**İnsanoğlu yaratılırken içindeki vicdan denen olgu sonradan geri alınmış herhalde. Sömürgecilik, sağmacılık gibi insanlık dışı kavramlar esirliği ve köleliği beraberinde getirmiş. Esirlerin kırbaçlandığı, köleliğin yüce dinimizce yasaklandığı devirler geride kalmış olsa da bugün hâlâ aynı uygulamalar şekil değiştirmiş vaziyette devam edip gitmektedir.
Zengin emperyalist devletler, Afrika’nın yoksul insanını sömürürken zengin İslam devletlerinin liderleri de saltanat ve zevk sefa içinde hayat sürüyorlar. Bırakın aç yatan komşusunun karşısında hicap duymalarını, bir de onları tepeliyorlar. Örnek mi? İşte size zengin Suudî Arabistan ve hastalıkların hız kesmediği, iki milyona yakın insanın hastalık, açlık ve susuzlukla kıvrandığı Yemen…
Uçak bombalarının altında inleyen Yemen illeri, parçalanmış vücutlarla, yıkılmış yuvalarla ve göç eden bîçarelerle kıvranıp duruyor. Biz Müslüman’ın Müslüman’a ettiğini biliriz de Myanmar’da Budist baskısından kaçan Müslümanları görürüz. Biz önce kendimize değer vermiyoruz ki, başkalarından değer görelim.
**Covid’in belki de bu yüzyıla damgasını vuracak simge sözcüklerden olacak. Bizlere 1,5 yıla yakın sıkıntılı bir dönem yaşattı. Zaman zaman tedbirler gevşetildi, bağırış çağırışlar oldu, bazı uygulamalarda fazlalıklar veya yanlışlıklar yapıldı. Covid’in değişik bir versiyonu bugünlerde yine kendisini hissettiriyor. Bakalım bu kez nelerle karşılaşacağız?
**Ben maskenin bir faydasını görmüştüm. Ağzına anasından doğduğundan beri fırça girmemiş, sapsarı dişleri ve kokan ağzıyla çöp tenekesi profili çizen yaratıkların nefesinden korunur olmuştuk. Kamu vasıtalarında işin ciddiyetinden uzak hatta umursamaz kişiler ara sıra maskesini indirip, ağzına parmağını sokarak arkeolojik kazı yaparlardı.
**Türkiye’nin son 20 yıllık döneminde kitaplara konu olacak çok olay vardır. Hasta olsak doktorun verdiği ilacın reçetesini okumayız. Baştan savma, kulaktan dolma ilaç kullanırız. Hatta doktor döveriz. Katili hapisten çıkarır, siyasi nedenlerle içeri gireni affetmeyiz. Orman alanı ile yeşil alanı birbirine karıştırır, çimleri besler ağacı keseriz. Hayvan nakleden kamyon kaza yapar devrilir, yola saçılan hayvanları murdar olmasın diye eli bıçaklı adamlar türeyiverir. Kimse onların bazılarını hayvan hastanesine götürmeyi düşünmez.
**Trafikte kurallar insan yaşamını düzene sokmak ve kazaya meydan vermemek için konur ve uygulanması gerekir. Kural dışı hareket eden kişi, kendisini uyaran polise “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diyerek çıkışmaya başlar. Oysa daha polis ağzını açmamıştır bile.
Konuşma özürlü toplumun ferdi olduğunun bilincindedir.
Gelecek nesillerin bunları okuması gerekir. Kitaba mesafeli duran ve soğuk bakan bir kitleyiz. Kim okuyacak, neleri ne kadar doğru bilecek?
** Osmanlı Bankasının girişindeki merdivenin üstünde yan duvarda yazılı metin:
Sol yanda EL-KÂSİBÜ HABİBULLAH: Cenab-ı Hakk’ın (C.C.) marifetini ve rızasını kazanan onun habibidir sevgili kuludur. (Hadis meâli)… Sağ yanda Extra fortunam est quidquid donatur amicis / Quas dederis solas semper habebis opes (Dostlara verdiğin hiçbir şeye kader dokunamaz / Verdiğin her şey her zaman için servetin olacaktır.)
Bu iki sözü tartalım ve kendimizi terazinin bir kefesine koyalım. Bu sözlerle bir paralelliğimiz oluyor mu? Dostlarımıza ne veriyoruz? Sabah asık suratla çıktığımız evimizden yolda ilk rastladığımız mahalleliye bile asık suratımızı göstermekten geri kalmıyoruz. Özetlersek;
Hiçbir şey eskisi gibi değil
Aşklar sahte dostlar kahpe…
**
Gelibolu Bedesteni
Bir de hatırlatma yapayım: Başbakanlık Arşivi Kâmil Kepeci tasnifindeki bir belgeye göre bu eser Saruca Paşa evkafındandı. Saruca Paşa’nın Gelibolu’daki imareti 846 (1442-43), vakfiyesi ise 858 (1454) tarihli olduğuna göre bedesteninin de bu tarihler etrafında yapılmış olması gerekir.
Büyük Cami’ye komşu olan bedesten Bergama ve Beyşehir’dekiler gibi dikdörtgen planlı olup içinde iki pâye ile kubbeli altı bölüme ayrılmıştır. Kalan bazı izlerden evvelce dış cephelerde dükkânlar olduğu anlaşılmaktadır.
Harap halde olmakla beraber 1952 yılına kadar ayakta kalabilen bu tarihî eser bu tarihten sonra tamamen yıktırılarak ortadan kaldırılmıştır.