Fransa’nın Afrika’ya ilgisi
İngiltere’nin Hindistan’a ilgisi ve III. Mustafa döneminde (1757-1774) Baron dö Tott’un Osmanlı ordusunda başlattığı çağdaşlaşma hareketleri Fransa’yı harekete geçirmiştir. Fransa,
2 Temmuz 1798’de Napolyon vasıtasıyla Mısır’ı işgaline yol açmış ve Osmanlı-Fransız ilişkileri gerilmiştir.
Napolyon Bonapart’ın Arapça olarak hazırlattığı beyannamede “Ey Mısırlılar, … ben gaspedilen haklarınızı iade için geldim. Allah’a sizi sömürenlerden daha yakınım ve Hz. Muhammed’e hayranım. Kur’an’a hürmet ediyorum.” ifadesi vardı.[i] 1802 barış antlaşmasından sonra Fransızlar Mısır’ı terk etmiş, dostluk yeniden tesis edilmişti. Hatta III. Selim, 19 Şubat 1807 tarihli fermanıyla Tarabya’daki Mihail Efendi yalısını Fransız hükümetine hibe etmişti.
Osmanlı Devleti’nde ilk taşkömürünün çıkarılmasına teknik destek sağlayan Fransa, İstiklâl Harbi’ne başladığımız yıllarda Zonguldak bölgesine asker çıkarmak suretiyle taşkömürü sahasına ve limana olan ilgisini yıllar sonra da göstermişti. Mısır’ı fethederek Akdeniz’in bir bölümünü kontrol altına almak isteyen aynı Fransa, bugün Afrika’nın kuzeyindeki ülkelerde Fransızca’nın üstünlüğünün ve Libya’da kendi hâkimiyetini sağlamıştı.
Yeniden uyanış
Yakın zamana kadar Afrika'nın neredeyse yarısında mutlak bir politik ve ekonomik güç olmuş Fransa'nın sürekli olarak gerilediği malumdur. Fransa Afrika ülkeleri için;
**Birçok ülkenin paralarını bile kendi merkez bankasında basmakta ve ortak bir para birimini dikte etmekte,
**Tüm yer altı kaynaklarının çıkarılmasında kendi enerji şirketleri ile tekel oluşturmakta, **Kültürden düşünce hayatına ve siyasal kurumlarına kadar coğrafyanın önemli bir bölümüne hâkim olup gerektiğinde ordusuyla müdahale etmektedir.
Fransız muhalefet lideri Melenchon
Fransız muhalefet kanadının lideri Melenchon, iç olaylarla birlikte sömürgelerde meydana gelen olayların Fransa’yı zor duruma soktuğunu belirtmekte, Macron'u beceriksizlikle suçlayarak olumsuzlukları şöyle sıralamaktadır:
**Cezayir, Fransa’ya karşı tavır almaktadır. Hatta hava sahasını Fransız uçaklarına kapatmış, bazı bölgeleri de uçuşa yasak bölge ilan etmiştir.
**Mali, Burkina Faso, Çad ve Orta Afrika Cumhuriyeti'nde Fransız askerî varlığı kovulmaktadır.
**Nijer'de gerçekleşen darbe sonrası gösterilerde Fransa karşıtı tavırlar yoğunlaşmıştır.
**Macron'un Afrikalı liderlerle yaptığı basın toplantıları kavgasız bitmemektedir.
**Fransa, Afrikalılara barbarlıktan, katliamdan, talan ve sömürgecilikten başka bir şey hatırlatmamaktadır.
Rusya boşluk dolduruyor
Dikkat çeken bir gelişme ise, Nijer'de darbe sonrası Fransa karşıtı sloganlar atan halk kesimlerinin ellerinde Rus bayrağı taşımasıdır. Rus Wagner savaşçıları, yıllar önce Afrika'da Rusya'nın çok önemli bir oyun kurucu aktörü olarak sahada yerini almıştı. Askerî danışmanlık adı altında Afrika ülkelerine sokulmaya başlamış, askerî darbelerin organizasyonunda yer almışlardı. Dahası enerji kaynaklarına doğrudan el koyacak kadar ileri gidiyorlardı.
Geçtiğimiz günlerde St. Petersburg'da düzenlenen Rusya-Afrika Zirvesi, Rusya'nın gövde gösterisine dönüşmüştü. 54 Afrika ülkesinden 50'si Rusya’daki toplantıya katılmıştı. Putin, “tahıl anlaşmasını yenilememesi için de 'zaten tahılın çoğunu Batılılar alıyor, Afrika'ya çok azını bırakıyorlar” tezini ileri sürüyordu. Biz Rusya olarak tahılı gerekirse Afrika'ya bedelsiz ulaştırmayı düşünüyoruz' diyerek kendi açısından 'insani' bir pozisyonu da ele geçirmiş oldu.
İş sadece tahıl olarak düşünülmüyor, Afrika ülkelerinin çoğunda Rus nükleer santralleri açmaktan, demiryolları ve havayolları altyapısını tesis etmeye, hatta yer altı enerji kaynaklarını Rus şirketleri vasıtasıyla çıkarmaya kadar konuşuluyordu.
Bu arada Çin’in de Afrika’da yerleşme ve bazı ülke ve sahalarda egemen olma faaliyetleri göz ardı edilmemelidir. Türkiye bugün için Rusya, Çin ve Fransa arasında kalmış gibidir. Afrika’da sözünü geçirecek çabalarını biraz daha arttırması gerekiyor.
[i] Çelik, Yüksel, “Napolyon Müslüman Olmuş ama Bize Haber Vermemiş” Hürriyet Tarih Dergisi, 23 Nisan
2003, s: 16