İnsanımız, ekonomik sıkıntılar ve siyasi çalkantılar yaşarken terör hızını arttırmakta, Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde yuvalanan terörist gruplar, küçük birimler halinde Tunceli ve Diyarbakır bölgelerine sıçramaya çalışmaktadır.
Eylemlerini bizlerin hiç beklemediği dini bayram günleri, kutsal geceler ve milli günlerimize yakın günlerde icra ederek halen ayakta olduklarını hissettirmek istemektedir. Kur’an yakma, cami duvarına resim yapma veya tahrip etme, peygambere sövme gibi eylemleri yapanlara destek vermektedir.
Yeniden imaj yaratmak
PKK terör örgütü, Avrupa’dan önceden olduğu gibi maddi destek görememesi, elemanlarının yakalanması ve AB ve ABD tarafından terör örgütü listesine alınması nedeniyle içine düştüğü durumu faaliyet alanını genişlettiği imajını yayarak düzeltmek istemektedir. Giderek azalan ve temininde güçlük çektiği eleman sayısını daha da eritmemek için doğrudan saldırı yerine mayın döşeme, uzaktan askerlerimize ateş etme ve bazı yerlerde yangın çıkarma şeklinde mücadele etmeyi yeğ tutmaktadır.
Geçmiş yıllarla mukayese edildiğinde teröristlerin sınır geçişlerinin neredeyse tamamının önlenmiş olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bölge insanının ekonomik yönden kalkınması, terörün yeniden hortlamaması için en gerekli önlemdir. İç siyasetteki huzursuzluğun yerli ve yabancı yatırımcılar üzerinde yarattığı güven zafiyeti ve tedirginlik, özellikle Güneydoğu Anadolu bölgemizde gerçekleştirilecek olan ekonomik refah sürecinin uzamasına, belki başka baharlara kalmasına neden olabilecektir.
Yeni güç kaynakları
Çeşitli uluslar ve kuruluşlar tarafından PKK’nın terör örgütü olarak kabul edilmiş olması, pek de büyük bir anlam ifade etmemektedir. ABD’nin Suriye’nin kuzeyindeki terör unsurlarına araç, zırhlı araç, tanksavar füzeleri, uçak ve helikopterlere karşı omuzdan atılan Stinger füzeleri vermesi ve gözümüzü oyarcasına sınırımızın dibine yığması sınırımızdaki hassasiyeti arttırmakta ve ister istemez bölgedeki denge ve temellerin yerinden oynayacağına işaret etmektedir.
O zaman Türkiye’nin duruşu nasıl olacaktır? Yavaş da olsa gelişen ilişkilerimize rağmen zaman zaman Ermenistan’ın PKK terör örgütü mensuplarına hamilik sağladığına dair basında haberler çıkmaktadır. İşte PKK’nın tutunabileceği bir başka dal da budur.
Suriye sınırındaki mayınlı alanların temizlenmiş olması karşımıza kontrolü güç geniş bir alan çıkarmıştır. Terör örgütü tabii ki bu zafiyeti değerlendirmiş ve halen de değerlendirmektedir.
Fransa, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olduğunu açıkça söylemekle beraber belki menfaatlerinin zedelenmemesi ve belki de Türkiye’nin tamamen gücenmemesi için Akdeniz Projesi’ni gündemde tutmaktadır. Bunun yanında arada bir PKK militanları üzerine giderek finans kaynaklarını kontrol altına almakta, ancak sonuca giden bir eylem içinde görülmemektedir.
Ülkemizin sıkıntılı duruma düştüğü dönemlerde dış ülkelerden, müttefiklerimizden ve komşularımızdan olumsuz yaklaşım sergileyenler ortaya çıkabiliyor. Yunanistan Ege’de hava sahamıza sürekli tacizde bulunuyor. Nerede kaldı her iki ülke Dışişleri Bakanlarının ve Kuvvet Komutanlarının görüşmeleri? Nerede kırmızı telefon konuşmaları?
Halkın büyük bölümü
Kanayan bir yara olan terörün yanında maaş artışlarına odaklanmış bir memur, işçi ve emekli kesimi, işsizlikle kıvranan yoksul insanlar, büyük şehirlerimizin sosyal ve altyapı sistemlerini bozan gecekondu mensupları, sürekli kapanan ve yenileri açılamayan iş yerleri yeni muhalefet ve direniş alanları yaratmaya yeter de artar bile.
İnsanımızın tansiyonu yüksektir. Öncelikle barış ve huzur ortamını yeniden yaratmalıyız. Böylesi çalkantılı dönemler tarihimizde hep olmuş, hep atlatmışızdır ama faturasını yoksul insanımız ödemiş ve olmamız gereken yerde olamamışızdır. Kutuplaşma ve kamplaşmalar, insanımızda olması gereken kardeşlik duygularının yerine husumet duygularını kamçılamaktadır. Yakın ve yakıcı tehlike uzaklarda değil içimizdedir.
Bu badireden çıkış için sihirli değnek ve yeni bir Atatürk aramaya gerek yoktur. Atatürk’ün fikirlerini benimsemek ve emperyalizme karşı tavır almak hepimizi birbirimize yaklaştıran, kardeşlik olgusunu vurgulayan ve barış içinde yaşamamızı sağlayacak olan temel prensiptir.