Amerika merkezli dizi ve film platformu Disney, geçen yıl yaptığı açıklamada Atatürk dizisini Cumhuriyet’in 100’üncü yılında yayımlama kararı aldığını duyurmuştu. Bu yıl büyük bir skandala imza atarak Atatürk dizisini yayımlamama kararı almış.
Türkiye’den bu duruma tepki gecikmemiş. Kararın arkasında Ermeni lobisi bulunuyormuş. Disney, Sosyal medyada boykot kampanyaları başlatılmış. RTÜK, Disney isimli kuruluş hakkında inceleme başlatmış ve kuruluştan savunma istemiş. İktidar partisinin sözcüsü kararın utanç verici olduğunu belirtmiş.
Neler oldu?
- Komitacı Ermenilerin daha ziyade Ermeni din adamlarını ve devlete bağlı masum Ermenileri öldürdükleri arşiv kayıtlarında mevcuttur. Böylelikle Batı’nın dikkatini çekmeye ve infial uyandırmaya çalıştıklarını söyleyebiliriz.
- Mısırlı Said Halim Paşa, 12.6.1913- 3.2.1917 yılları arasında yani Tehcir Kararı’nı alan hükümette Başbakan, Talat Paşa ise İçişleri Bakanıdır (Dahiliye Nazırı). Talat Paşa, Said Halim Paşa’dan sonra 4.2.1917’de Başbakan olmuş, Mondros Mütarekesi’nden önce 8.10.1918’de görevinden ayrılarak 2.11.1918 tarihinde Enver ve Cemal Paşalarla birlikte yurt dışına kaçmıştır. Said Halim Paşa, 9 Kasım 1918’de sorgulanmış, tahliye olduktan sonra Roma’ya gidip yerleşmiştir. Said Halim Paşa, 6 Aralık 1921’de Roma’da, Ermeni komitacılar tarafından vurularak öldürülmüştür. İstanbul Hükümeti bu olaylara seyirci kalmıştır. Oysa bu kişiler yurda getirtilerek sorgulanabilir, hukuki şekliyle cezalandırılabilir ya da o ülkede yargılanmaları sağlanabilir ve katle maruz bırakılmayabilirlerdi.
- Düvel-i Muazzama’nın boyunduruğu altındaki İstanbul hükümeti, seferberlik zamanı tehcir esnasında birinci ve ikinci derecede suçluların yargılanması için 22 Aralık 1918’de Ferik Mahmut Hayret Paşa başkanlığında Divan-ı Harbi Örfi’yi teşkil ettirmiş, mahkemeye de üye olarak Artin Mesdiciyan ve beş üye ile birlikte Misak Makaryan’ı atamıştır. Oysa Ermenistan’da yapılan kongrelerde Enver, Talat, Cemal ve Sait Halim Paşalar suçlu sayılmışlar, idamlarına karar verilmiş ve bulundukları yerlerde vurulmaları istenmiştir.
- II. Abdülhamid, Avrupa gazetelerinden bazılarının muharrir ve muhabirlerini saraya davet ettirerek çeşitli şekillerde taltif etmiş, böylece birçok haber ve makale uygun şekilde yazdırılmıştır. Bu şekilde maddi çıkar peşinde koşan misyonerlerin Ermeni komitacılardan da aynı çıkarları elde ettiği düşünülebilir.
- Misyonerlerin verdiği eğitim genellikle din ağırlıklıdır. Fransa’dan gelen direktör ve papazlar dersleri Ermenice’den ziyade Fransızca ağırlıklı olarak vermişlerdir. Mimaride ve müteahhitlikte büyük isim yapan Balyanlar, 1900’lü yıllardan itibaren silinmeye başlamışlardır. Ermeni toplumu diğer birçok alanda da kendi kültür, sanat, gelenek ve göreneklerini geliştirememişlerdir. Emperyalist güçlerin Ermeni toplumunun bu yöndeki gelişmelerine katkıları olmadığı gibi nakdi yardımda da bulunmamışlar ve sadece silahlandırmışlardır.
- Hamidiye Alaylarının kuruluş felsefesinde; bölgede bozulan asayişin kontrol altına alınması, olası bir Rus-Osmanlı savaşına karşı eğitimli aşiretlerin hazır kuvvet olarak kullanılması, yabancı misyonerlerin kışkırtmalarının engellenmesi ve Ermenilerin silahlı saldırı hareketlerinin önüne geçilmesi gibi gerekçeler vardır.
Aşiretlerin Ermenilere karşı giriştikleri eylemler doğrudur; ama bunlara göz yumulduğu şeklindeki açıklamalara onay vermek doğru değildir. Kaldı ki, bu alayların personelinden suç işleyenler ağır şekilde cezalandırılmışlardır. Adilcevaz ve çevresindeki köylerde meydana gelen yağmada suçu olduğu kanıtlanan Hamidiye Alay Komutanı Hüseyin Paşa dahi 28 Şubat 1909 günü tutuklanmıştır.
- Osmanlı Devleti’nin tehcirde suçluları meydana çıkarmak üzere kurulacak komisyonlara ikişer hukukçu göndermeleri konusunda yaptığı müracaatlara İngiltere’nin karşı koymasıyla Hollanda, Danimarka, İspanya ve İsveç elçiliklerinden red notaları almıştır. Aynı müracaatlar bugün de tekrarlanmalıdır.
- İstanbul hükümeti, 11 Mayıs 1920’de Mustafa Kemal’in idam fermanını çıkarttığı, birçok resmi görevliyi mahkemelere vererek ağır cezalara çarptırdığı halde tehcir sonrasında bir Osmanlı Ermenisi olan ve binlerce kişiyi katleden eski komitacı, Rusların verdiği yeni rütbe ile çakma general Antranik için hiçbir teşebbüste bulunmamıştır. Antranik Efendi, 1919 yılının Mayıs’ında çetesiyle birlikte silahlarını bırakmaya zorlanmış, kendisi sonra Paris’e giderek oradan ABD’ye geçmiştir.
Taşnak propagandası ve Diaspora etkisi kırılabilir
Onlarca seneden beri koro halinde yürütülmekte olan Taşnak propagandası karşısında Türklerin gösterdiği suskunluk, iftira ve isnat edilen soykırım suçunun “ikrarı” gibi görünmüştür. Ermeniler hiçbir şeyi unutmadıklarına veya sürekli gözyaşı döktüklerine göre demek ki, asıl acıları onlar çektiler anlamı çıkarılmakta, Türklerin ise unutamayacakları bir felâket yaşamadıkları için bu konulardan fazla bahsetmiyorlar’ tarzındaki yorumlarla bizim o ağırbaşlı sükûtumuz, aleyhimizde bir karineye dönüştürülmektedir.
Kim ne yaparsa yapsın veya ne söylerse söylesin Türkiye hemen kendisini savunmaya geçiyor. Oysa en güzel savunma yine taarruzdur. Bu yapılanlar yeni ortaya çıkmış şeyler değildir. Köklü ve büyük milletler, ağlayıp sızlamayı pek beceremezler. Acındırmayı kendileri için küçüklük sayarlar. Bu konu tarihin doğru olarak algılanmasında ve toplumsal hâfızaya intikalinde çok önemlidir. Doğu Anadolu’daki felâketlerle ilgili bir matem literatürümüz de yoktur.
Neler yapılabilir?
** Görsel basın toplumların üzerinde çok etkilidir. Antranik Efendi’nin safahatı, işlediği suçları, ABD’ye gittikten sonraki rahat yılları ve kimlerle temasta olduğu konusunda filmler ve diziler yapılabilir,
**Arşiv araştırmalarıyla birçok eser üretilebilir,
**Tehcir sonrası dış ülkelere giden Dahiliye Nazırı Talat Paşa, Başbakan Sait Halim Paşa, Cemal Paşa ve Enver Paşa’nın davaları yeniden ele alınabilir suçlular belirlenebilir ve gerekirse tazminat davaları açılabilir,
**Ülkemizin Ermeni tarihçi ve yazarlarından destek alınabilir, üniversitelerimiz, tarihçilerimiz ve hukukçularımız dış ülkelerde gerçekleri anlatmak için çalışma yapabilirler. Disney gibi kanallara yaptırım olarak ne gerekiyorsa yapılmalıdır.
100’üncü yılını dahi geride bıraktığımız kangren olmuş bu sorun halen çözülememiştir. Halen ne yapacağını bilmeyen Türkiye’nin yeni bir stratejik yapılanmaya ihtiyacı vardır. Biz, bitmez tükenmez iç siyaset kavgalarıyla uğraşırken şimdiye kadar çözülemeyen sorunlar kronik hale gelmekte ve benzerleri türetilmektedir.
Bugün ülkemizde 200.000 civarında Ermenistan’dan gelmiş kayıtlı-kayıtsız çalışan insan vardır. Bu kişilerle temaslar kurularak bilgi alış verişi sağlanmalıdır. Komşuluk ilişkilerinin düzeltilmesi, yeni nesiller arasında kin ve husumet duygularının silinmesi ve karşılıklı işbirliği, her iki ülkenin yararına olacaktır.
Eski Sovyetler Birliği çöktükten sonra Kars Antlaşması’nı tanımadığını ima eden Ermenistan, kendisini biraz olsun Diaspora’nın etkisinden kurtarmalıdır. Ülkemizde yaşayan Ermeni asıllı vatandaşlarımız, bu konuda iyi niyetli ve samimi insanlardır. Diaspora’nın enerjisini insanlık ve barış uğrunda harcaması dilek ve umuduyla!