Roma İmparatorluğu, Ege bölgesinde hükümran olunca (M.Ö. 27-M.S. 395) Doğu Helen uygarlığıyla tanışmış ve harmanlanmıştır. Agora, stoa, gymnasion, amfiteatr, odeion, kütüphane, çeşme ve hamamlar gibi yapılar yeniden harmanlanmıştır.
Roma yapılarındaki özellikler
**Zafer anıtları (Anadolu’da pek azdır.)
**Amfiteatrlar
**Üstü kapalı yaya yolları
**Yapılarda ısıtma kanalları
*** *** ***
Tokat’ın köylerinde nazarlık olarak at ve eşek nalı sıkça kullanılır. Nalın bulunmadığı durumlarda nal şeklindeki madenlerden ya da üzerine mavi boncuk yapıştırılmış plastik nallardan yararlanılır. Bunlar genellikle evlere, arabalara asılır.
Asıl eşek veya at nalları da birkaç boncukla beraber hayvanların boyunlarına takılır. Adana, Mersin, Hatay, Şanlıurfa ve Gaziantep illerinde de evlere at nalının asıldığı görülür. Nazarlık olarak kullanılan nal, şekil bakımından kimi zaman kaşlarla beraber bir göze benzetilir. Dolayısıyla kem gözlerin bakışını kendi üzerine çekerek nazarı önlediğine inanılır.
*** *** ***
*Avlulu Anadolu evinin özelliklerinden biri de avlunun bir köşesinde veya ev olarak kullanılan mekânın alt tarafında ahırın bulunmasıdır. Avluya veya büyük evlere giriş öncesinde enikli (yavrulu) kapı bulunur. Yüküyle birlikte bir hayvanın gireceği kapı büyük ve geniştir. Büyük kapının ortasında bir insanın girebileceği boyutlarda ve daha küçük olan kapıya enikli kapı denir. Bu şekildeki kapılara Urfa’nın eski evlerinde rastlanır.
*Yine aynı yöremizde hayvanıyla şehre, tarlaya, pazara gidecek insanlara inme ve binme kolaylığı sağlamak için binek taşı yapılmıştır. Yaşlısı ve hastası olan evlerin binek taşları basamaklı da olabiliyormuş. Pazar yerinde ise genel olarak bir iki binme taşı bulundurulurmuş. Böylece batıda mimarî eserler arasında sayılabilen sadaka taşı, hamal taşı, nişan taşı, kitabeli ve bebekli mezar taşı, kıble taşı gibi özellik arz eden taşlara binek taşı kavramı da eklenmiş olmaktadır.
* Kapı tokmak büyük ve küçük tokmak ve üzerinde yük varsa evde bekâr kız var demekmiş.
*** *** ***
Geçen hafta “Van Havzası’ndan Esintiler” başlıklı bir yazı yazmıştım. Bu yazıda Edremit ilçesinin batıda Ege kıyılarımızda Ayvalık yakınlarında olduğunu sanıyordum. Van Gölü’nün doğusunda da bir Edremit olduğunu belirtmiştim.
Evliya Çelebi ile hemen hemen aynı dönemde Gümüşhane’yi görmüş olan Kâtip Çelebi “Cihannüma” adlı kitabının “İçindekiler” bölümünde “Kaza-i Urla, bir başka adıyla Gümüşhane” diyor.
Aynı kitabın 423’üncü sayfasında Erzurum nahiyelerini sayarken;
“Vadi-i Rank, 8Harşit Vadisi olacak) Urla bir güzel kazadır. Yakınında gümüş olmağla (olmakla) Gümüşhane dahi derler” demiştir. Yani Ege’nin isimlerinden bir bu kez Doğu Anadolu illerinden birinin adı olarak karşımıza çıkıyor.
*** *** ***
İzmir’in Tire ilçesinde maden sanatının ince işçiliğiyle şekiller verilen kapı tokmakları, evdeki özel hayata ilişkin mesajlar da içerir. El biçimli tokmakların evde yaşayan kişilerin medeni halini yansıtır.
Ellerin üzerinde yüzük figürleri yer alabiliyor. Yüzük, yüzük parmağındaysa evde herkesin evli olduğunun göstergesidir. Orta parmakta yüzük bulunan tokmaksa, evdeki yaşayanların nişanlı olduğunun işaretidir.
Hiç yüzüksüz olan el tokmakları, evde hâlâ bekâr kadın yaşadığının göstergesidir. Tokmaklarda bulunan eller ise iyiliği, bolluğu ve bereketi simgeleyen nar gibi meyveleri tutar. Gelen misafirin içeridekilerle ilk teması da bu bereket sembolüne dokunmakla başlar.