Her seçimden sonra yaşadığımız gibi zam ve artışlar bu defa epeyce fazla oldu. Bunda en büyük etken 6 şubatta yaşadığımız ,11 ilimizi etkileyen ve yüzyılın felaketi olarak adlandırılan deprem felaketidir. Yaralarını sarmaya milletçe devam ettiğimiz felakette 50000 vatandaşımızı kaybettik,100000 vatandaşımız yaralandı ve on binlerce bina yerle bir oldu. Bu kadar büyük bir felaket dünyanın en güçlü ülkelerinde olsa bile tekrar yerine getirilmesi oldukça zordur. Yıkılan binaların yenilerinin yapılması depremden etkilenen vatandaşlarımızın barınma, ısınma, beslenme ve diğer ihtiyaçlarının karşılanması elbette kolay olmayacaktır ve ekonomik anlamda hepimizin fedakârlık yapması gerekir.
Hükümet seçimden sonra adeta zam ve vergi artışlarını yağmur gibi uygulamaya başladı. Asgari ücret, memur ve emekli zamları yapılmasına rağmen verilen artışlar daha ilk maaş alınmadan yüksek enflasyon nedeniyle geçen dönemlerde olduğu gibi erimeye başladı. Verilen maaş zamlarında en büyük haksızlık %25 artış oranı ile emeklilere yapılmıştır. Çalışan memurlara seyyanen 8000 TL civarında, asgari ücrete %34z zam yapılırken zaten en düşük maaşla geçinmeye çalışan emeklilere %25 zam yapmak hesap ve mantık dışıdır.
Zamlara gelecek olursak mevcut durumda %18 olan KDV oranı %20 ye, %8 olan KDV oranı da %10 a yükseltilmiş, %1 olan temel gıda ürünleri de aynı kalmıştır. ÖTV ise en belirgin şekilde akaryakıt ürünlerinde kendini göstermiş yaklaşık %20 civarında fiyat artışına sebep olmuştur. KDV ve ÖTV artışlarından sonra köprü ve otoyol ücretleri, ulaşım, iletişim, su, vergi, harçlar, alkol, sigara başta olmak üzere tüm ürünlerin fiyatlarının artmasına neden olmuştur.
Hepimizin bildiği üzere sadece akaryakıt ürünlerine zam gelse bile başta ulaşım ve ulaştırma olmak üzere iğneden ipliğe tüm sanayi ürünlerinin fiyatlarının artması anlamına gelir. Bu durumda özellikle dar ve sabit gelirli vatandaşların sıkıntı çekmeye devam edecekleri muhakkaktır.
Bir diğer konu ise döviz kurlarının önlenemeyen yükselişinin enflasyonu körükleyeceği gerçeğidir. Çünkü ülkemizde döviz kurları ile enflasyon oranları paralel yürümektedir. İthal veya yerli fark etmeksizin tüm ürünlerin fiyatı döviz kuruna göre belirlenmektedir. Kurlarda hafif bir atış dahi hemen etiketlere yansımakta ancak kurlardaki geri gelme durumunda fiyatlar düşmemektedir ve bunun sıkı ve sürdürülebilir denetiminin yapılması gerekir. Bu konuda ekonomi yönetiminin denetimleri sıklaştırdığı, hatta ciddi rakamlarda ceza uygulaması yapıldığını yazılı ve görsel basından izliyoruz ama yeterli olduğunu söylemek epeyce zordur.
Artan akaryakıt fiyatları diğer etkenler hariç olsa bile en çok gıda ürünlerine yansıyacaktır. Örneğin Antalya’dan gelen sebze ve meyvenin nakliye, otoyol maliyetleri gıda fiyatlarının ciddi oranda artırmaya yetecektir. Yani gıda ürünlerinde yüksek enflasyonla yaşamaya devam edeceğiz.
Yukarıdaki grafikte görüldüğü üzere en yüksek oranlı artışın temmuz ayında olduğu görülüyor. Ancak sadece bu yılı alabildiğim için böyle ama son yılların tarihe geçecek en büyük akaryakıt artışını yaşamaktayız. Önümüzdeki süreçte en başta dar ve sabit gelirliler olmak üzere yüksek enflasyonla mücadele edeceğimiz kesindir.
Bilindiği üzere enflasyon oranları her ay TÜİK tarafından kamuoyu ile paylaşılmaktadır. Ancak geldiğimiz noktada TÜİK in açıkladığı oranlara inanmak çok zordur. Bir devlet kurumu olan TÜİK’e inanmak istiyoruz ve hesaplamalarda bu verileri kullanıyoruz ama gerçek enflasyonun çok altında oran vererek işçi ve emeklilerin maaş zammında olumsuz etki yaratmaktadır. Çünkü doğal olarak ücret ve maaş artışları hesaplanırken bu veriler baz alınarak değerlendirme yapılmaktadır. Önümüzdeki süreçte enflasyon oranlarının ne olacağını merakla beklemekteyiz. Ancak bu zam ve arışlardan sonra enflasyonun yüksek çıkacağı aşikardır. Enflasyon oranları baz etkisi, bedava verilen gaz etkisi nedeniyle düşük çıkmakta idi. Bu etkenler ortadan kalkınca ne olacağı merak konusudur.
Seçimden sonra göreve gelen ekonomi yönetimi düşük faiz yönteminden vazgeçerek faiz artırımına gitse de döviz kurlarının artmasına engel olamamıştır. Resmi enflasyonun %40, gerçek enflasyonun %100 olduğu bir ortamda faiz %15 veya 25 olması kurların yükselmesini önleyemez. Faiz oranı en az enflasyon kadar olmalıdır.
Önümüzde yani 2024 martında bir de yerel seçimler yapılacak. Bu seçimlerde de aynı yöntem uygulanırsa yani yapılan seçim harcamaları, bütçe açığı seçimden sonraya bırakılırsa hepimiz için iyi olmayacağı kesindir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar