Sebil
Sebil, insanların para ödemeden su temin edebildikleri bir hayrat yapısıdır. Genellikle sokaklarda tek başlarına inşa edilen bu yapıları, bir külliyenin içerisinde de görebiliriz. Sebillerin mimarî özellikleri ve bezemeleri her zaman beğeni görmüştür. 16’ncı yüzyıldan itibaren kalıcı olmuşlardır.
Sebil biçimleri
Eski zamanlarda ahşap malzemeden yapılmış olduğu için günümüze kadar gelen bir yapıt kalmamıştır. Birbirlerinden farklı şekilde inşa edilen sebiller arasında pencere biçiminde inşa edilenleri, köşe sebillerini, cephe sebillerini sayabiliriz.
Yarım daire biçiminde, yuvarlak veya çokgen şeklinde yapılanlar da vardır. Üst kısımları kubbelidir. Kubbenin etek kısımları geniş tutulmuş üst kısımdan aşağıya doğru etek gibi sarkıtılmıştır. Böylece insanların sıcak havalarda dinlenmesine, yağmurlu havalarda ıslanmamasına imkân sağlar hale getirilmiştir.
İstanbul-Vefa’daki “Hasan-Kethüda Sebili” en eski örnek olarak gösterilebilir. Bu sebilin 1565-1566 yılları tarihlerinde yaptırıldığı bildirilmiştir. Dış görüntü olarak yuvarlak kemerli pencereleri bulunan ve tunç alaşımlı parmaklıkları bulunan bu sebilin köşelerinde de başlıkları bulunan mermer sütunlar yer almaktadır.
Tarihte sebil örnekleri
Anadolu Selçuklularının döneminde, Konya’da 1258 yılında Sahip Ata adı altında bir külliye inşa edilmiştir. Mimarisinde bulunan taç kapılarının her iki yanında da oldukça güzel bir şekilde inşa edilmiş sebiller bulunur.
Daha sonrasında Osmanlı mimarisine geçen ve en iyi örneklerinin Osmanlı mimarisinde verildiği bu yapıtların inşasına 20’nci yüzyıla kadar devam edilmiştir. En son yaptırılan sebil, 1896 yılındaki Topkapı’da inşa ettirilen “Pazar Tekkesi Sebili”dir.
** ** **
Bu kısa bilgilerden sonra şimdi bizim sebile dönelim
Trende bir ağır vasıta (!)… Nefesi başka yerinden alırken gözleri kaymaya başladı. Arabayı rampaya vurdu. İkinci viteste çıkarken tıslamaya ve sonunda su kaynatmaya başladı. Elindeki tespih düştü.
Bu manzaradan, çıkan ses ve egzostan rahatsız olan ayaktaki kişi ayağıyla tespihi itti. Ağır vasıta garip seslerle vites değiştirirken bazen ara gazı vererek ikiliyordu. Bir yerlerde rampada kalacağı belliydi. Sonunda kazayı yaptı. Yanındaki hanımın omuzuna başı düşünce,
---Kendine gel be herif!
ikazıyla uyanmak durumunda kaldı. Tabii suskundu; ama özür dilemek gibi bir kaygısı da yoktu. Göbeği, cephe sebilini anımsatıyordu. Gömleğin göbeğini kapatmaya zorlandığı anlaşılan düğmelerden ikisi kopuktu. Ayağında parmak arası tokyo vardı. Hadi bi’de ellerinle parmak aralarını kaşı koçum, kibarlık (!) ne demekmiş görsünler…
…Kaşımadı. Rampada kalmıştı, aynı yerden vitesi takarak devam etme tercihini kullandı. Yine ikiliyordu. Yeniden su kaynatmaya başladı. Ağzından salyalar gömleğine doğru akmaya başladı. Bütün vagondakiler gülerek ona bakıyordu. Sinirlenmiş olan hanım da gülmeye başlamıştı. Oysa biz ondan,
---Çek kardeşim sağa, ver ehliyet ve ruhsatını (!)
demesini bekliyorduk. Hay Allah, Kadıköy’e gelmişiz. Tiyatro yine bitti… Şimdi vapura bineceğim.
** ** **
Kadıköy’deki Karaköy vapur iskelesine vapur yanaştı. İskeleler verildi. Gelen yolcular indi, kapılar açıldı ve binmek için vapura yürüyoruz. Her zaman olduğu gibi yer kapma kaygısı taşıyan bir medeniyetsiz ve meymenetsiz, halatın üzerine basarak uzatılan iskelenin haricinde binmeye çalışıyor. Görevli kişi onu uyardı:
---Neden uzatılan iskeleden geçmiyorsunuz? Oradan geçmeyin!
---Yasak mı?
---Yasak diyen mi oldu?
---Sen dedin ya?