Eğitim, mutlular için süs; mutsuzlar için sığınaktır.
(Demokritos)
Konu Yunanca olunca
Kursa başlamadan önce Yunan düşünür, yazar, şair ve sanatçılarının sözlerini incelemiş, dil öğrenmeni yanında mahcup olmamak için Yunan tarihi, sanatı, müziği, sinema ve edebiyatı hakkında da araştırma yapmıştım. Ücretsiz olmasına rağmen hem içerik hem öğretme metodu mükemmeldi. Espriye her zaman yer veriliyordu. “Boş gezmekten bedava çalışmak yeğdir” özdeyişiyle hareket ederek kursa başlamıştım.
Yunanca kursumuz başlamıştı. Kursun en yaşlısı bendim; yani kursun başlangıç, bitiş saatleriyle teneffüs (dinlenme) saatlerine en çok dikkat eden kursiyeri… Yunan öğretmenimiz, dört dil bilen genç bir kızcağız. İlk zamanlar biraz otoriter olsa da 1,5 yıllık kurs süresince bizlere Yunancayı öğretmek için çırpındı durdu, günün her saatinde sorularımıza cevap verdi.
Öğrencilik psikolojisiyle bazen kızdırdık, bazen güldürdük onu. Doğum günlerimizi birlikte kutladık, yılbaşı etkinliklerine katıldık. Yunanca parçaları birlikte söyledik. Yaşlı olmama rağmen öğrenci olmanın hazzını bir kez daha yaşadım.
Arkadaşlıklar
Geceleri barmenlik yapan Melih, içten ve cıvıl cıvıl bir çocuktu. Bana karşı gösterdiği incelikten dolayı kendisine karşı yakınlık hissetmiştim. Bitene kadar da böyle devam etmişti. Günlük mesaim bittikten sonra Beyoğlu’na gidiyor ve saat 19.00’da Yunan konsolosluğu binasında verilen kursa katılıyordum. Kurs bittikten sonra Melih, barı işletmeye gider, sabaha kadar çalışır, gündüzleri de uyurdu. Kurstaki diğer çocuklar, kurs çıkışı Çiçek Pasajı’ndaki takılmalarıma ayak uydururlardı.
Kursa girmeden önce herkes için aldığım çerezlerin bölünmesini Melih yapar, derslerde esprilerime destek verirdi. Çok sağlam bir terbiye almıştı. Mesleğini de iyi icra ettiğine inanıyordum.
Melih ve ben kursun orta seviyede kursiyerleriydik. Ev ödevlerimizi çok iyi hazırlıyor, fazladan kelime ezberleyerek günlük konuşmalarla bağlantılı tümceler kuruyor, Yunanca öğretmenimize de Türkçenin inceliklerini anlatmaya çalışıyorduk.
Yine derse girdiğimiz günlerden biri… Öğretmenimiz her zamanki gibi yoklamasını yapmış ve derse başlamıştı. Melih genç olmasına rağmen benim gibi başlangıçta biraz zayıftı. Bizler üç haftada Yunan alfabesini öğrenebilmiştik. Yanlış anlamayın, tek ses elde etmek için farklı harfleri yan yana getirmek gerekiyor. (οί, ί, η, εί, υ harf ve harf grupları ‘i’ sesini veriyor.)
Telâffuz
Okuma saatimizde heceleyerek ve duraklayarak okuyorduk. Telâffuzda kolaylık olması için öğretmenimiz önceden kelimeyi söylüyor, bize de tekrar ettiriyordu. Bir keresinde öğretmenle aynı anda bir sözcüğü telâffuz ettim diye ilk ihtarı almıştım. Melih çok gülmüştü. Sonraki derste Melih soruya cevap veremeyince öğretmenimiz sinirlenmiş ve Yunanca bir sürü lâf etmişti. Çok hızlı konuşması nedeniyle bir şey anlayamamıştık. Konuşması bitince Melih, tansiyonu düşürecek şekilde ve yavaş bir tonda,
---Hrisa, Sen nerede öğrendin Yunancayı, bak ne güzel konuşuyorsun!
---Ama bu benim ana dilim
---Keşke biz de senin öğrendiğin yerde öğrenseydik. Biz sana Türkçe konuşamadığın zaman kızıyor muyuz?
* * *
Kursun üçüncü haftası bitmişti. Tek tek kişilerle konuşan öğretmenimiz, sıra bana gelince “Neden Yunanca?” diye sormuştu. Soruyu teneffüste sormasını ve derse girince cevaplamak istediğimi söylemiştim. Türkçe olarak yazdığım paragrafı kendisinden Yunancaya çevirmesini rica etmiş ve metni ezberlemiştim.
---Bu saatten sonra servetime servet katamam ama kültürüme kültür katabilirim, deyince bu açıklamamı tüm sınıfa alkışlatmıştı.
* * *
Molada sigara içene kül tablasını vermişti. Yunancasını sorduk, söyleyemedi. Sebebini sorduk, “Söyleyemem, yüzüm kırmızı olur” dedi. (Kızarmak fiilini algılayış). Sorduğu soruyu doğru cevaplandırdığımız zamanlar “maşallah” diyordu. “Neden sen de bizim gibi maşallah diyorsun?” dediğimizde “Babaannem de söylerdi” demişti. (Aile mübadelede İstanbul’dan göçmüştü)
* * *
Eşimle Yunanistan’a gitmiş, Atina’da yaşadığımız bir olayı kursta Yunanca anlatmaya çalışmıştım, kısa cümlelerle biraz da Tarzanca… Evimizde küçük içki şişelerinden koleksiyonumuz vardı. Bir dükkândan küçük farklı güzellikte üç minyatür şişe almış ve parasını ödedikten sonra çıkmıştık.
Dükkândan 50-60 m. kadar uzaklaşmıştık ki, arkamızdan koşarak gelen deminki satıcıyı gördük. Ben ödemede bir eksiklik olduğunu düşünürken Yunanca bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Yanımıza gelince telefondan birini aradı. O kişi Yunanca konuşmayı Türkçeye tercüme ediyor ve satıcının bizi tekrar dükkâna davet ettiğini söylüyordu. Üç şişeyi de kendisinden aldığımız için iki şişe de kendisi hediye edeceğini belirtiyordu.
Ben ve eşim çok duygulanmıştık. Dükkâna girdik ve küçük şişeleri teşekkür edip aldık. Dışarı çıkınca bir kutu kurabiye yaptırıp satıcı beye hediye ettik. Hepimiz çok mutlu olmuştuk. Bu anlatı da öğretmenimizin hoşuna gitmişti. Yunancanın kafasını gözünü yararak yaptığım bu anlatımdan Yunan hocamdan yüksek bir sözlü notu almıştım.
* * *
Kurstan ayrılırken de yine Yunan düşünür Herakleitos’un bir sözüyle kapanış yapılmıştı: “Anladıklarım pek mükemmel; öyle sanıyorum ki anlamadıklarım da…” Evet, anlamadıklarımı da kabul ediyorum, ama 64 puanla bitirmiştim kursu…