Tünaydın gazetesinde yazı yazmaya başladığım 2014 yılından beri çalışma arkadaşlarımın tamamını yakından görmeyi, onlarla sohbet etmeyi, özellikle çok genç yaşta üniversiteyi bitirerek gazetemize giren ve iş hayatını öğrenmek isteyenlerle birarada olmayı samimi ve zorunlu bir görev olarak bildim.
En çok muhatap olduğum sevgili Başak Ertekin’in, listenin hep başında kalmayı bilmesini merak ediyordum. Gazetenin yönetimi ve muhasebesi, annelik görevi, köşe yazarlığı ve habercilik gibi konular onu hep olgunlaştırmıştır. Kendisinden daha bir gün bile, “of, yeter artık, yapamayacağım” gibi sözler duymadım.
Sadece diğer yazarların yazılarını zamanında almak, milli bayramlar, özel günler, değerlendirmeler gibi yazıları önceden haberdar ederek günün önemini hatırlatmak, sayfa düzenlemesinde uygun ölçülerle yerine yerleştirmek, baskıya girmeden önce bir kez daha okuyup hataları gidermek… Bu kadar açıklamayı yazması bile zaman alırken sevgili Başak’ın ikiz hatta üçüz görevi aynı anda yürüttüğüne tanık olmuşumdur.
Farklı bir özellik
Telefonla konuşurken, tasarladığı bir yazıya yeni başlamıştı. Telefonda karşısındaki kişi anlaşmazlık yaratıyor ve işi uzatıyordu. Başak’ın gayet sakin, sıkılmadan ve edepli şekilde konuşmayı sürdürmesini ilgiyle izlemiştim.
Konuşma bittikten sonra 15-20 dakika süren bir araştırma yapmış ve aynı kişiyi telefonla arayarak yeni bilgileri kendisine iletmişti. Karşısındaki kişi hatasını anlamış ve özür dilemişti. İş hayatında bu tür şeyler çok olur, ama şapka atan insanlar da görülebilir.
Ben, Başak’ı ofisin verdiği sıkıntılardan uzak tutabilmek için zaman zaman tarihi özelliği olan yerlere götürmüştüm. Anlatımlarım sırasında sorduğu sorular beni hayrete düşürürdü. Örneğin; Fatih Sultan Mehmet’in davasının görüldüğü Üsküdar’daki mahkemeyi geziyorduk. Fatih’in elinin kesilmesine karar veren kadı konusunu konuşuyorduk. Benim daha önceden yazdığım bir yazıda kimsenin idam edilemeyeceğini hatırlamış ve dile getirmişti.[1]
Bugün 20 Temmuz…
7 Kasım 2017 günü Kıbrıs gazisi emekli binbaşı (Kıbrıs Barış Harekâtı’nda komando bölük komutanı ve üsteğmen) Halûk Üstügen ile Beyoğlu Öğretmen Evinde röportaj yapmak üzere Başak, Halûk Bnb. ve ben biraraya gelmiştik. Halûk Binbaşı, ilk tanışma ve hatır sorma sonrasında konuya geçmiştik. “Gazilerin emanet ettiği şehitlerin yorganıdır Beşparmak Dağları” diye başlamıştı söze o yiğit subay...
Kıbrıs’ın tarihteki yeri ve önemini belirtmiş, I. Dünya Savaşı sonrasında Kıbrıs’ta yaşananları, Kıbrıs’taki iktidar mücadelelerini sıraladıktan sonra Barış Harekâtı sırasındaki görevini anlatmış, insanların çaresizlik içinde evlerini terk ettiklerini, esir aldıkları insanların korkularından nasıl titrediklerini anlatmaya başlamıştı.
İlk ağızdan Harekât’ın bazı bölümleri
İlk sorumu yöneltmek için sabırsızlanıyordum: Efendim, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nı kitaplardan ben de okudum. Her yıl Lefkoşa ve Girne’de yapılan törenleri de izlerim; ama sizin ağzınızdan da dinlemek ve okuyucularımıza da duyurmak istiyorum
Eski muharip gazi Haluk (e) Binbaşı Haluk Üstügen, helikopterle ilk indirmenin 07.40’ta gerçekleştiğini anlatmaya başlamıştı. Yazarımızın o anda neler hissettiği sorusuna Haluk Üstügen, “…Ağırlıklarımız yanımızda olmadığı için havabaşını tesis edecek birlik bizdik. Bu görevi mutlaka yerine getirmemiz gerekiyordu. Geriden gelecek birliklere emniyetli bir bölge sağlamalıydık. Helikopterlerin yara almadan veya düşürülmeden geriye dönmesi gerekiyordu. Bir de komando tugay komutanı bizimleydi, onun emniyeti de söz konusuydu… “ diye cevap veriyordu.
Yürekli gazimize kayıplar konusunu da sordum. “İlk bir saatin içinde beş kişilik timimiz kaybolmuş, bu durum hepimizde kaygı uyandırmıştı. Oysa onlar görevi ifa etmiş ve durum gereği Hava İndirme Tugayı’na katılmışlar. Tugay Komutanı’nın takdir yazısıyla birlikte bölüğümüze dönmüşlerdi…”
“… Heyecan veren bir olay da milliyeti tespit edilemeyen iki Fantom uçağının üzerimizden geçmesiydi. Pilotları net olarak görüyorduk. Ben ateş açtıracaktım. Köyün içindeydik. Teğmenim ateş açmamızın uygun olmayacağını, uçakların da üzerimize bomba yağdırması halinde birliğin imha olacağını söyleyince vaz geçmiştim…”
Disipline riayet
Emirlere harfiyen uymaları konusunda personelini disiplin altına alması ve insanları rahatlatması karşısında kendisi de bir anne olan Başak’ın gözleri dolmuştu. Hele esirlerden birini seneler sonra karşısında görmesi ve esirin anılarını anlatması Başak’ı iyice duygulandırmıştı. Bu arada sorular sormaya da başlamıştı. “Bundan sonra Kıbrıs konusu ne olabilir?” sorusuna “böyle devam eder” cevabını almıştı.
O kahraman subay şimdi vatan toprağında yatıyor. Sevgili Başak ile tüm şehitlerimize, gazi olup sonradan hayatlarını kaybeden yiğitlere rahmetler diliyoruz. Müsterih olun, nurlar içinde yatın.