Ortaokul yıllarımızın Türkçe dersinde hem hızlı hem de kusursuz okumak esastı. Ebediyete
intikal eden Türkçe dersi hocamız Nevin Hanımefendi’yi rahmetle anıyorum. Üzerimize
titrer, noktalama işaretlerinden tutun da bir kelimenin vurgusuna kadar her şeyin doğrusunu
öğretmek için çırpınırdı.
Kıyafeti, duruşu, hitabı ve bakışıyla tam bir Cumhuriyet kadınıydı. Okuma
saatinde “Tecessüs” diye bir parça okumuş, bu sözcüğün üzerinde iki ders saati düşünmüş ve
anlatımlar yapmıştık.
Tecessüs
Arapça bir kelimedir. Merak etme, araştırma anlamları vardır.
- Bir şeyin iç yüzünü anlamaya, merakını gidermek için kendini belli etmeden öğrenmeye
çalışma, aslını anlamak için gözetlemek…
“Mevcut olan kadehlerden birini doldurunca nigâh-ı tecessüs ile beyin simasından meylini
öğrenmek istemiş.” (Namık Kemal)
“Kafamda etrafımdaki hayat sahnelerini anlamak için derin bir tecessüs uyanmıştı.”
(H. E. Adıvar)
“Mefharet'in tecessüsünü uyandırarak alâkasının merkezini başka tarafa kaydırmak (... ) için ilâve etti.” (Peyami Safa)
- Araştırma, tahkik, tetkik:
"Tecessüs-i ahval." Tecessüse dayanılarak seçilip toplanmış notlar vardır.
(Orhan Şaik Gökyay)
- Görme, anlama merakı:
“Karanlık sokaklardan şapkalı ve fesli çocuklar, siyasi ve dinî düşüncelerin fevkındaki ilk
tecessüsleriyle maniciye sordular.” (Ruşen Eşref Ünaydın)
“İşte insanoğlunun bütün tecessüsüne rağmen ebedî bilmecesi, ebedî meçhulü buydu.”
(Sâmiha Ayverdi)
İdrak etmek
1.Anlama yeteneği, anlayış, akıl erdirme
“Kişilik idraklerle doğar, diyenler de var.” – Ç. Altan
- Erişme, ulaşma,
- Algı, Algılama
- Akıl erdirmek, anlamak, kavramak
“Evliliğim boyunca, saçmalığını ancak şimdi idrak edebildiğim bir iş bölümü vardı Ayşin ile
aramızda.” – E. Şafak
- Erişmek, ulaşmak,
“Cumhuriyetin yetmiş beşinci yılını idrak ettik.”
Her iki sözcükle ilgili anlatımlar
Hayatım boyunca bir konuyu dört başı mamur şekilde anlamayı tercih etmişimdir. Harp
Okulu’nda okumuş olmak dünya ve Türkiye harp tarihini iyi bilmeme vesile olmuştur. Okul
yıllarında Milli Mücadele’nin geçtiği yerleri gezmiştik. Bu geziler öncesinde o bölgede
cereyan eden muharebelerle ilgili kısa anlatım görevleri verilir, yön tayini ve arazinin
tanıtımıyla anlatıma başlardık.
Muharebeye iştirak eden askerlerin kıyafet (giysi, şapka, miğfer, kalpak vb), teçhizat
(donatım, matra ve kılıfı, palaska, kemer, fişeklik vb) ve tayınat (yiyecek) gibi seferi
gereçlerini temin etmeye çalışırdık. Mevsimin yaz veya kış olması, yani ısının eksi veya artı
derecelere ulaşması karşısında er üzerindeki seferi teçhizatın ağırlığı, çadır, çarık, hedik ve
kayak eksikliğinin muharebenin gidişatına etkisini incelerdik. Basit bir anlatımla buraya kadar
olanları tecessüs olarak kabul edebilirsiniz.
Harp planları, lojistik veriler, insan ve malzeme mevcutları, koşullar harmanlanır, kuvvet
mukayesesi, komutanın liderlik özellikleri, arazinin sağladığı imkânlar veya dezavantajlar,
hava gücü yetersizliği masaya yatırılır ve sonuç tahlil edilirdi. Bu bölümü de idrak yani
konunun algılanmasıyla ilgili olarak kabul edebilirsiniz...
130 civarında insanı bünyesinde barındıran Amerikan reklam ajansında çalışırken gruplar
oluşturuyor ve her hafta bir grubu Milli Mücadele’nin geçtiği yerlere götürüyordum. Her gezi
bir algılamayla hafızalara nakşolundu. Atatürk’ü, İsmet ve Fevzi Paşaları daha iyi anlamaya,
olayları bu gözlükle değerlendirmeyi benimsemişlerdi.
Aile fertlerimle Anıtkabir gezisi
Emekli olmadan önce aile fertlerimle Anıtkabir’e yaptığım bir geziyi yıllar sonra 19 Mayıs
Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı nedeniyle gazetede yazmıştım. Önce kendisiyle
sonra da Atatürk ile barışık olmayan bir kişi bana mail atarak “Sizin aile fertlerinizle
Anıtkabir gezisi yapmanız toplumu ne ilgilendirir?” şeklinde biraz da kabaca tümcelerle bana
soru ve eleştiri yöneltmişti.
- Yazıyı tam olarak okumadığını, biraz çevrenin dolduruşuna geldiğini kabul ediyor ve
öyle algılıyorum. Ben çocuklarımı Anıtkabir’e götürürken okuldaki arkadaşlarından da bir
veya iki öğrenciyi de götürüyordum. Onların Anıtkabir’ i görmelerini sağlıyor, orada satılan
kitaplardan alıp hediye ediyor, onlara Atatürk sevgisini aşılamaya ve Atatürk’ü anlatmaya
çalışıyordum.
- Geziden arta kalan zamanda müzeyi mutlaka geziyor, oradaki kitaplardan
okuduklarımı,
okuyacaklarımı tespit ediyor veya farkında olamadığım başka bir konuyu yakalamaya
çalışıyordum. Örneğin; Muharebe sahasında durgun geçen günlerde bile kitap okuyan bir
insan olarak okumaya verdiği değeri anlamış ve anlatmaya çalışmıştım. Bunlardan Jean
Jacques Rousseau’nun “Toplumsal Sözleşmesi” oldukça ağır bir kitaptır ve bana göre mutlaka
sakin kafayla okunması gerekir.
- Herkesin Atatürk’ü sevmesini, onun fikirlerini benimsemesini isteyen bir tavrım yok,
olamaz da… Sadece Cumhuriyet’in kurucusu ve liderine hakaret olmasın… Tartışacak insan
tartışır. Ben bu gezi, anlatım ve yazımlarımı devam ettiriyorum. Bu ve benzeri kişilerden
fikirlerini bir sohbet havası içinde ortaya koymuş olmalarını ve bana yeni bir yazı imkânı
yaratmalarını beklerim. Umarım ayrıntılarla gerçeği anlatabilmişimdir. Eğer yine de
anlatamamışsam şu sözlerle konuyu kapatayım:
“Dermiş hakîm, bilmediğim nesne kalmadı
Dünyayı bildi de bîçare, kendini bilmedi.”
(Ruh-i Bağdadî)