Her dönem ekonomik sıkıntıyı en çok çeken kesim olan emekliler seçimlerden sonra gelen zamlarla gene en çok geçim sıkıntısı çeken vatandaşlar konumunu korumaktadır. Memurlara seyyanen yapılan 8077 TL zam, asgari ücrete %34 zam emekliye gelince kök maaşa %25 zam. Yani martta yapılan en düşük emekli maaşı 7500 TL ye çıkarılmadan önceki maaşa sadece %25 zam. Bu durumda birçok emekli zam alamadı.
Bu günlerde sokakta, kahvede, plajda, kafede, restoranda kısaca her yerde emeklilerin düştüğü zor durum ve maaşlarda yapılan mantık ve hesap yoksunluğu sohbet konularının başında geliyor ve her emekli serzenişte bulunuyor. Zaten zor geçinen bu kesim yapılan artışlar da yeterli oranda olmayınca iyice ekonomik darboğaza itilmiş gibi.
Emeklilik bedeli peşin ödenen bir haktır. Yıllarca gece gündüz demeden çalışarak devlete prim ödemenin karşılığı bu meblağ olmadığı kesin sonuçtur. Asgari ücret 11402 TL net iken en düşük emekli maaşının 7500 TL olmasının hiçbir açıklaması olamaz. Adı üstünde asgari ücret verilmesi gereken en düşük ücret olduğuna göre özel sektör verirken devlet büyüklerimiz neden emeklilere rahat yaşam hakkını koruması gereken maddi imkanları tanımıyor. Açlık sınırının 10872 TL olduğu bir dönemde emeklilerin önemli bir kısmı açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm ediliyor.
Ülkemizde yaklaşık olarak on beş milyon emekli olduğunu varsaydığımızda bu vatandaşların devlet bütçesine getireceği yük olabilir. Ancak bu rakamlar yapılan devlet harcamalarının yanında önemli bir tutar değildir. Yani emeklilere hakkı verildiği zaman devlete getireceği yük başka alternatiflerle karşılanabilir.
Emeklilerin birçoğu 60-65 yaş sınırında veya bu yaşların üstündedir ve doğal olarak sağlık sorunları yaşamaktadır. En çok doktora, hastaneye, eczaneye ihtiyacı olan bu vatandaşlarımızdan veya engellilerden tedavi ve ilaç kesintileri yapılmamalı, elektrik ve doğalgaz ücretlerinde ise indirimli tarife uygulanmalıdır. Belediyeler su tarifesinde engellilere %50 indirim uygulamasına rağmen elektrik ve doğalgazda indirim söz konusu değildir ve bu tutum emekliler de dahil edilmek üzere acilen değiştirilmelidir.
Bir insanın yaşamını idame ettirebilmesi için alması gereken vitamin, protein kısaca besin değerlerinin aylık toplam değeri açlık sınırı olarak tanımlanır. Emekli maaşları ise genelde açlık sınırının altında seyretmektedir. Bunun anlamını yazmak istemiyorum.
Bilindiği üzere emeklilere yılbaşında ve yıl ortasında olmak üzere yılda iki defa zam yapılmaktadır. Bu zam oranı hesaplanırken yaşanan yani geçen altı aylık sürede oluşan enflasyon oranı baz alınarak üzerine cüzi miktar refah payı eklenerek değerlendirilmektedir. Ancak son yıllarda verilen bu zam oranı yüksek enflasyona yetişemediğinden daha zamlı maaşlar alınmadan erimeye mahkûm olmaktadır. Yani verilen zamlı maaşa rağmen hayat pahalılığı artmakta, alım gücü de düşmekte olduğundan geçim sıkıntısı büyüyerek devam etmektedir. Bu sorunun çözümü ancak ve ancak emekli maaşlarının her ay TÜİK tarafından açıklanan TÜFE oranına göre değerlendirilmesi ve ortaya çıkan rakamın en azından açlık sınırından yüksek olmasıdır. Aksi taktirde emekliler enflasyonun altında ezilmekten kurtulamayacaklardır. Yoksulluk sınırından hiç bahsetmedim. Çünkü bu günkü ortamda yoksulluk sınırına göre maaş ödemesi yapılması mümkün değildir.
Yazılı ve görsel basında çıkan haberlere göre emeklilere yıl sonunda iyileştirme yapılması, enflasyona ezdirmeyecek şekilde maaş verilmesi planlanmaktadır. Ancak seçimden sonra akaryakıta gelen zam oranı yaklaşık yüzde doksana yaklaşmıştır. Akaryakıta zam gelmesi demek iğneden ipliğe her türlü sanayi ürünlerine, toplu taşımaya, ulaşıma zam gelmesi demek olduğuna göre emeklilerin yıl başına kadar bu yükü taşımaları mümkün değildir. En basit anlatımla nakliyeden etkilenen gıda ürünlerinin fiyatları yükselecek, sofraya giren yiyecekler eskisinden daha da azalacak, bazı besin ürünlerine ulaşım daha da zorlaşacaktır.
Euronews haber sitesinin araştırmasına göre ülkemizde sigortalı çalışanların emeklilere oranı 1,5 un altındadır. Emekli sayımız ise EUT lilerin de katılmasıyla birlikte 15 milyona ulaşmıştır.
Sosyal güvenlik kurumunun (SGK) ekim 2022 verilerine göre Türkiye’de emekli sayısı 13,1 milyon iken 2,250000 EYT lilerin de katılmasıyla bu sayı 15,3 milyon civarındadır.
Kaynak: SGK, TÜİK ve AA (Emekli dosya sayısı) • *Çırak, staj ve kursiyerleri dahil değil. Prim ödeyen ancak EYT'den yararlanacak kişiler düşülmedi
Türkiye’de çalışan sayısını ise iki kaynak açıklıyor; Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), istihdamdakilerin sayısını, SGK ise sigortalı çalışan sayısını paylaşıyor.
TÜİK’e göre Ekim 2022’de 15 yaş ve daha yukarı yaştaki nüfusu sayısı ise 64,9 milyon. Bu kişilerin 34,7 milyonu işgücünde. Yani istihdamda veya işsiz. İstihdamdakilerin sayısı 31,2 milyon; işsiz sayısı ise 3,5 milyon.
TÜİK’in 2021 yılı verilerine göre 15-64 yaş arasındaki nüfus sayısı ise 57,5 milyon.
Kaynak: SGK, TÜİK ve AA (Dosya sayısı, *2021 verisi) • *Çırak, staj ve kursiyerleri dahil değil. Prim ödeyen ancak EYT'den yararlanacak kişiler düşülmedi.
SGK’ya göre ise Ekim 2022’de toplam sigortalı sayısı 26,2 milyon kişi. Ancak bunların 2,1 milyonu çırak, stajyer ve kursiyer pozisyonunda. Bu kişiler sigortalı olmasına rağmen emekli primi ödemiyor. Dolayısıyla devletin bu kişilerden emeklilik primi geliri yok. Bu yüzden sigortalı çalışan sayısını 24,2 milyon kişi olarak alıyoruz.
Emeklilerin sigortalı çalışanlara oranı ise yüzde 63. Yani 158 sigortalı çalışana karşın 100 emekli var.
Emekli sayısının çalışma çağı olarak kabuk edilen 15-64 yaş arası nüfusa oranı yüzde 27. Emekli sayısının 15 yaş ve üzeri nüfusa oranı ise yüzde 24. Bu da 15 yaş ve üzerindeki 4 kişiden birisinin emekli olduğu anlamına geliyor.
Kaynak: SGK (*2022, Ekim; **2023, EYT sonrası beklenen) • (Kişi değil, dosya sayısı)
SGK’nın önümüzdeki aylarda bu verileri açıklamasıyla aktif sigortalı-emekli oranı değişecek.
Ekim 2022’de sigortalı çalışan sayısını 24,2 milyon kabul etsek de esasında 300 bini aşan “diğer sigortalılar” bulunuyor. Bu kişiler ya emeklilik primi ödemiyor veya ayda 10 günden daha az prim ödüyor.
Kaynak: OECD (Kadın ve erkek ortalamasının ortalaması)
Emeklilikte beklenen yaşam süresi: Türkiye, AB’den yüksek
Ekonomik İş birliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre 2020 yılında Türkiye’de emeklilikte beklenen yaşam süresi 22,6 sene. AB ortalaması ise 21,7 sene.
Türkiye’de emeklilikte beklenen yaşam süresi erkeklerde 20,2 sene; kadınlarda ise 25,1 yıl.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar