SON DAKİKA
reklam
reklam

Atatürk’ü anlamaya çalışmak

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 7 Eylül 2023, Perşembe - 21:48   Okunma Sayısı:

Ortaokul yıllarımızın Türkçe dersinde hem hızlı hem de kusursuz okumak esastı. Ebediyete

intikal eden Türkçe dersi hocamız Nevin Hanımefendi’yi rahmetle anıyorum. Üzerimize

titrer, noktalama işaretlerinden tutun da bir kelimenin vurgusuna kadar her şeyin doğrusunu

öğretmek için çırpınırdı.

Kıyafeti, duruşu, hitabı ve bakışıyla tam bir Cumhuriyet kadınıydı. Okuma

saatinde “Tecessüs” diye bir parça okumuş, bu sözcüğün üzerinde iki ders saati düşünmüş ve

anlatımlar yapmıştık.

Tecessüs

Arapça bir kelimedir. Merak etme, araştırma anlamları vardır.

  1. Bir şeyin iç yüzünü anlamaya, merakını gidermek için kendini belli etmeden öğrenmeye

çalışma, aslını anlamak için gözetlemek…

“Mevcut olan kadehlerden birini doldurunca nigâh-ı tecessüs ile beyin simasından meylini

öğrenmek istemiş.”                                                                                            (Namık Kemal)

“Kafamda etrafımdaki hayat sahnelerini anlamak için derin bir tecessüs uyanmıştı.”

(H. E. Adıvar)

“Mefharet'in tecessüsünü uyandırarak alâkasının merkezini başka tarafa kaydırmak (... ) için ilâve etti.”                                                                                                           (Peyami Safa)

  1. Araştırma, tahkik, tetkik:

"Tecessüs-i ahval." Tecessüse dayanılarak seçilip toplanmış notlar vardır.

(Orhan Şaik Gökyay)

  1. Görme, anlama merakı:

“Karanlık sokaklardan şapkalı ve fesli çocuklar, siyasi ve dinî düşüncelerin fevkındaki ilk

tecessüsleriyle maniciye sordular.”                                                       (Ruşen Eşref Ünaydın)

“İşte insanoğlunun bütün tecessüsüne rağmen ebedî bilmecesi, ebedî meçhulü buydu.”

                                                                                                                       (Sâmiha Ayverdi)

İdrak etmek

1.Anlama yeteneği, anlayış, akıl erdirme

“Kişilik idraklerle doğar, diyenler de var.” – Ç. Altan

  1. Erişme, ulaşma,
  2. Algı, Algılama
  3. Akıl erdirmek, anlamak, kavramak

“Evliliğim boyunca, saçmalığını ancak şimdi idrak edebildiğim bir iş bölümü vardı Ayşin ile

aramızda.” – E. Şafak

  1. Erişmek, ulaşmak,

“Cumhuriyetin yetmiş beşinci yılını idrak ettik.”

Her iki sözcükle ilgili anlatımlar

Hayatım boyunca bir konuyu dört başı mamur    şekilde anlamayı tercih etmişimdir. Harp

Okulu’nda okumuş olmak dünya ve Türkiye harp tarihini iyi bilmeme vesile olmuştur. Okul

yıllarında Milli Mücadele’nin geçtiği yerleri gezmiştik. Bu geziler öncesinde o bölgede

cereyan eden muharebelerle ilgili kısa anlatım görevleri verilir, yön tayini ve arazinin

tanıtımıyla anlatıma başlardık.

Muharebeye iştirak eden askerlerin kıyafet (giysi, şapka, miğfer, kalpak vb), teçhizat

(donatım, matra ve kılıfı, palaska, kemer, fişeklik vb) ve tayınat (yiyecek) gibi seferi

gereçlerini temin etmeye çalışırdık. Mevsimin yaz veya kış olması, yani ısının eksi veya artı

derecelere ulaşması karşısında er üzerindeki seferi teçhizatın ağırlığı, çadır, çarık, hedik ve

kayak eksikliğinin muharebenin gidişatına etkisini incelerdik. Basit bir anlatımla buraya kadar

olanları tecessüs olarak kabul edebilirsiniz.

Harp planları, lojistik veriler, insan ve malzeme mevcutları, koşullar harmanlanır, kuvvet

mukayesesi, komutanın liderlik özellikleri, arazinin sağladığı imkânlar veya dezavantajlar,

hava gücü yetersizliği masaya yatırılır ve sonuç tahlil edilirdi. Bu bölümü de idrak yani

konunun algılanmasıyla ilgili olarak kabul edebilirsiniz...

130 civarında insanı bünyesinde barındıran Amerikan reklam ajansında çalışırken gruplar

oluşturuyor ve her hafta bir grubu Milli Mücadele’nin geçtiği yerlere götürüyordum. Her gezi

bir algılamayla hafızalara nakşolundu. Atatürk’ü, İsmet ve Fevzi Paşaları daha iyi anlamaya,

olayları bu gözlükle değerlendirmeyi benimsemişlerdi.

Aile fertlerimle Anıtkabir gezisi

Emekli olmadan önce aile fertlerimle Anıtkabir’e yaptığım bir geziyi yıllar sonra 19 Mayıs

Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı nedeniyle gazetede yazmıştım. Önce kendisiyle

sonra da Atatürk ile barışık olmayan bir kişi bana mail atarak “Sizin aile fertlerinizle

Anıtkabir gezisi yapmanız toplumu ne ilgilendirir?” şeklinde biraz da kabaca tümcelerle bana

soru ve eleştiri yöneltmişti.

  1. Yazıyı tam olarak okumadığını, biraz çevrenin dolduruşuna geldiğini kabul ediyor ve

öyle algılıyorum. Ben çocuklarımı Anıtkabir’e götürürken okuldaki arkadaşlarından da bir

veya iki öğrenciyi de götürüyordum. Onların                    Anıtkabir’ i görmelerini sağlıyor, orada satılan

kitaplardan alıp hediye ediyor, onlara Atatürk sevgisini aşılamaya ve Atatürk’ü anlatmaya

çalışıyordum.

  1. Geziden arta kalan zamanda müzeyi mutlaka geziyor, oradaki kitaplardan

okuduklarımı,

okuyacaklarımı tespit ediyor veya farkında olamadığım başka bir konuyu yakalamaya

çalışıyordum. Örneğin; Muharebe sahasında                    durgun geçen günlerde bile kitap okuyan bir

insan olarak okumaya verdiği değeri anlamış ve anlatmaya çalışmıştım. Bunlardan Jean

Jacques Rousseau’nun “Toplumsal Sözleşmesi” oldukça ağır bir kitaptır ve bana göre mutlaka

sakin kafayla okunması gerekir.

  1. Herkesin Atatürk’ü sevmesini, onun fikirlerini benimsemesini isteyen bir tavrım yok,

olamaz da… Sadece Cumhuriyet’in kurucusu ve liderine hakaret olmasın… Tartışacak insan

tartışır. Ben bu gezi, anlatım ve yazımlarımı devam ettiriyorum. Bu ve benzeri kişilerden

fikirlerini bir sohbet havası içinde ortaya koymuş olmalarını ve bana yeni bir yazı imkânı

yaratmalarını beklerim. Umarım ayrıntılarla gerçeği anlatabilmişimdir. Eğer yine de

anlatamamışsam şu sözlerle konuyu kapatayım:

“Dermiş hakîm, bilmediğim nesne kalmadı

Dünyayı bildi de bîçare, kendini bilmedi.”

(Ruh-i Bağdadî)

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam