SON DAKİKA
reklam
reklam

İran-Afganistan sınırında çatışma -II-

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 31 Mayıs 2023, Çarşamba - 23:34   Okunma Sayısı:

1996’dan sonra Taliban’ın Afganistan’daki etkisini arttırmasıyla sözü geçen tehditler daha da büyümüştür. Taliban kuvvetlerinin Mezar-ı Şerif’te bulunan İran Konsolosluğu’nu basarak İranlı diplomatları rehin alması ve daha sonra bu kişileri öldürmesi üzerine İran ile Taliban savaşın eşiğine kadar gelmişti.

1996-2001 yılları arası Tahran ile Kabil’in birbirlerine karşı arasındaki ilişkilerinde krizlerin olduğu, tehdit algılamalarının en üst düzeyde tutulduğu ve güvenlik tehditlerini barındıran bir dizi gelişme olduğu malumdur.

 

Politikaların değişmesi

ABD, Çin, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Afganistan’da desteklediği farklı gruplar zaman içerisinde “Mücahidin” adını almış ve bu gruplar 1989 yılına kadar mücadele ettiği SSCB’ye ağır bir yenilgi yaşatmıştır.

Mücahitlere[1] belirtilen ülkelerin dışında uluslararası toplumdan ve özellikle Müslüman ülkelerden de büyük destek gelmiştir. Bu dönemde Afganistan’a savaşmaya gelen mücahit gruplardan biri olan Suudi grubu 1988 yılında El-Kaide terör örgütüne dönüşmüş ve grubun liderliğini Usame Bin Ladin yapmıştır. Savaşmak için gelen bu yabancıların gerek bölge güvenliğine gerek küresel güvenliğe karşı oluşturdukları veya taşıdıkları potansiyel tehdit/riskler 11 Eylül 2001’de yapılan saldırı ile ortaya çıkmış ve günümüze kadar devam etmiştir.

İşgal dönemindeki Afganistan İran ilişkilerine baktığımızda, İran özellikle Abdul Ali Mezari liderliğindeki Hazaraları desteklemiş ve İran’da eğitim verdiği Hazaraları Sovyetlere karşı savaşmaya göndermiştir. 1990’lı yılların başında Sovyetlerin ekonomik olarak çökmesi ve Gorbaçov’un açıkladığı Glasnost ve Perestroyka (Açıklık ve Yeniden Yapılanma) politikaları çerçevesinde SSCB, Afganistan işgalini sona erdireceğini açıklamıştır. Bu çerçevede Sovyet güçlerinin Afganistan’dan çekilmesi başlamış ve İran’ın da çeşitli fraksiyonlarını desteklediği Mücahitler büyük bir zafer kazanmıştır.

 

11 Eylül saldırıları sonrasında

11 Eylül saldırılarının ardından Taliban’ın iktidarını kaybetmesi, İran’ın Afganistan’daki politikalarının değişmesine neden olmuş ve Tahran bundan sonraki süreçte güvenlik merkezli ve Afganistan’ın istikrarını önceleyen bir dış politika izlemeye başlamıştır. İran’ın Taliban’dan algıladığı güvenlik tehdidi ve stratejik çıkarlarına karşı oluşturduğu riskin bu denli büyük olmasının çeşitli nedenleri vardır. Bunlar;

**Taliban’ın ülkede yaşayan ve azınlık olan Şii Hazaralara karşı takip ettiği sert politikaların İran’ın çıkarları açısında ortaya çıkardığı sonuç… Afganistan’da yaşayan Şiilerin büyük bölümü Hazaralardan oluşmaktadır. Diğer taraftan ülkede yaşayan Kızılbaşlar ve Aymaklar gibi küçük Şii gruplar da bulunmaktadır.

**Sovyet işgali dönemine benzer bir şekilde Afganistan’dan İran’a yönelik büyük bir göç

dalgasının gerçekleşme ihtimali… Sovyet işgalinin sona ermesi ile birlikte yaklaşık 1,2 milyon insanın Afganistan’a geri döndüğü ancak İç savaşın şiddetini artırmasıyla birlikte yeniden bir göçün başladığı ifade edilmektedir.

İran, sığınmacı sorununu kalıcı bir şekilde çözmek için özellikle 2001 sonrası dönemde kademeli bir şekilde bu kişileri Afganistan’a göndermeye başlamıştır. 2002-2013 yılları arasında 909 bin 957 Afganistanlı sığınmacı BMMYK’nin desteği ile İran’dan ülkesine dönmüştür.

 

Uyuşturucu meselesi

İran ile Afganistan arasında ortaya çıkan bir diğer önemli güvenlik sorunu mülteci meselesi ile bağlantılı olan uyuşturucu meselesidir. Söz konusu iki mesele de sınır güvenliği ile bire bir ilişkilidir. İran, dünya uyuşturucu ticaretinin ana geçiş güzergâhlarından biri konumundadır. Tahran bu sorunun üstesinden gelebilmek için 900 kilometreden uzun bir sınıra sahip olduğu komşusu ile sınır güvenliğini sağlamak zorunda olduğunun farkındadır.

Bu bağlamda alınan önlemlere rağmen İran’da son otuz yılda yaklaşık 3.700 güvenlik görevlisinin öldüğü, ayrıca 12.000’nin üzerinde kişinin de yaralandığı belirtilmektedir. Bu yazıda TÜRKİYE ORTADOĞU ÇALIŞMALARI DERGİSİ Turkish Journal of Middle Eastern Studies Cilt: 2, Sayı: 2, 2015, ss.109-140’dan yararlanılmıştır.)

 

Günümüzde

Türkiye, Afganistan’dan Avrupa’ya uzanan uyuşturucu trafiğinin üzerindedir. Çok sayıda Afgan göçmenin İran üzerinden geçerek Türkiye’ye gelmiş olması İran için sevindirici olsa da bizim için düşündürücü olmalıdır.

Türkiye’nin bölgede sözü geçen bir güç olması İran’ın işine gelmez. Uyuşturucu satışını Türkiye’ye yöneltmesi Avrupa’nın nazarında Türkiye’yi zor duruma düşürmek içindir. Herhalde artık tedbir almanın zamanı gelmiştir diye düşünmek

 

[1] Bu Mücahitler; 1-Sünni Peştunların oluşturduğu Hizb-i İslam, 2- Sünni Taciklerin oluşturduğu Cemiyet-i İslam, 3- Gülbettin Hikmetyar’ın liderliğini kabul etmeyen Peştunların oluşturduğu Hareket-i İnkilab-i İslam, 4- Suudi Arabistan’daki Vahhabi fraksiyonlar tarafından desteklenen İttihad-i İslami (Taliban’a kaynaklık edecek) , 5-Hazara Şiilerinin oluşturduğu ve İran tarafından desteklenen Hizb-i Vahdet, 6- Özbeklerin oluşturduğu Cünbüş-ü Milli’dir.

1994 yılının Kasım ayında kurulan Taliban,42 aynı ay içerisinde Kandahar, Laşkarga ve Hilmend vilayetlerini ele geçirmiş ve 1995 yılının Şubat ayına gelindiğinde Afganistan’daki 30 vilayetin dokuzunu kontrolü altına almıştır.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam