Dünya genelinde son üç yıl her ülke için ekonomik açıdan unutulmayacak olayların yaşanmasına sebep oldu. Öncelikle dünyayı kasıp kavuran korona virüs salgını, Rusya Ukrayna savaşının bilhassa Avrupa ülkelerinde yaratığı olumsuzluklar akıllardan çıkmayacak gibi gözüküyor.
Yaşanan olumsuz gelişmelerden biz de ülke olarak oldukça etkilendik. Tüm Avrupa ülkeleri enflasyonla mücadele ederken bizde Avrupa ülkelerinden en az sekiz on kat daha fazla enflasyon yaşandı ve halen yüksek enflasyon hepimizin yaşamını etkilemeye devam ediyor.
Yerli ve milli paramızın değeri ise uzun yıllardan bu yana düşme eğilimine girdi ve değer kaybı bugün de söz konusu. Geçtiğimiz günlerde hazine ve maliye bakanımız Sn. Nurettin Nebati ’den paramızın değersizliğinin yerli sanayiye katkı sağlayacağını içeren bir açıklama geldi. Yerli ve milli paramızın değeri ancak ihracatçı aşısından olumlu karşılanabilr.Çünkü döviz kurları ne kadar yüksek olursa ihracat da artış trendine girecek, yurda döviz girdisi sağlanacak ve döviz stoklarımız artacak demektir.T.C.Merkez bankasının döviz rezervleri yeterli olduğu zaman döviz kurlarının kontrolu T.C. Merkez bankasının diğer bankalar aracılığıyla piyasaya müdahale etmesi suretiyle sağlanacaktır.İhracat,ülkenin gelişmesinde ve ekonomik büyümenin gerçekleşmesinde en önemli etkenlerden biridir ama halkın fakirleşmemesi daha da önemlidir.
Ancak madalyonun öbür yüzü daha büyük önem arz etmektedir. Türk Lirası değer kaybettiği zaman enflasyon yükselmekte, hayat pahalılığı artmakta, halkın alım gücü düşmektedir. Yani halkımız yoksullaşmaya doğru gitmektedir. Bu açıdan baktığımızda yerli ve milli paramızın değer kaybı en çok halkımızı olumsuz yönde etkilemektedir. İhracat da gelişmeli ve artış trendini sürdürürken halkımız da fakirliğe, yoksulluğa itilmemeli bunun bir dengesi mutlaka bulunmalıdır. Ülkemizde döviz kurları ile enflasyon paralel yükselmektedir.
Yukarıdaki grafikte son 20 yılda paramızın sürekli değer kaybettiği görülmektedir. Fakat son iki yılda ise bu yükseliş anormal derecede gerçekleşmiştir. Uygulanan ekonomi modelinin bir ögesi olan faizlerin düşürülmesi sonucu döviz kurları enflasyonla birlikte yükselişini sürdürmüştür. Üretim odaklı ekonomik büyüme modelinin kesinlikle desteklenmesi gerekir ama uygulamada birtakım hataların yapılması hedeflere ulaşmayı zorlaştırmıştır. Örneğin faizlerin düşmeye başladığı 2021 yılı eylül ayında politika faizi %19, enflasyon %19 idi. Bugünkü durumda Faizler %9 a düşerken enflasyon da %65 e kadar yükselmiştir.
Yılbaşından bugüne kadar geçen kısa sürede dahi paramızın değer kaybı devam etmiştir. Kolombiya Pesosu yüzde 7.38, Şili Pesosu yüzde 6.76, Rus Rublesi yüzde 6.72, Tayland Bahtı yüzde 5.28, Macar Forinti ise yüzde 4.4 kazançla ilk beşte yer aldılar. TL ise dolara karşı kaybeden beş para birimi arasında yer aldı. Para birimlerinin dolara karşı 2023 performansında Arjantin Pesosu yüzde 4.42 değer kaybıyla ilk sırada yer aldı. Yıl başından bu yana Güney Afrika Randı yüzde 0.91, Peru Solü yüzde 0.79, Türk Lirası yüzde 0.53, Hong Kong Doları ise yüzde 0.35 değer kaybetti.
ABD Merkez Bankası'na ilişkin faiz artırım beklentilerinde görülen törpülenmeye paralel yıl başından bu yana dolar cinsi varlıklar da zayıflıyor. Bu zayıflama, gelişmekte olan ülke para birimlerine pozitif olarak yansırken iyimserlik Türk Lirası'na yansımıyor. Birçok gelişmekte olan ülke yeni finansal yatırım eğilimlerine uymak için faiz oranlarını artırırken Türkiye gelişen ülkelerdeki getiri rekabetinin de gerisinde kalıyor. Türkiye'de uygulanan para politikası, negatif reel getirileri (- % 55.2) standart dışına iterek, TL cinsi tasarruf tutmayı çok zorlaştırdı.
Yerli ve milli paramızın değer kaybetmesi, uzun yıllardan bu yana verdiğimiz dış ticaret açığı en büyük etkendir. Çünkü üretmeden tüketiyoruz anlamına gelmektedir.
Ekonomist