Takıntı dürtüsü elimizde
olan bir his değildir ve kişiyi
bunaltan düşüncelerdir. hatta
kişi o kadar bunalır ki; bu dü-
şünceleri zihninden atabil-
mek ve rahatlayabilmek için
saçma denilebilecek davra-
nışlar sergileyebilir. "herşeyi
kafaya takmak" diye bir
cümle vardır. Biz bunu en
fazla yaşayan milletiz belkide.
Uzmanlar sebep olarak bilim-
sel verilere dayandırsa da
bizler en çok etrafımızdaki insanlardan kaynaklandı- ğını biliriz. Bu hastalığı düşünceye dayandırırsak çev- remizdeki insanların davranışlarından kaynaklandığını biliriz. ama bazılarımız bir düşünceye değilde bir eş- yaya ya da başka bir metaryale takıntı duyabilir.
Bizleri takıntıya sürükleyen en büyük etkenlerin ba- şında "Ben şunu yaparsam ya da ben şunu söylersem başkası ne der" düşüncesi geliyor.
aslında yanlış olan ama kendilerine göre doğrula- rını kabul ettirme çabaları insanı tam bir obsesif yapar. Bundan sonrasında da siz hasta görünümlü olursunuz ve sizi bu duruma sokan kişiler hiçbirşey yokmuşca- sına hayatlarını sürdürmeye devam eder. aslında tek etrafımızdaki insanlar yüzünden de değil bu kişinin kendine ben ne kadar güçlüyüm hayata karşı deme- siyle de ortaya çıkar. Yani demem o ki kendini gerçek- ten önemsemeyen ve herşeye boyun eğme durumunda ki insanlar bu duruma daha çabuk düşü- yor. Takıntılı olmakta yaşanılan hayatların ultra lüks ol- mamasının yada birbirini kıskanma dürtüsünün aşırı olması da sebeplerin arasında gösterilebilir. "neden onun varda benim yok, niye ben alamıyorum.?" gibi sorular kafada oluştukça takıntılar daha da fazla baş gösteriyor. Oysa uzmanlarında dediği gibi başkalarının ne dediğini ne yaptığını düşünmeden yolumuza devam etmeliyiz. Boşvermeyi bilmek lazım bazende, bir bakarsın herşey yolunda gitmeye başlar.