- Dünya Savaşı, 28 Haziran 1914’te başlamıştır. Sefer planlarını tamamlayan Osmanlı Devleti, 2 Ağustos’tan itibaren Çanakkale cephesinde yığınak yapmaya başlamıştır. 5 Ağustos’ta İngiltere Almanya’ya, 1 Kasım’da Rusya Osmanlı Devleti’ne, 5 Kasım 1914’te de İngiltere ve Fransa Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmişti. Osmanlı Devleti’nin İtilaf Devletlerine savaş ilanı ise 11 Kasım 1914 günü olmuştu.
Olayların gelişimi
Seferberlik emrini alan Anadolu’nun 18-19 yaşındaki körpe fidanları, kendilerini uğurlamak için köy meydanlarında toplanan yaşlıların ve ana-babalarının ellerini öpüyor, nişanlısına ya da yavuklusuna utanarak kaçamak bakış atıyor ve davul-zurna eşliğinde uğurlanıyorlardı.
Yarbay Mustafa Kemal, yeni kurulan 19’uncu Tümen Komutanlığına atanmıştı. Osmanlı Devleti’nin İngiltere’ye sipariş ettiği ve parasını ödediği iki harp gemisi ambargo görmüş, tarafımıza teslim edilmemişlerdi. Ana kucağına muhtaç Anadolu çocukları, vatan savunmasına giderken,
- Almanya’nın Karadeniz’de sıkışıp kalmış 140 bin tonilato taşıma kapasitesindeki
gemileri kurtarmasını önlemek ve Boğazlarda hâkimiyet sağlamak istediğini,
- Bu niyeti sezen İngiltere ve Fransa’nın da Boğazlara hâkim olmak istediklerini,
- Çarlık Rusyası’na yardım etmek düşüncesinde olduklarını ve dünya Müslümanlarına
hükmedebilmek için Hilafet merkezine sahip olmak hayaline kapıldıklarını, nereden bileceklerdi?
O yiğitlerin içinde Balkan Harbi’ne katılanlar vardı ve oluklu demirle tanışmışlardı. Oysa bu savaş daha acımasız olacaktı. Çocukluk günlerinde dedelerinden babalarından kahramanlık anıları dinlemişler, “vatan sağ olsun” dediklerini duymuşlardı. Övünerek büyümüş olan bu çocuklar, bizlerin de övünerek yaşayacağımız günleri armağan etmek için sabırsızlanıyorlardı. “Aynalı Çarşı”ya gitmişlerdi, aynasızlara hadlerini bildirmek için...
İlk saldırı
İngiltere ve Fransa, resmen savaş ilan etmeden 3 Kasım 1914 günü Çanakkale Boğazı’na denizden ilk saldırılarını yapınca Osmanlı Devleti kendisini ilk sıcak çatışmanın içinde bulmuştu. Düvel-i Muazzama’nın dev armadası, Boğaz’ın dış tabyalarını dövmeye başlamıştı. Senegal, Cezayir, Nepal, Hindistan ve Avustralya’dan getirilen askerler Mısır’da toplanıyor, yüzlerce mil yolu katettikten sonra Çanakkale Boğazı açığındaki “Muhteşem Armada”ya teslim ediliyordu. 18 Mart 1915 günü bu güçlü donanma Boğaz’ı zorluyor ancak geçemiyordu. “Harp Ceridesi”ne böylesine şanlı, böylesine acılarla dolu bir sayfa yazılmamıştı.
25 Nisan 1915 - Kara Muharebeleri
Anzak (ANZAC) Kolordusu’nun 24 Nisan 1915 gece yarısı kıyıya yanaşan ilk çıkarma birlikleri, sabaha karşı 02.45’te Kabatepe bölgesine gelmiş ancak akıntıyla bir mil kuzeye sürüklenmişlerdi. Anafartalar bölgesindeki gelişmeleri izleyen ihtiyat tümeninin komutanı Yarbay Mustafa Kemal, durum değerlendirmesi yapıyordu. Gemi toplarının mermileri bulunduğu yere ulaşıyor, bedenler gözlerinin önünde havaya uçuyordu. Gelişmeler kritik bir hal alınca M. Kemal, 57’nci Alayı bulunduğu yere yanaştırarak düşmanın geri atılmasını sağlamıştı. 26 ve 27 Nisan tarihlerinde bu şiddetli muharebeler devam etmiş, ceridelere ve varakalara geçmişti.
27 Nisan 1915 (14 Nisan 1331) bir varaka vardı ki, çok önemliydi (!). Osmanlı ordu ve donanmasının muhtelif cephelerde ve özellikle 18 Mart 1915’te Çanakkale’de gösterdikleri üstün başarılardan dolayı Meclis-i Mebusan tarafından Padişah V. Mehmet Reşad’a “Gazi” ünvanı veriliyordu...1 Çanakkale cephesindeki muharebeler 1916’nın başlarında bitiyordu. Müslüman Anadolu askeriyle birlikte gayrimüslim Osmanlı vatandaşları da harekât alanında istilâcı güçlere karşı savaşmışlardı. Yaralanan Alay Tabibi Yüzbaşı Dimitroyati’yi, Türk musikısine değerli eserler kazandıran Bimen Şen’i (Ermeni, asıl adı Dergazaryan, üç marş bestelemiştir. Bunlardan birisi Çanakkale üzerinedir.) unutmadık.2
Muharebeler sona erince
1915 yılı sonunda muharebeler bitince yaşlı ve sakat olan erlerimiz eksik uzuvlarıyla evlerine dönerken, gençlerin bir kısmı Romanya, Galiçya ve Makedonya cephelerinde görevlendirilmişlerdi. Hiç dönemeyen erlerimizin eski elbise ve çamaşırları, mektupları ve sonradan madalyaları ailelerine gönderilmişti. Destanlar onlar için yazılmış, türküler onlar için çığırılmış, ”Aynalı Çarşı” böyle ünlenmişti.
Ve 19’uncu Tümen Komutanı olarak muharebelere katılan Mustafa Kemal, 19 yıl sonra kutlama törenleri için gönderdiği Bakan’ına şu tümceleri not ettirmiştir:
“Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana koyun koyunasınız.
Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.” Barışı ve kardeşliği simgeleyen bu sözler, harp ceridesinin son sayfası olarak kabul edilebilir.
Şehitlikleri gezerken
Şehitlikleri gezerken kitabelerde ermeni veya Boşnak asıllı, Kürt Mehmet, Rum Hristo veya Laz Hasan gibi etnik ayırım yaratacak ifadeler göremiyoruz. Sadece adı soyadı, doğum tarihi ve memleketi yazılıdır. Bu toprakların gerçek sahiplerinin hepimiz olduğunun belgesidir o kitabeler.
25 Nisan, Çanakkale cephesindeki kara muharebelerinin başlangıç günüdür. Bizler Avustralyalıların benimsediği “Anzak günü” yerine Çanakkale kara muharebelerinin başlangıç günü olarak adlandırıyor ve kutluyoruz.
Çanakkale cephesinde hayatını kaybeden her inanç ve milliyetteki askerin Tanrı günahlarını affetsin! Şehitlerimize rahmetler diliyor, minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz. Selam olsun Mustafa Kemal’e Asteğmen Muharremlere, Mehmet Çavuşlara, Seyit Onbaşılara... Kahraman subay ve askerlerimize binlerce selam olsun!
1 Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, “Osmanlı Belgelerinde Çanakkale Muharebeleri-I-“, Ankara
2005, s; XVI Rapor: 63, s: 78,79
2 Akgündüz Ahmet, Prof. Dr. “Sorularla Ermeni Meselesi”, İstanbul 2008, s: 156