Afrika, 15’inci yüzyılda Portekiz, İspanya, Belçika, Hollanda’nın, 16’ncı yüzyılda İngiltere ve Fransa sömürgesi altında yaşadı. Bu şekil 20’nci yüzyıla kadar devam edip geldi.
Tanzanya’da Julius Nyerere, Kenya’da Dedan Kimathi, Güney Afrika’da Nelson Mandela, Gana’da Dr. Kwame Nkrumah, Senegal’de Şeyh Ahmadou Bamba Mbacke ve Nijerya’da Abubakar Tafawa Balewa gibi liderler, halklarını örgütlemiş ve her birisi kendi halkı için bedeller ödeyerek mücadele vermişlerdir.
Afrika’da,
*Milliyetçilik akımlarının yükselişe geçtiği,
*İsyancı grupların çoğaldığı,
*Hristiyan ve Hindu dinlerinin karışımı Godianizm adıyla din oluşturdukları,
*Bölge ülkeleri liderlerinin birbirlerine bakarak etkilendikleri ve küçücük bir kar topunun çığ oluşturduğu görülmüştür.
Afrika milliyetçiliğinin son dev temsilcilerinden olan Kenneth Kaunda, yoldaşı Tanzanyalı Nyeyere başta olmak üzere, Ganalı Nkrumah, Kenyalı Kenyatta, Burkina Fasolu Sankara gibi devrimci liderlerle birlikte anılmaktadır.
PanAfrikan hareketi
Afrika’nın güneyinde sömürgeciliğe karşı verilen mücadelede PanAfrikan hareketinin etkin aktörlerinden biri olarak halk arasında "KK" olarak anılan kahraman lider Kenneth Kaunda, 2021 yılında 97 yaşında hayata veda etmişti. Kaunda, siyasi kariyeri boyunca Afrika sosyalizmini benimsemesiyle de bilinmekteydi.
Kaunda’nın halkı, yıllarca süren kölelik sistemi ve sömürgeci politikalar sonucu eğitim, sağlık, gıda, barınma gibi temel haklardan yoksun, kendi ayakları üzerinde duramayan ve insanlığına yabancılaştırılan bir kitle olarak tanımlanıyordu.
Tek millet olgusu
Oysa halkını gayet iyi tanıyan ve iyi analiz eden Kaunda, özgür düşünen ve davranabilen bir halk yaratmayı hedeflemişti. Bağımsız ve güçlü bir ülke yaratma yolunda milliyetçilik ilkesine sıkıca bağlandı. Kaunda, tüm kabileler için ortak bir gelecek hedefleyen "Tek Zambiya, Tek Millet" sloganıyla herkesi eşit bir paydada buluşturdu.
Bağımsızlığa yaklaşırken, sömürgeciliğe karşı verdiği mücadeleyi uluslararası bir zemine oturtarak, beyaz Amerikan yönetimi altında ezilen siyahların hakkını savunan siyasi aktivist Martin Luther King’i Atlanta’da ziyaret ettikten sonra, ülkesine döner dönmez sivil itaatsizlik hareketini başlattı. Bu hareketin ilk sonucu, İngiliz hükümetinin federasyon politikalarını değiştirip, nihayetinde pes etmesi oldu.
Afrika genelinde yavaş yavaş güç kaybetmeye başlayan sömürgeciler teker teker kıtadan ayrılırken, Zambiya'da da durum farklı olmadı. Kaunda ise arkadaşlarıyla birlikte tekrar hapse atılmasının ardından halkın gözünde artık bir kahraman oldu.
Bağımsızlık sonrası Zambiya
Kaunda’yı benzersiz bir Afrika lideri yapan en önemli özelliklerden biri, kendi ülkesinin bağımsızlığını ilan etmekle yetinmemesiydi. Zambiya’nın bağımsızlığının ardından Mozambik ve Angola başta olmak üzere bölgedeki diğer özgürlük çatışmalarına da destek verdi,
Yabancı kontrolünde bir ekonomiyi ayağa kaldırmaya çalışmak o kadar da kolay değildi. Afrika milliyetçiliğine vurgu yapmıştı. Kaunda'nın ekonomi politikası Afrika hümanizmi olarak tanımlanabilirdi.
Bakır madenlerinin millileştirilmesi beraberinde yalnızca bakır sanayine para aktarılması ve tarım yatırımlarının azalması ile sonuçlandı. Ülke ekonomisi, bir dönem yalnızca bakır madenlerinden gelen gelirle ayakta kalabildi. Bu durum pek de uzun sürmedi.
Afrika'da Gandhi’ler çoğaldı
"Pasif direniş, centilmenler (ve hanımefendiler) için tıpkı savaş gibi bir spor, yönetici sınıf için kahramanca bir girişim, geri kalanlar içinse ağır bir yüktür" sözleri ile zihinlere kazınan Kaunda, İngiliz yönetimine karşı bireysel direnişini bağımsızlık mücadelesinden çok daha önce başlatmıştı.
Kenneth Kaunda İngiliz sömürgeciliğini protesto etmek amacıyla Zambiya halkının beslenme alışkanlıklarında pek az yere sahip olan çay, kahve ve alkol tüketiminden vazgeçerek, pasif direnişin sembolü Gandi ile benzer bir tutum sergiledi. İngiltere bunlara karşı çıktı…
Batılı sömürge sistemi, Afrika ülkelerini sağmaktan her zaman çıkar bulmuş ve devam ettirmek istemiştir. Zaten kabileler halinde yaşayan bu topluluklar, sömürgecilerin çıkarları doğrultusunda birbirleriyle çatışmaya itilmiş ve hâkim güçler kendi diktalarını sürdürmüşlerdir. Özgürlüğün bedeli ağırdır.