Kartal kazası ve Kartallılar
Kartal, eski bir ilçemizdir. Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Anadolu içlerinden Bizans’a saldırılar düzenlemiş, Dragos Tepe’nin eteğinden geçen Dragos Çayı’nı, Türklerle Bizanslılar arasında sınırı belirleyen arazi engeli olarak görmüştür. Bu sınır anlaşması 1081 yılında yapılmıştır.
Kartal, 1400’lü yıllarda Osmanlıların eline geçmiş, 1755’te Adalar’a bağlı bir nahiye iken 1755’te Üsküdar’a, 1850’de İzmit’e, 1861’de tekrar Üsküdar’a bağlanmıştır. 1870’de kaymakamlık statüsüne geçen Kartal 1888’de İstanbul şehremanetine bağlanmıştır.
1928 yılına kadar Üsküdar ilçesine bağlı olarak kalmış, 1947 yılında endüstri bölgesi ilan edilerek İstanbul’un büyük ilçelerinden biri olmuştur.
Osmanlının son döneminde
İstenmeyen olaylar artınca Kartallılar, kasabalarına zaptiye memuru gönderilmesini istemişler.[1] Tütüncü Toma, eski bir Maltepeli olarak tütüncülük yapıyor ve geçimini bu yolla sağlıyormuş. 1871 yılında Yunanistan’a göç ederek Yunan vatandaşı olmuş. Osmanlı Devleti, Toma’nın çifte tabiyeti olamayacağı kanaatiyle Osmanlı vatandaşlığının iptali meselesini ele almış.
Önce Toma’nın Maltepe’deki arsa ve hanesinin müzayede veya mirasçılarına devredilip edilmeyeceğinin belirlenmesini başlatmış.[2] Akrabalarıyla görüşülerek hukuki sorunlar çözülmüş ve Toma Osmanlı tabiyetinden çıkarılmış.[3]
Yine Maltepe’de benzer bir olay da Tütüncü Aristidi ile devlet arasında yaşanmış. Depozito akçaları Aristidi’ye iade edilmiş.[4] Kartallı Mirgül ve Tütüncü Ligori de kendilerine vekâlet yoluyla teslim edilen eşyayı ketmetmek (saklamak) ve zayi etmek (kaybetmek) suçundan hapsedilmişler.[5]
Kahve çekirdeği
Devrin din âlimleri bir yandan kahve çekirdeğinin kömürleşecek düzeyde kavrulması nedeniyle kahve içilmesinin ve uyuşturucu kullanılmasının dinen yasak olduğunu tartışadursunlar, içine haşhaş veya esmer amber karıştırılarak yapılan macunlar uyuşturucunun kolay satıldığı ürünler arasına katılarak piyasaya sürülmeye başlanmış.[6]
Kahvehaneler
Kahvehaneler işlenecek suçların planlandığı yer olarak da kendini göstermekten geri kalmamış. Kartal’a işlemekte olan Akaş isimli vapurun kahvecisi Sabit’e; Debreli Hasan, Davud, Kartallı Serkis, Fettah Ağazade Arif, Hamal İbrahim ve Vanlı Ahmed’in oğlu Mehmed fiil-i şen’î (cinsel saldırı) icra etmişler. Tedib edilmeleri (cezalandırılmaları) konusunda yazı çıkarılmış.[7]
Yabancı gezginler ise kahvehaneleri dedikodu yapılan tembel yuvaları olarak görürlermiş. Böyle de olsa edebî etkinliklerin yapıldığı veya en azından yabancıların buraları görmek için çaba sarf ettiği yerler olarak kabul etmek mümkündür. Edebiyatımıza giren şu sözler acaba o günlerde söylenmiş olabilir mi?
- Gölgede duran güneşi göremez.
- En çok gürültü boş tenekeden çıkar.
Yine gürültüyle ilgili ama göçebe kültüründe yeri olan hayvanlara yönelik benzetmeler de göz ardı edilmemelidir:
* Gariptir, yükü çeken manda ses çıkarmaz da kağnı inler.
Başka amaçlar uğruna
Şunu unutmamak gerekir ki, kahvehanelerde bulunan insanlar yeri geldiğinde taşkınlık yapanlara ‘karşı kuvvet’ oluşturmuşlar. Böylesi bir olay Kartal’da görülmüş; ama fiilî bir durum yaşanmamış. Bazı kişiler izinsiz maytap ve fişenk patlatıp ahaliyi rahatsız etmişler.
Uyarılara kulak asmayınca çorbacılar ve kahveciler birlik olup saldırıya geçmeye karar vermişler. Bu teşebbüs haber alınınca Kartal kazası müdürü Abdülfettah, üst makamlara yazı yazarak durumu aksettirmiş.[8]
İstanbul’daki kahvehane sayısı
- Selim döneminde İstanbul’da 600 kadar kahvehane bulunduğundan söz edilmekte ancak bu sayıya İstanbul’un uzak nahiyelerinde bulunan kahvehanelerin dahil edilip edilmediği bilinmemektedir.
Merkezdeki kahvehanelerin süslü ve büyük oldukları kesin olmakla birlikte taşradakilerin daha ziyade ocak şeklinde oldukları dönemin resimlerinden anlaşılmaktadır. Sonraki yıllarda Maltepe’de açılan bir kahvede Rus Salib-i Ahmer (Kızılhaç) malzemesi kullanılmıştır.
Kıtaatın (parçaların) toplanması ve lağvı (kaldırılması) ile eşyalar Rus Sefarethanesine götürülüyormuş. Polis olayı fark edince eşyayı müsadere etmiş. Rus Salib-i Ahmeri Murahhası Prens Amotoni, eşyanın kendisine verilmesini talep edince müessesenin doğruluğu ve eşyaların kişisel olup olmadığı tahkikatı başlatılmış.[9]
[1] BOA, (Başbakanlık Osmanlı Arşivi) 05/M/1274 Hicri, Dosya: 233, Gömlek: 99
[2] BOA, 05/M/1308 Hicri, Dosya. 1753, Gömlek: 89
[3] BOA, 28/Ş/1308 Hicri, Dosya: 1826, Gömlek: 90
[4] BOA, 20/Za/1326 Hicri, Dosya: 3054, Gömlek: 24
[5] BOA, 06/Za/1277 Hicri, Dosya: 127, Gömlek: 74
[6] Hattox, S. Ralph, “Kahve ve Kahvehaneler”, Tarih Vakfı Yurt Ya.,Çeviren: Nurettin Elhüseyni, İstanbul-
Mayıs 1988, s: 73
[7] BOA, 07//Ra/1276 Hicri, Dosya: 829, Gömlek: 13
[8] BOA 25/Ş/1262 Hicri, Dosya: 48, Gömlek: 51
[9] BOA 06/9/1923 Miladi Dosya: 82, Gömlek: 71