Söylenenler onun, anlatılanlar sizindir. Bu başlangıç sözü Türk Musevi Cemiyeti Onursal Başkanı Bensiyon Pinto’ya aittir. Bensiyon Pinto, 1936 yılında Kuledibi, Büyük Hendek Caddesi, Menda Kohen Apt. No: 73 Da: 6’da dünyaya gelmiş… Kendi tabiriyle öz be öz Türk; ama Musevî dininden. Şimdi rahmete ermiştir. Huzur içinde yatmasını dilerim.
Anlatılarını “Anlatmasam olmazdı başlığıyla yayımladığı kitap, Tülây Gürler’in derlemesiyle ilk baskısını Eylül 2008’de yapmıştır. (Doğan Egmont Yayıncılık ve Yapımcılık Tic. A.Ş.)
Bensiyon Pinto’nun hayatından kesitler
Başkanlığını yaptığı Türk Musevî Cemaati’nden 18 Haziran 2004 tarihinde ayrılmış. Anılarını topladığı kitabının adı “Anlatmasam Olmazdı”dır. Kendisiyle tanışma fırsatım olmadı; ama umarım bu isteğimi kabul edecektir.
“Geniş toplumda Yahudi olma”yı anlatırken yine kendi söylemiyle Türkiye’de azınlık sözcüğüne her zaman karşı çıkmış, bunu da çeşitli platformlarda dile getirmiş bir kişi Bensiyon Pinto… Azınlık tabirini siyasî kalıbından çıkararak “dinî azınlık” boyutuna çekmiş. Bu algıyı kendi cemaatine de yansıtmış.
Kitabı bir çırpıda okudum ve ilginç yaklaşımlar tespit ettim. Örneğin; Yahudi toplumunun dünyanın değiştiğini geç anlamasını ve bunun sancılarını yaşamasını Türkiye’de geniş toplumun üzerine yıkmasının pek de âdil bir tutum olmadığını söylüyor.
Başka tespitler
Babasının iki kez askerlik yapmasını ve kendisinin askere gidişini ilginç bir yaklaşımla ele almış. Anlattıklarının benzerini 1976 yılında Erciş’teki birliğimde askerlik yapan Ermeni asıllı Nazar isimli askerimde gözlemlemiştim. Geniş toplumun kurallarına entegre olmuş bir Ermeni vatandaşımızın minyatür dairevî alanda (birlikte) kurallar bütününe ayak uydurmasının zorluklarını görmüştüm.
1934 yılının haziran ayında başlayan ve 18 Temmuz’a kadar devam eden Trakya olayları sırasında 13.000 Yahudi’nin İstanbul’a göç ettiğini annesinin ağzından anlatıyor:
“Çanakkale, Edirne, Tekirdağ, Keşan, Uzunköprü ve Kırklareli’nde pek çok ev yağmalanmış, insanlar hırpalanmış ve evlerinden gitmek zorunda bırakılmıştır. Bunun sebebi, o dönemde iyice güçlenen aşırı milliyetçi tutumlardır…”
Varlık Vergisi
1943 yılında konulan “Varlık vergisi” bir sabah kapılarını tıklatmış. Dedesinin Menda Kohen Apartmanındaki evine giren maliye memuru salonun ortasına kadar yürüdükten sonra,
---Yahudi, sen bu parayı niye ödemiyorsun? diye sormuş.
Dedesinin üç katlı bu apartmandaki hissesinin % 50 olduğunu, bu vergi nedeniyle herkes gibi kendilerinin de korktuğunu anlatıyor kitabında…
Peki, neydi bu korkuya sebep olan?
II. Dünya Harbi olanca şiddetiyle devam etmektedir. Polonya’yı işgal eden Almanya, Avrupa’da Yahudilere etmediğini bırakmadığı gibi, Auschwitz toplama kampında gaz odalarını inşa etmiştir.
Afrika’da Derne’yi ele geçirdikten ve uyguladığı “Yıldırım Harbi” kurallarıyla Benelüks ülkelerini, Norveç kıyılarını işgal ettikten sonra güçlü tank ve zırhlı birlikleriyle 8 Kasım 1942’de Fransa’nın güneyini işgal etmiştir. Doğuya yönelen Alman birlikleri Stalingrad’da Ruslarla çetin muharebelere tutuşmuştur.
Daha sonra Balkanlara sarkan Almanya, Romanya, Yugoslavya ve Yunanistan’ı işgal etmiştir. İngiliz ve Ruslar, petrol yataklarının güvenliği için İran’a girmişlerdir. Suriye ise İngiliz, Avustralya, Hindistan, ve Hür Fransız birlikleri tarafından işgal edilmiştir.
Nazi tehlikesi artık sınırlarımızda, Türkiye doğudan batıya ateş çemberi içindedir. Zamanın Türk hükümeti, sınırlarının delinmesini önlemek amacıyla bir milyonluk orduyu silah altında bulundurmaktadır. Dünya harp halinde olduğuna göre hangi finans kuruluşundan kredi alabilirdiniz? Size kim borç verebilirdi? (Devam edecek)