SON DAKİKA
reklam
reklam

Van Havzası’ndan esintiler

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 13 Haziran 2023, Salı - 23:13   Okunma Sayısı:

Van bölgesi

    M.Ö. 6’ncı yüzyıla kadar Asurlu-Urartu mücadeleleri, İskit istilâları ve Medlerin saldırıları durmak bilmemiş Van Havzası’nda... Sonunda Urartu devleti, İran'dan gelen Medler tarafından yıkılmış, bölgeye Ahamenişler gelmiş. Van Gölü Havzası’na 11’inci yüzyıldan itibaren Türkmenler yerleşmeye başlamış, sonra da Selçuklulara, İlhanlılara, Celâyirilere Karakoyunlara ve Akkoyunlulara yurt olmuş. 1500 yılından itibaren şehirde Osmanlı-Safevî kapışması başlamış ve şehir 1534-35 Irak Seferi ile Osmanlı egemenliğine geçmiş. Osmanlıların batıya doğru seferlere yönelmesi üzerine tekrar Safevî boyunduruğuna geçen Van, 1548'de bir daha el değiştirmemek üzere Osmanlı egemenliğine girmiştir.

İlk tayin yerim

    Benim subay çıktığım zaman ilk tayin edildiğim yer Van-Erciş idi.  1976-1978 yılları arasında eğitim, denetleme, bakım ve atışlarla kışla içi faaliyetlere; törenler ve özel görevlerle (Tatvan’dan teçhizat ve melbusat alımı)  kışla dışı faaliyetlere yönelmiş, sefer görev yeri tatbikatlarında coğrafyanın askeri harekâta etkilerini incelemiştim.

    Kalan zamanlarımda Zilân İsyanı, Ahlat mezarlığı, müzeler, arkeolojik buluntular hakkında kitap ve belgeler okuyor, geziler yapıyordum. Böylece halkımızın ve bölgenin kültürel yapısını inceliyordum. Bu incelemelerimle ilgili daha önce çıkarttığım “Bir Avuç Gökkuşağı” isimli şiir kitabımda da yer vermiştim.

    Sonraki yıllarda derin arkeolojik kazı ve araştırmalar, akademik yayınlar, havadan dronlu çekimler, GPS ile alınan koordinatlar ve son baskı haritalar daha geniş kapsamlı bilgi sahibi olmaya itmiştir beni…  

Edremit’in yeri

    1976 yılında Piyade Okulu’nda gideceğimiz yerler için kura çekiyorduk. Bir arkadaşımız Edremit’i çekince onun ne kadar şanslı olduğunu düşünmüş ve tebrik etmiştim kendisini. Ege Denizi’nin Anadolu kıyılarında Edremit Körfezi ile Kaz Dağları arasında Balıkesir’in ilçesi olarak biliyordum Edremit’i… Doğru biliyordum ama Van Gölü’nün doğusunda da Edremit olduğunu sonradan öğrenmiştim.

    Edremit, Van Gölü’nün kıyısında güzel bir ilçe olmasına rağmen çimento fabrikasının yarattığı olumsuzluklara göğüs germek zorundaydı. Buraya ilk defa 1976’nın Ekim ayında gitmiştim. Çimento santralinin yetersiz filtrasyonu nedeniyle gölün üzerine adeta çimento yağıyor, hava ve civardaki bitki örtüsüne zarar veriyordu.

Edremit ile ilgili özellikler

    Van Gölü, Türkiye’nin en büyük ve en derin gölüdür. Yüksekliği 1646 metre olup yüzey alanı 3.712 km2’dir. Kıyı uzunluğu yaklaşık 400 km, derinliği 450 metredir. Suyu sodalı olduğu için yeşil hâkimdir. Günün farklı saatlerinde değişik renklere bürünür.   

    Tuzla Piyade Okulu’nda sabah sporlarında “Edremit Van’a bakar” anonim türküsüyle koşu yapardık. Türkünün ikinci mısraını “İçinden çaylar akar” diye söylüyorduk. Oysa doğrusu “İçinden Şamran akar” şeklindeymiş.[1] Oraya gidince öğrenmiştim.

    Edremit’te bir kale bulunmaktadır. Kaleye Edremit Kız Kalesi veya Kıztaşı Kalesi de denilmektedir. Bir yükselti üzerinde bulunmaktadır. Van Gölü’nü, Edremit'in yeşilini, akşam güneşin batışını en güzel şekilde buradan izlemek doyumsuz bir haz verir insana. Dilkaya Höyüğü de bu alanda ve Van Gölü’nün kıyısına yakın bir kumul yükseltisi üzerindedir. Yakınında Milât’tan çok önceki yıllara ait bir mezarlık da bulunmaktadır.

Feribot seyahati

    Van-Tatvan arasında feribotla seyahat edilebiliyordu. 1977 yılının 28 Nisan günü devre arkadaşım Şener Saygın ile Van’dan saat 04.00’te feribota binmiş, güneşin doğunu seyretmek üzere Tatvan’a doğru hareket etmiştik.  İçeride sıcak çaylarımızı içerken Şener, bölgenin tarihi hakkında kısa bilgi vermişti. Yaklaşık 4,5 saatlik bir zamanımız bu okyanus yavrusu göl üzerinde geçecekti. Feribotun açık alanına çıktık. Bacanın yanında Şener,

    ---Bölge sürekli çalkalanmış, bu mücadeleler sırasında mimari yapılar da zarar görmüş. ‘El yumruğu yememiş olan kendi yumruğunu demir muşta sanır’ derler. Bu bölgede asker, erzak, cephane ve top nakli, sallarla yapılan su geçişleri, atlı birliklerce sahillerde yankılanan nal sesleriyle inlemiş. En son I. Dünya Savaşı’nda Ruslar Van Gölü Havzası’na inmişler. Halbuki Osmanlı yönetimi bırakalım Ruslara karşı direnmeyi, dünyayı bile titreteceğini söylemiş, ama bu güzel havzanın işgal edilmesini önleyememiştir.

Kıyı şeridindeki Edremit’in doğal güzelliklerini ve tarihiyle kendini gösteren mimari yapılarını ayağa kaldırmak yerine hemen kıyıda çimento fabrikasını kurmuşuz.  Evliya Çelebi, Bağdat, Musul, Van ve Diyarbakır bölgesinde çok sayıda su değirmeninden bahseder ve bunların gündelik hayattaki önemini belirtir. Peki, nerede bu değirmenler? İzleri bile kalmamış.

Albrecht Dürer, “ Sanat doğanın içindedir, sanatçı bunu oradan çıkarabilendir” demiştir. Avrupa’nın yetenekli insanları buralara gelmiş olsalardı, buradaki doğanın içinden çok şey bulup çıkarabilir ve sanatçı ünvanını kazanmış olurlardı” demiştir. Ben de düşüncelerimi şöyle söylemiştim:

    --- Şener bu konuda sana katılıyorum. Ülkemize matbaanın 1727 yılında girmiş olmasının yanı sıra resim sanatının da 19’uncu yüzyılın başlarında ele alınması bu bölgelerin tanınmamış olmasının nedenlerinden biri olarak ele alınabilir. Yenilikçi Padişah II Mahmut, 19’uncu yüzyıl başlarında kendi portresini yaptırıp resmi dairelere astırmış. 1827’de Askeri Tıbbiye, 1834’te Mekteb-i Harbiye’de resim dersleri konulmuş. Mekteb-i Mülkiye’de, Galatasaray İdadisi’nde ve Darüşşafaka’da da resim dersleri programlara alınmıştır. Osmanlı ressamlarının çoğu asker kökenlidir. Bir görüş olarak ben de bunları ifade etmek istedim.

    ---Haklısın. Ancak Osmanlı devleti bu bölgelerde otoriteyi tam sağlayamamış, ekonomik güçlendirme ve kalkınmayı kendi elinde tutamamıştır...

    Konuşmamıza ara vererek çaylarımızı içmeye devam ediyoruz. Güneşin ilk ışıkları gölün üzerinde yansımalar yapmaya başladı. Muhteşem bir görüntü. İlk görev yerine giderken Şener de benim gibi kitaplar götürmüş yanında. Geminin kaptanı Suphi Bey yanımıza geldi. Bir süre de onunla konuştuk. Gece uğuldayan feribotun makine sesleri yerini suların yarılmasından çıkan seslere bırakmıştı. Anılarımızdan bir tutamı sizlerle paylaştık. Yıllar sonra buraları yine görmek nasip oldu bizlere.

 

 

[1] Şamran (Menua) Anadolu ve dünya su mühendisliğinin bir harikası olan ve 51 km uzunluğundaki sulama

   kanalıdır. Kral Menua (MÖ 810-786) tarafından kızı Tariria için bugünkü Edremit’in güneybatısında

   Kadembasti (Uğurlu Yer) mevkiinde yapay teraslar halindeki asma bahçeleriyle adeta süslenmiştir. Kanal,

   Urartu mimari eserlerinin en güzellerinden biridir.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam