Toprak gaspı, savaşlar, ekonomik servetlere el koyma, iktidar sahiplerinin kendi halkına zulmetmesi, kuraklık, açlık, çatışma vb sebeplerle insanlar, yurtlarını ve evlerini terk etmek zorunda kalıyor. Bu insanların sayısı her yıl giderek artarken ev sahipliği yapan veya sığınılan ülkeler de bazı sıkıntılar yaşamaktadır.
İnsanlar, geçimini temin etmek veya daha iyi geçim şartlarına kavuşmak ya da ileri seviyede öğrenim imkânları elde etmek için ülkelerini terk ediyorlar. Bunlar göçmen olarak kabul ediliyor. Oysa sadece yaşam hakkını korumak ve sürdürmek amacıyla vatanlarından kopan ve bir ülkeye sığınanlar (sığınmacı, mülteci), göçmenlerden farklı bir durumdadır.
Geçmişte Arakanlı mültecilerin şiddet olaylarından kaçarak sığındığı Bangladeş’teki Balukhali mülteci kampı, Somali’de iç mültecilerin bulunduğu bölge kampı, Orta Afrika Krizi sebebiyle göç etmek durumunda kalanların yaşadığı Çad’ın Sido mülteci kampı gibi kamplar sıkı kuralların ve yokluğun yaşandığı son kamplardır.
Avrupalı liderlerin bakışı
AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, 18 Şubat 2016 Perşembe günü yapılacak AB Zirvesi öncesinde Romanya’da Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmede AB’nin önündeki iki büyük krizin İngiltere’nin ayrılması süreci ve göçmen krizi olduğunu belirterek sorunların yönetilememesi halinde AB’nin dağılabileceğini söylemişti.
AB’nin geleceğinin tehlikede olduğunu ve Avrupa değerlerinden taviz veremeyeceklerini belirten Donald Tusk, Avrupa’ya göçlerin Türkiye ile yapılacak bir anlaşma ile azalacağına dikkat çekmiştir.
Macaristan Başbakanı Viktor Orban, 2016 yılında mecliste yaptığı konuşmada “Macaristan 2015 yılında göçmenlerin baskısı altındaydı. Günde binlerce kişi yasa dışı yollardan sınırı geçti. Göç ve göçmenler Avrupa'ya karışıklık, kaos, suç, terör eylemleri ve korku getirdi” şeklinde konuşmuştur. Orban daha önceden de “Müslüman mülteciler, Avrupa’nın Hristiyan değerlerine zarar veriyor. Biz, ülkemizde çok sayıda Müslüman nüfus istemiyoruz. Avrupa’nın her geleni alacak durumu yok." demiş ve sınır güvenliğini arttırıcı tedbirler alacaklarını belirtmişti
Avrupa’nın Kriz ve korkulara çözüm önerileri (!)
- Geçmişte AB dönem başkanlığını yapan Hollanda, Yunan adaları üzerinden Avrupa’ya
giren göçmenlerin gemiye bindirilerek derhal Türkiye'ye geri gönderilmesini öngören bir plan üzerinde çalışmıştı.
- Danimarka’da hükümet, mültecilerin değerli eşyasına el konulmasına izin veren yasa
tasarısını onaylamıştı.
- İsveç İçişleri Bakanı,2015 yılında İsveç’e 163 bin kişinin sığındığını, bunlardan 80 bine
yakın miktarın birkaç yıl içinde kiralık uçaklarla ülkelerine gönderilebileceklerini ya da Dublin Düzenlemeleri uyarınca, ilk sığınma talebi yaptıkları AB ülkesine teslim edileceklerini açıklamıştı.
- 27 Kasım 2015 tarihli basın haberlerinde ise, Hollanda’da Devlet Konseyi isimli kuruluş,
hükümetin göçmenlerin sığınma talebini reddetmesine; ancak evine gitmek istemeyen göçmenlere yiyecek ve barınak vermeme uygulamasına yasal destek vermişti. Üst mahkemeye gönderilen yazı karşısında Hollanda üst mahkemesi de hükümetin sığınma başvurusu reddedilen göçmenlere yiyecek ve barınak verilmemesi yönünde başlattığı uygulamayı haklı bulmuştu.
Suriye Krizi’nde yaşadığımız acılar
18 Mart 2016’da AB ve Türkiye arasında imzalanan mutabakata göre, Avrupa’daki düzensiz göçmenler ve sığınmacıların Türkiye’ye geri gönderildiği, anlaşma dolayısıyla da Türkiye’nin AB’ye girmeye çalışan yaklaşık 4 milyon Suriyeliyi kontrol ettiği bilinmektedir.
Başlı başına bir dert olan mülteciler, Türkiye’nin iktisadi sistemine bir ağırlık olarak çökmüş, güney sınırımızdaki akraba bağlantılarına acılar yaşatmıştır. Büyük şehirlerimizde yaşanan yokluk ve sefalet görüntüleri, Batılı gazetelerde ve ekranlarda yer almıştır. Güney illerimizde yerli halkla mülteciler arasında zaman zaman çekişme ve geçimsizlikler yaşanmıştır.
AB, Türkiye’deki mültecilerle ilgili olarak;
**Mültecilerin Suriye’deki insan hakları koşullarından dolayı geri yollanmasının pek olası görmemektedir,
**Yasa dışı göçü idare etmek için Türkiye’ye ihtiyaç duyulduğu bir gerçektir, şeklinde düşünmektedir.
Her iki hal için de AB’yi tedirgin eden konu, Türkiye’de mülteci konusundaki çıkışların toplumun desteğini almak amacıyla yapıldığı varsayılsa bile ülkelerine dönmek istemeyen mültecilerin batıya doğru akın etme olasılığının yüksek olduğudur.
Siyasi manevraları gayet iyi bilen AB yetkilileri, Türkiye’deki seçimleri yakından takip etmiş, iktidarın el değiştirebileceğini de düşünerek Millet İttifakı’na destek vermeyi ağzından düşürmemişti.
Batılıların endişelerinde ana nedenler İslam korkusu ve terör olgusudur. Kendi ülkelerinin ekonomik dengelerinin ve toplumlarının nüfus yapısının bozulmasından da kaygı duymaktadırlar.
Göçmenlerin geriye sürülmesi konusunda Avrupa devletlerinin aldıkları kararlar tiyatroya konu olabilecek türden. Avrupa mültecilerin barınma derdinden ziyade mültecilerden arınma derdine düşmüş durumdadır.