AGİT Gözlem Raporu
Elimde AGİT’in Türkiye ile ilgili olarak Avrupa Komisyonuna yazdığı Strazburg, 17.4.2018 tarih ve SWD(2018) 153 nihai gözlem ve bilgilendirme raporu var. AGİT son olarak da Türkiye’de 24 Haziran 2018’de yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento seçimlerini gözlemlediği raporu sunmuş. Seçimlerden üç ay sonra 21 Eylül’de yayınlanan gözlemci heyeti sonuç raporunda dikkat çekici hususlar göze çarpıyor.
Türkiye bu rapora itiraz etmiş. Ne kadar kabul gördüğünü bilmiyoruz. Ancak yeni bir seçime girdiğimize göre AGİT temsilcilerinden gözlemciler yine ülkemize gelecek ve tespit ettiği hususları raporlarına aksettireceklerdir.
Rapordan özet bazı bilgiler
**Siyasi çoğulculuğu ve mecliste temsili artırmak amacıyla, partilerin sandalye dağılımına yeterli bulunmaları için uygulanan seçim barajının aşağı çekilmesi dikkate alınmalıdır.
**Kampanyanın adil olmasını sağlamak maksadıyla idari kaynakların suistimal edilmesini önleyecek şekilde tüm kampanya yasaklarının seçim çağrısı yapıldığı andan itibaren geçerli olması değerlendirilmelidir.
**Kanun, kampanya kurallarının görevdeki Cumhurbaşkanına da eşit derece uygulanmasını sağlamalı ve kampanyada haksız avantaj sağlamasına imkân tanımamalıdır.
**Resmi yayın kuruluşları hukuki gerekliliklere bağlı kalmalı ve haberler ile bedelli siyasi reklamlar da dahil olacak şekilde kampanyalara eşit, adil ve tarafsız yer verilmesini sağlamalıdır.
**Seçim anlaşmazlıklarının çözülmesi için etkili araçlar sağlayabilmek amacıyla, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) kararlarını değerlendirecek bağımsız bir yargı organı ihdas edilecek şekilde yasal çerçeve değiştirilmelidir.
**Anayasa Mahkemesi YSK’ya karşı anayasa ile korunan hakların ihlal edilmesi iddiası ile açılan davalarda yargı yetkisine sahip olmalıdır.
Sonuç
Bu maddeler 2018 yılında rapora geçen hususlardan bazılarıdır. Avrupa AGİT heyeti öncelikle bunların düzeltilip düzeltilmediğine bakacak ve gözlemlerini sürdürecektir. Ne kadar doğru not takdir edeceklerini artık Allah bilir.
*** *** ***
Siyasi figürlerin çirkinlikleri
Son üç aydan beri siyaset adamlarımızın demeçleri raydan çıkmış vaziyette… Tahkir edici, küçümseyici, yuhlatıcı, bağrış çağrışlı hatta maşalar vasıtasıyla vurdulu-kırdılı, parmak sallayıcı bir hitap ya da konuşma şekli yerleşmeye başlamış durumda.
Bir de din ve terör üzerinden yapılan kutuplaştırma siyaseti hiç hoş değil. İkisi de çok hassas konulardır, bölünmeye ve parçalanmaya yol açar. Bu kadar yüksek sesle konuşmaya gerek var mı? Her ittifakın liderleri veya temsilcileri neden ekranlarda karşı karşıya gelip belirli konuları tartışmazlar. Bir kör döğüşüdür gidiyor.
En iyi aptallık en kısa sürendir