SON DAKİKA
reklam
reklam

ÜRETİM KREDİ İLİŞKİSİ

Köşe Yazarı: Zafer ÖZCİVAN   Eklenme Tarihi: 19 Ağustos 2023, Cumartesi - 17:16   Okunma Sayısı:

Ülkelerin gelişmesi, ekonomik büyüme sağlaması, dış ticaret açığının kapanması hatta fazla vermesi, merkez bankası döviz rezervlerinin çoğalması, devletin vergi gelirlerinin artması, işsizliğin azalması, istihdamın yükselmesi, ihracatın artması, global pazarlarda etkinlik kazanması, uluslararası alanda rekabet kurallarına uyumu gibi faktörler yapılan üretime bağlıdır. Üretmeden tüketen toplumlarda yani dış ticaret açığı veren ülkelerde döviz açığı olağan bir sonuçtur.

Üretim işletmeleri ise sürekli büyümek, teknolojiye ayak uydurmak, yeni ürünler üreterek ürün gamını çoğaltmak, ihracat olanaklarını en verimli şekilde kullanmak, üretim özelliklerine göre makine ve teçhizat yatırımı yapmak zorundadır. Tabii ki tüm bunları gerçekleştirebilmek için ilk önce koşullara uygun fabrika binası ve insan kaynaklarına ihtiyaç olduğunu unutmayalım. Ülkemizde birçok organize sanayi bölgesi olmasına rağmen birçok üretim işletmesinin bina sorunu devam etmektedir. Sorunun çözümü için verilen devlet kredilerinin daha da genişletilmesi, daha da ötesi fabrikaların devlet tarafından inşa edilerek ucuz oranlı ve uzun vadeli ödeme koşulları ile sanayicilere verilmelidir.

Yukarıda saymaya çalıştığım büyüme kriterlerinin gerçekleşebilmesi için ise ek kaynak ihtiyacı olacağı aşikardır. İşte ek kaynak bankalardan sağlanan kredilerdir. Hükümetin yaklaşık üç yıl önce düşük faiz yüksek kur sistemine geçerken uygulamaya koymak istediği ve adına Türkiye modeli denilen üretim ve ihracat odaklı, cari açığın azaltılmasına yönelik model son derece önemli, son derece doğru bir yaklaşımdır. Ancak gidilen yol tartışmalıdır ve üç yıl sonra düşük faiz politikasından vaz geçilmiştir.

Düşük faiz politikasına geçilmesinin temel amacı ülkede üretim kaynaklarının en verimli şekilde kullanılmasını sağlamak, girişimcileri üretime teşvik ederek ihracatı arttırmaktı. Üretim maliyetlerini azaltmak için ise düşük faizli kredilerin üreticiye sağlanması yoluyla üretim maliyetlerinin düşmesine yardımcı olarak enflasyonla mücadeleyi kontrol altına almaktı. Uygulamada ise söz konusu krediler hiçbir zaman sanayiciye ulaşmadı. Yani amacına uygun kullanılmadı hatta faizler yükseldiğinden üretim maliyetleri arttı ve enflasyon olarak karşımıza çıktı. Bankalar ise tarihinde görülmemiş oranda kar ettiler ve ekonomik büyümede en büyük payı aldılar.

Ekonomik büyümenin sağlanabilmesi için üretimin önemini her platformda dile getirmeye çalışıyoruz. Ancak üretimi de sıradan değil, katma değeri yüksek, teknolojiye uygun ürünler üretmek zorundayız. Günümüzde yapılan üretime ait hammadde ve ara malın yaklaşık yüzde ellisi yurt dışından ithalat yoluyla tedarik edilmektedir ve doğal olarak paramız yurt dışına gitmektedir. Döviz kurları da yüksek olunca ödediğimiz para değeri de yukarıda olacağından üretim maliyetlerine yansımakta ve enflasyon olarak karşımıza çıkmaktadır. Devlet, ithal ikame ürünlerin üretimi için kredi ve başka destekler vermektedir ama bunun denetimleri yapılmalı, kredilerin doğru adrese verilmesi, amacına uygun kullanılmasının sağlanması gerekir.

Yurt içi üretici fiyat endeksinin yüksek olması üretim işletmelerinin kredi ihtiyaçlarının çoğalmasına sebep olan diğer bir etkendir. Çünkü üretim gerekli faktörlerin bir araya getirilerek ortaya bir ürün çıkarma işlemidir ve her bir aşaması son derece zor bir süreçtir. Üretim faktörlerinde yaşanan fiyat hareketleri hem kaynak gereksinimini arttıracak hem de üretim maliyetlerinin yükselmesine sebep olacaktır. TÜİK tarafından açıklanan temmuz ayı enflasyon oranları incelendiğinde ocak ayından bu yana devam eden ve baz etkisiyle oluşan aşağı yönlü hareket sona ermiş, yerini yükseliş trendine bırakmıştır. Bunda en büyük etken birbiri ardına yapılan başta akaryakıt ürünleri olmak üzere fiyat artışlarıdır. Akaryakıt ürünlerinin artması demek tüm sanayi ürünlerine zam demektir.

Ülkemizin ihracat rakamları her geçen dönem artmasına rağmen ithalat seviyesini geçememektedir. Bunun temel nedeni dışa bağımlı olduğumuz akaryakıt, enerji, doğalgaz gibi olmazsa olmaz temel ihtiyaçlarımızı ithalat yoluyla tedarik etmemiz ve üretimde kullanılan yarı mamul ve hammaddeleri kendimiz üretememektir.

Günümüzün kredi koşullarına dönecek olursak seçimlerden sonra iş başına gelen ekonomi yönetiminin rasyonel politikalara geçileceği açıklamasıyla birlikte faizler yükseltildi ama kredilere ulaşmak daha da zorlaşmaya başladı. Kredi faizleri %50 lere kadar dayanınca mevcut üretim durma noktasına gelirken, yeni yatırımlar da ertelenme yoluna gidiyor. Uzun süreden bu yana kredi bulmakta zorlanan işletmeler yatırım kredilerinden çok mevcut durumu kurtarabilmek için kredilere ihtiyaçları arttı. Kredi vadeleri ise 6 aya kadar düştü. Hâlbuki bir üretimin yapılması için belirli bir süreçten geçmesi gerekir ve üretimin özelliğine göre 1 ile 3 ay en iyimser tahminle zaman gerekir. Kaldı ki her sanayici ürünlerini satarken bir de alıcılara kredi açmak durumundadır. Yani kısa vadeli kredi çözüm değildir.

İşletme sermayesi darlığının en üst seviyeye çıktığını belirten İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Başkanı Çetin Tecdelioğlu ise “Firmalarımız çok ciddi sıkıntılarla savaşıyor. Şu anda geçmişten gelen siparişler olduğu için istihdamda sorun yok ama ilerisi olumlu olacak” dedi.

Sözün özü: Üretim yapanın eli öpülmelidir.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

zozcivan@hotmail.com

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam