SON DAKİKA
reklam
reklam

Anlatmasam olmazdı (Bölüm II)

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 13 Temmuz 2023, Perşembe - 21:36   Okunma Sayısı:

Varlık Vergisi Kanunu

Türkiye bir delinin çılgınlığına maruz kalmamak için kendi tedbirlerini almaya karar verir ve Varlık Vergisi Kanunu’nu çıkarır. Saraçoğlu hükümetince 9 Kasım 1942’de TBMM’ye gönderilen bir düzenleme iki gün sonra oy birliğiyle kabul edilir. 12 Kasım 1942’de 4305 sayı ile Resmi Gazete’de yayımlanır 17 maddelik bu kanun… Büyük çiftçiler, yüksek gayrimenkul sahipleri ve şirket ortakları bu kapsamda vergilendirilecektir.

Görünüşte herhangi bir dinî veya etnik grubu hedef almasa da pratikte durum farklıdır. Bu kanunla Türkiye’de yaşayan Rum, Ermeni ve Musevi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sermayeleri, mülkleri ve servetlerine ağır vergiler getirilir.

 

Servet Tespit Komisyonları

Kimin, ne kadar vergi ödeyeceğine karar vermek üzere Servet Tespit Komisyonları kurulmuş, ağır vergi oranlarını ödeyemeyen vatandaşlarımız, mallarının çoğunu ucuz fiyata satmak yolunu tercih etmişler, 

İlk ödemelerin 4 Ocak 1943 tarihine kadar yapılması gerekiyordu. Ödeyemeyenlere bir hafta veya 15 gün daha süre verildi. Artan faizler de söz konusu olunca birçok aile iflâs etmişti. Pek çok haksızlık yaşanıyordu.

1942 yılının sonunda ve 1943 yılının başında İstanbul’da -özellikle Beyoğlu’nda- gayrimüslimlere ait binlerce mülk el değiştirmişti. Borcunu ödeyemeyenler, 27 Ocak 1943’ten itibaren 1400 gayrimüslim belediye hizmetlerinde çalışmak için Erzurum’daki çalışma kamplarına gönderilmiş, 6 Ağustos 1943’te ise Aşkale’dekilerin bir kısmı Eskişehir’e gönderilerek taş kırıp yol inşaatında çalıştırılmışlardı. Varlık Vergisi, Türkiye çapında 114 bin 368 kişiye uygulanmış, toplam 314 milyon TL civarında vergi toplanmıştır.

 

Pinto’nun anlattıklarına devam

… “İlkokulda 40 kişilik bir sınıftaydık. Türkçe anadilimizdi, İbranice atadilimiz. Beden eğitimi dersiyle aram iyiydi. Ders aralarında zil çalınırdı. Bu görev öğrencilere verilmişti. Ben dersin bitmesini sabırsızlıkla bekler, zili çalmak için koşardım. Bu kocaman kampanayı sağa sola sallamayı çok severdim. Adım ‘zil budalası’na çıkmıştı…

… Takla atmayı sevmez ve ne zaman takla atılacaksa oradan toz olurdum. Bu nedenle birçok kez “tek ayak cezası” almış, kapının arkasında 45 dakika durmuştum…”

 

Çocuk saflığıyla kitaba geçen bu güzellik, bizim kuşaktan da çok kişinin başına gelmiştir. Ortaokul yıllarımda pergelle dayak yedikten sonra tek ayak cezası alan birisi olarak bunun ne anlama geldiğini gayet iyi biliyorum.

Pinto Bey kitabının satırlarından tekrar ışık saçmaya devam ediyor: “… Yaz aylarında elektrik piyasasında çıraklık yapmaya devam ettim… Sabah dükkânı açar, süpürür, patronun masasını temizlerdim…”

Galatasaray takımında futbol oynamayı çok arzulamış Pinto Bey.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam