Yorumlama
Dört yıl kadar önce Viyana’yı da gezmiştim. Osmanlı Ordusu’nun Viyana Kuşatması, şehir insanında büyük korku ve derin üzüntüler yaratmış. Çektiklerini anlamamak mümkün değil. 1683 Viyana Kuşatmasında karşısında olduğumuz Avusturya’nın 231 yıl sonra I. Dünya Harbi’nde dost ve müttefik bir ülke olarak yanında yer almışız.
Ruslara karşı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğünü sağlamak maksadıyla Romanya, Galiçya ve Makedonya’da görev alan kolordularımız yüzlerce şehit vermişlerdir.
İnsanlık âlemi, bir ailedeki kardeşler gibidir. Bazen kavgalar olmuş, bazen sevgi ve barış yer bulmuş. Aynı Avusturya, AB’ye giriş müzakereleri sürecinde Türkiye’nin AB üyeliğine kesinlikle karşı olduğunu ısrarla belirtmiştir. Bütün bu olup bitenleri anlayabiliriz.
Anlamakta güçlük çektiğimiz bir şey var: Tıpkı Yunanistan’ın Sakız Adası’ndaki Nea Moni Manastırı’nda sergilenen ve üzerinde “Türklerin marifeti” yazılı kafatasları gibi[i] Viyana’daki kiliselerden birinde de iki Osmanlı askerinin eza-cefa altında betimlenen heykelleri çok dikkat çekicidir.
Değerlendirme
İnsan sevgisine, komşu hakkına ve bağışlamaya son derece önem veren bir dinin mabedinde kin ve husumeti körükleyen bu tasvirlerin yer alması düşündürücüdür. Bu anlatımların öncelikle hiç olmaması arzu edilir. Ancak bir yere konması gerekiyorsa da anıtlar, müzeler, mezarlar, sanat galerileri veya şehir taklarında bulundurulmaları daha uygun olmaz mı? Aksi takdirde ailesi ile kiliseye giden küçük yaştaki bir çocuk, düşmanca hislerle yetişmez mi?
Milliyeti ne olursa olsun insanların yaşadıkları acılar unutulmuyor. Bunların günümüze yansıyan etkileri, müzelerde, mezarlıklarda ve anıtlarda ruh buluyor. Kardeşlik duygularını, ülkeler arasındaki ilişkileri, sevgi ve barışı sarsmayacak şekilde yapılan anıtları ziyaret ediyor, hatta izlerken duygulanıyoruz. Geçmişteki kötü anıları canlandırmak isteyen uygarlıktan nasibini almamış fanatikler, şiddet ve kaba davranış sergilemekten geri kalmıyorlar.
Ülkemize gelince: Emperyalist emeller peşinde koşmadığımız için yabancılara ve komşularımıza karşı kötü niyet besleyemiyoruz. Töre cinayetleri, kapkaç, gasp, hiç uğruna adam öldürmeler ve zaman zaman yabancıların aldatılmaları gibi adi suçlar nedeniyle sicilimizin biraz bozulduğu doğrudur. Bu kanunsuz eylemler, mahkemeler yoluyla cezalandırılmaktadır.
Kişiler arasında barış nispeten kolay sağlanmakla beraber, uluslararası ilişkiler çok zor şartlarla ve uzun sürede sağlanabiliyor. Önlem alınmazsa bu kin ve husumet ırkçılığa kadar varabiliyor.
Bu konular ciddiye alınmazsa Ermeni katliamı, Süryani katliamı, Pontus katliamı, Mora katliamı, Sakız katliamı gibi tarihsel olayları da karşımıza dizerler.
Şu sözlerin doğruluğu bir kez daha kanıtlanmış olmuyor mu? “Günümüzde sıradan Avrupalıyı, İslâmî cihat kavramıyla korkutan ve bir Hıristiyan-Müslüman çatışmasını körükleyen çevrelerin, cihat yani kutsal savaş kavramının mucitlerinin, gerçekte kendileri olduklarını gizlemeleri rastlantı değildir...”[ii]
Daha 15’inci yüzyılda Rotterdamlı Erasmus’un “Doğruya nerede rastlarsan, ona Hristiyanlığın gözüyle bak!” sözleri, acaba yine bir delinin söylediği ve deliliğe övgüler düzüldüğü anlamında mı ele alınıyor?[iii]
Kaynaklar
[i] Hürriyet, 2 Eylül 2007, s: 1
[ii] Milliyet, 12 Şubat 1993, s: 15, Aytunç Altındal, İslâm ve Avrupa Kültürü
[iii]Stefan Zweig, “Rotterdamlı Erasmus’un Zaferi ve Trajedisi”, B/F/S Yayınları, Sanat Dizisi: 3, s: 71