında ortaya çıkan çirkinlikler kabul edilemez.