Resmi dairede yaşanan
Bir resmi daireye müfettiş gelecektir. Öğle namaz vaktinde ezan okunmuş, denetlemeyi verecek olan memur, müfettiş gelene kadar öğle namazını eda eder ve odasına gelir. Kısa bir süre geçmiştir. Müfettiş oda kapısına gelir, kendisini tanıtır ve namaz kılacağı bir yer olup olmadığını sorar. Memur,
---Efendim, ben sizi götüreyim, der ve birlikte giderler.
Memur müfettişin yanında bir kez daha öğle namazı kılar. (Ben başlık olarak “espriler” dedim ama siz sakın espri zannetmeyin.)
Neden fazilet küpü insan olmak yerine, küpü altın ve dövizle dolu insan olmak istiyoruz?
*** *** ***
Kahvehanede yaşanan-I
Âşığın biri kahveye uğramış ve bir saz istemiş. Teline dokundukça çıkan seda ile ağlamaya başlamış. Kahveci bu duruma şaşırmış ve sabredememiş;
---Ayol bir elinizle tellere basınız, perdeler değişsin, usûl böyledir.
---Öyle yapanlar, aşağı yukarı nağme aramak için yaparlar. Ben tele dokunur dokunmaz ondaki nağmeyi buldum, sen işine bak, demiş.
*** *** ***
Kahvehanede yaşanan-II
Şairin biri kahvede asılı sazlar görmüş ve kahveciye sormuş. Kahveci,
---Her hafta şairler gelir, müşâ’ara ederler, saz çalarlar, demiş.
---Öyle ise bana bir saz ver, ben de çalayım.
Aldığı sazın kapağını çatlamış olduğunu görünce,
---Bunu değiştir, demiş ve diğer sazı istemiş. Sazı alınca,
---Bunun da telinin mandalı eksik, demiş ve üçüncü sazı istemiş. “Bunun da teli yok” deyince kahveci,
---Be adam, şairler her hafta bu sazları çalıyor, senin gibi özür bulmuyorlar. Bu bozuk düzen içinde sen de çal, eğlen, geç git. Eğer bunları düzeltmeye gücün yoksa bir şey deme!
Âşık ve şairle ilgili konuları Prof. Dr. Merhum Yaşar Nuri Öztürk’ün sık sık tavsiye ettiği “Kuşadalı İbrahim Halveti” isimli eserinden aldım. Basit bir anlatım gibi algılanabilir, ama ben her ikisini de önceki Maliye Bakanı’na ve Merkez Bankası Başkanı’na ithaf ediyorum.
*** *** ***
Defterdar Sarı Mehmet Paşa
Mehmet Paşa, İmparatorluğun gerileme döneminin başlangıcında çevresinde gördüklerini eleştirmek için sesini yükselttiği zaman, Osmanlı Devleti'nin en parlak dönemindeki kudretli bünyesini düşünmekteydi. Eleştirdiği şey sistem değil onun yönetilmiş tarzıydı. Kendi zamanının şartlarını hemen hemen 200 yıl öncesi ile karşılaştırmıştır. İleri sürdüğü öğütler devlette suistimal veya fesat saydığı şeyleri anlatmaktır.
Devlet yönetiminde görev alacak olanlarda zekâ, bilgi, namuskârlık ve tecrübenin temel nitelikler olduğunu belirtir. Özellikle kamu görevlerine yapılacak atanmalar konusunda çok ısrarlıdır. Ona göre bu gibi görevliler çok dikkatle seçilmeli, görev isteyenler şüphe ile karşılanmalı, en namuslu en iyi yetişmiş tecrübeli kimseler tercih edilerek önemli mevkiler bunlara verilmelidir.
Mehmet Paşa memurlar üzerinde özellikle durmaktadır; çünkü memurların ahlaki kusurlarını ve zaaflarını derinden hissetmiştir. Osmanlı yönetiminin ayrıntılarını bilen bir kimsenin kaleminden çıkan “Nesayih-ül vüzera vel Ümera” isimli eseri Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetim sistemi hakkında fikir sahibi olmamızı mümkün kılmaktadır. Sonuç olarak, memleketteki bütün servetin ve kuvvetin kaynağı olan halka zülüm edilmesine mani olacak her türlü gayretin gösterilmesi vergi ödeyen halkın kollanıp gözetilmesi öğütleri eserin ruhunu teşkil eder.
Defterdar Sarı Mehmet Paşa
Defterdar Mehmet Paşa, 18. yüzyılın ilk 20 yılında Defterdarlık mevkiinde birçok defalar bulunmuş ve bir çok sene devlet işlerinin görülmekte olduğu Divan’da üyelik yapmıştır İstanbul doğumludur 1671 yılında tahminen 12:15 yaşları arasında defterin önemli şubelerinden biri olan uzman veya özel dairesini kâtip adayı olarak girmiş, 1702 yılında defterdar olmuştur.
Birkaç kez görev değişikliği yapıldıktan sonra 1714 yılında İstanbul’dan uzaklaştırılmak için Selanik Beylerbeyliğine tayin edilinceye kadar aralıklı olarak dört defa defterdarlıkta bulunmuştur. 1716 yılında tekrar sahneye çıktığı zaman onu Rusya ile olan sınır anlaşmazlığının çözümü için kurulan üç kişilik komisyonda üye olarak görüyoruz.
1716 yılında tekrar defterdar tayin edilir. 1717 yılında bu görevden uzaklaştırılarak Selanik Valiliği’ne gönderilir. Ocak 1717 tarihinde dikkatsiz, ihmalkâr, devlete hakaret eden, kalenin düşman eline geçmesine sebep olan ve padişah hakkında kötü sözler söyleyen kişi olarak suçlandı. Ölüme mahkûm edildi ve 50 yıl hizmet ettiği devletin emriyle idam edilip başı İstanbul’a getirildi. Vücudu Kavala şehrindeki caminin avlusuna gömülüdür.