SON DAKİKA
reklam
reklam

Fransa ve Athena filmi

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 3 Temmuz 2023, Pazartesi - 22:18   Okunma Sayısı:

    Fransa’da bugünkü olayların senaryosu bir asır öncesinden öncesinde Polinezya Adalarından Afrika’ya kadar geniş bir alanı kapsayacak şekilde yazılmıştır. Terör örgütlerini yaratarak onlardan medet uman, karşı tarafta kaygı ve şüphe uyandıran ülkeler safında yer almıştır. Avrupa’da korkularla beslenen aşırı sağ, merkez sağ ve merkez sol partiler, halkın korkularını azaltacak  politikalar belirleyememiş hatta İslamofobinin tavan yapmasına sebep olmuştur. Gündemde en çok korku, son olayların sahnelendiği Fransa’da yaşanmaktadır. Bir asırdan fazla zaman içinde terörün hep içinde olan Fransa, şimdi kargaşa ve siyasi huzursuzluklar yaşamaktadır.

 

    Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşması Fransa cephesinde gaz yapmıştı. Bu tavır ilk değildir. Tarihte Osmanlı Devleti’nin Rusya ile her yakınlaşmasında Fransa karşımızda yer almıştır. Geçmişte ne olursa olsun ama bugün olayları önleyemeyen bir hükümet işbaşındadır. Bizim ülkede en ufak kıpırdanışta bile “hükümet istifa!” diye bağırırlar… Macron bir kez daha düşünmeli mi acaba?

 

Dünün filmi bugünün gerçeği

    Etnik ve sınıfsal gerilim, Fransa’da çatışma potansiyelini her zaman var kılmaktadır. 2021’de Paris'in Évry-Courcouronnes banliyösünde çekilen İkonoklast ve Lyly yapımı 'Athena'  filminin bugünkü olaylara temel teşkil ettiği söylenebilir.

 

    Yönetmen Romain Gavras, insanın tarih boyunca bazen katlanarak bazen de isyan ederek yaşadığı ‘adaletsizlik ve kötülüğü’, yoksul Müslümanların oturduğu Paris banliyösünde geçen bir aile hikâyesi üzerinden anlatıyor.

 

    Paris’te çoğunlukla yoksul göçmenlerin yaşadığı bir banliyöler arasında Athena isimli bir banliyö yer alır. Bu banliyöde ise İris isimli 13 yaşında bir çocuk polis tarafından öldürülür. İdir’in iki abisinden biri Abdel, Fransız ordusunda askerdir. Kardeşinin ölümüyle çok sarsılsa da görevi ve kişiliği gereği sükûnetini korumayı başarır.

 

    Abdel (Dali Benssalah) ve Karim (Sami Slimane) Athena’daki trajedinin iki kahramanıdır. Abi Karim, daha genç ve çok öfkelidir. Kendisi gibi gençlerle birlikte Athena’yı işgal eder, kardeşini öldüren polislerin adı açıklanıncaya kadar savaşacaktır. Daha sonra ise öldürenlerin polis değil, polis kılığına giren aşırı sağcı bir grup olduğu anlaşılır. Ancak ortalıktan çoktan karışmış ve Athena devlete isyan etmiştir.

 

    Film ulusal basında kışkırtıcı, tüm sistemin yerle bir edildiği ve cesur bir yapım olarak tanıtıldı. Gilbert Collard gibi Fransız sağcı politikacılar, tanıtım yayınlanır yayınlanmaz tepki vererek filmden yaklaşan bir "iç savaşın" habercisi olarak bahsetmişlerdi.

 

Yönetmenin demeci

    Romain Gavras CNN’e verdiği söyleşide, hikâyenin ‘bir kıvılcımın nasıl savaşa, özellikle de iç savaşa dönüşebileceğini gerçek zamanlı olarak gösterdiğini‘ belirtmiştir. Gavras, “Bugün Fransa’da bir banliyöde geçiyor, geçmişte Truva Savaşı’nda geçmiş olabilir, gelecekte pekalâ içinde Elon Musk’ın da olduğu Ay’daki bir savaşta yaşanabilir” demek suretiyle filmin zamandan ve mekândan bağımsızlığını vurgulamıştır.

 

    Film, adının da çağrıştırdığı gibi Yunan tragedya kuralları dikkate alınarak çekilmiştir. Olaylar 24 saat içinde başlayıp bitiyor, aynı mekânda geçiyor ve ana karakterler üzerinden ilerliyor. Sahneler, kostümler ve müzik öyle ince hesaplanmış ki göz bugünün Paris’ini görürken zihinde ara ara antik Yunan’ı hissediyorsunuz.

 

    Gavras kendini ahlaki anlamda yalnızca inançlarına ve sinemaya sorumlu hissettiğini belirtmiş söyleşide. Sinemanın dünyayı değiştireceğine’ inanmıyormuş. Şiddet içeren filmlerin, video kliplerin, bilgisayar oyunlarının, rap müziğinin çocukları öfke ve isyana sürüklediğini söylemiş ve “Bence gerilim gerçek sorunlardan çıkar; eğitim gibi, parasızlık gibi… Filmler sinemayı değiştirir, dünyayı değiştirmez…” demiş.

 

    İşte bu son tümce yazının can alıcı noktası. Bizden de Gavras’a bir tavsiye: Sakın şu sıralarda Macron’un yanından geçme!

 

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam