İncili Çavuş, Osmanlı elçisi olarak Fransa Kralı’na gönderildiğinde elbiselerinin bazı yerlerinde yama varmış. Kral bunları görünce dayanamamış ve
---Bana senden başka gönderecek adam bulamadılar mı?
---Osmanlılar adama göre adam gönderirler. Beni de sana göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek…
*** *** ***
Tarihimizde “Kafkas Kartalı” diye geçen İmam Şamil, binlerce Rus askerini birkaç arkadaşıyla yıllarca uğraştırmıştır. Üstad Şeyh Celâleddin Efendi’nin dizi dibinde “Tarık-ı Nakşibendiyye’nin âb-ı hayat pınarından kana kana içmek suretiyle maneviyatın zirvesine ulaşırken sol eliyle kullandığı kılıcıyla tek başına ordulara göğüs germek gibi bu dünyanın en büyük zevklerine de tatmaktan geri durmamıştır.
Az bir kuvvetle uzun yıllar sürdürdüğü mücadelesini esaretinden sonra da devam ettirmiştir. Ruslara esir düştüğünde Çar bir yemek tertipler. Yemek esnasında da,
---Kumandan, bu iştahla beni de yiyeceğinizden korkuyorum, deyince,
---Çar Hazretleri kaygılanmayınız. Ben elhamdülillah Müslümanım ve domuz eti yemem, haramdır, şeklinde cevap
*** *** ***
40 yıl imamlık yapmış, bir bölümünü ............ camiinde imam olarak sürdürdükten sonra emekli olmuş alim selim bir hocamızla sahilde oturuyorduk. Hocamız İslamiyet’i gerçek anlamıyla yaşıyordu. Kıyafeti kendisine itibar edilmeyecek görüntüsü veriyordu. Bana göre o bir pınardı. İnsanların o pınardan alacakları çok yudumlar vardı.
Genç ve sakallı birisi selam vererek yanımıza geldi. Tanıştık. Hocamız kendisini sadece ismiyle tanıtmıştı. Gelen genç kişi de müezzinlik yapıyormuş. Adamcağızı yaşlı ve köylü kılıklı görünce pek değer vermez havasını gördüğümü söyleyebilirim.
Konumuz namazda okunan surelerdi. Müezzin kardeşimiz hocayı imtihan etmeye kalktı. Adamcağızın karşısındakine öğretmek, kırmak veya üste çıkmak gibi bir niyeti yoktu. Müezzin ona her gün bir cüz okumasını önerdi. Söylediği ise surelerin Arap aksanıyla okunmasıydı... (Kırk yıllık kendini pazarlayan kadına süslenmeyi öğretmek gibi bir şey değil mi?)
*** *** ***
Şirket-i Hayriye’nin kuruluşu, Boğaziçi seyrüseferinde büyük bir inkılâp olmuştu. Böyle bir şirketin kurulması lüzumunu, ilk düşünenler de iki büyük Türk veziri sadrazam Keçecizade Fuat Paşa ile Adliye Nazırı Müverrih Cevdet Paşa’dır.
O zamanlar her ikisi de Babıâli efendisi olarak anılıyormuş. Bir yaz Bursa’ya gitmişler. Kaplıcada bellerinde peştamal, havuz kenarına oturup sohbet ederlerken söz, Boğaz sefalarına, oradan da Tersane vapurlarının intizamsızlığına gelmiş.
İki genç adam heyecana kapılmışlar. Hemen kaplıcanın soğukluğuna çıkıp hamamcılardan bir hokka, kâğıt ve kalem istemişler. Boğaziçi’nde vapur işletmek için kurulacak bir şirketin ilk nizamname müsveddesini kaplıca soğukluğunda ayaklarında nalın, bellerinde peştamal ve çıplak hamam kılığıyla yazmışlar. Siraküzalı Arşimed’in hamamda bulduğu meşhur kanunun bizdeki versiyonu…
*** *** ***
: “Madamın biri ay tutulduğunu gördüğünde dürbünüyle seyretmeye niyet ederek Rasathaneye gitmeye karar verir. Ancak vakit geçmeye başladığından hizmetçiler madama “aman efendim çabuk olunuz. Ay kurtulmak üzere olduğundan sonra göremezsiniz” diye uyarıda bulunurlar. Madam;
---Zararı yok, Rasathane müdürü dostum bir zattır. Kendisine edeceğim rica üzerine yine tutturur ben de seyrederim, cevabını verir. (Diyojen dergisi, 24 Mayıs 1872).