İngiltere iç savaşı
İngiltere’de devrimin ilk aşaması 1640-1641 devrimidir. 1642-1651 yılları arasında Cumhuriyetçiler ve Kraliyet yanlıları arasında yaşanmış politik görüş anlaşmazlıkları ve fiziksel çatışmaları adlandırırken kullanılan genel terimdir.
İlk aşamanın sonrasında 1642-1645 yılları arasında, ikincisi 1648-1649 yılları arasında yaşanan çatışmalar I. Charles’a; 1649-1651 yılları arasında gerçekleşen üçüncü çatışma ise II. Charles'a karşı Cumhuriyetçiler tarafından yapılmıştır. İç savaşlar, 3 Eylül 1651’de Worcester Savaşı sonunda Cumhuriyetçilerin güçleri ele geçirmesi üzerine sona ermiştir.
“Muhteşem Devrim” olarak adlandırılan 1688 devrimi, İngiltere’de parlamenter demokrasinin milâdı kabul edilmiştir. O tarihten bu yana İngiltere kralları bilfiil iktidarı kullanmaya teşebbüs etmemiş, simgesel birer hakem olmakla yetinmişlerdir.
İngiltere’nin sömürgecilik faaliyetleri
İngiltere, 1688 devriminden sonra uluslararası ilişkilerde kendi çıkarlarını koruma ve taleplerini karşı tarafa kabul ettirme konusunda maddi ve manevi potansiyeli iyi kullanmaya başlamıştır. Dış siyasetinde ticarî çıkarlarını gözetme ve genişletmeye, ekonomik gelişmeyi teşvike, küresel çıkarlarını güvence altına almaya, yakın çevresini korumaya ve stratejik ortaklıklar kurmaya özen göstermiştir.
Fransa’nın Mısır’a karşı başlayan ilgisi, İngiltere için adeta sevdaya dönüşmüştür. İngiltere, 19’uncu yüzyıldaki stratejik çıkarları arasında bulunan Hindistan ve diğer sömürgelere giden ulaşım hatlarını koruma planları yapmaya başlamıştı. Bu amaçlara ulaşmak için de Osmanlı Devleti ve İran’ın Rusya karşısında bağımsızlığını ve bütünlüğünü savunmak için çalışmıştır.
Koloniler döneminden II. Dünya Savaşı’na
İngiltere bu süreç içinde küresel üstünlüğü elinde tutmaya çalışmıştır. Petrol ve gazın Ortadoğu’da bol miktarda bulunması, İngiltere’yi Ortadoğu üzerinde etki kurma mücadelesine yöneltmiştir.
İngiltere’nin Ortadoğu ilgisi Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girmesiyle gerçekleşmiştir. Akdeniz’de Kıbrıs, Mısır’da ise Süveyş Kanalı İngilizlerin stratejik önceliğini oluşturmuştur. Savaş boyunca Osmanlı ve İngiliz orduları birbirlerine karşı çetin mücadelelere girmişler, savaş sona erdiğinde İngiltere, bölgedeki sınırları istediği şekilde çizmiş ve neredeyse bölgenin tamamını kendi kontrolü altına almıştır.
- Dünya Savaşı ile birlikte bölgenin zenginliklerinden istifade etmek isteyen ABD de yeni aktör olarak sahneye çıkmıştır.
Günümüzde İngiltere’nin bölgeye olan ilgisi
Arap Baharı’nın Afrika’nın kuzey sahillerindeki esintisi, Mısır ve Suriye’de fırtınaya dönüşmüş, eski emeller yine ağızları sulandırmaya başlamıştı. Mısır’da insanlar tam birbirlerini yiyecekken devlet otoritesi sağlanmış, İngiltere pek müdahil olamamıştı. Suriye’de durum biraz karışıktı ve plan yapmak gerekiyordu. IŞİD denen bir belâ türetilmişti.
Körfez ülkelerinin finanse ettiği buradaki çatışmalar için silah gerekiyordu, eğitim gerekiyordu. İngiltere el altından bu işe soyundu. İngiltere Parlamentosu onay vermediği halde İngiliz pilotlarının, koalisyon güçlerinin IŞİD hedeflerine yönelik olarak Suriye’ye düzenledikleri hava operasyonlarında yer aldıkları ortaya çıkmıştı.
İngiliz İşçi Partisi, “Hükümetin bu konuda şeffaf olması gerektiğini, parlamentonun onayı olmadan pilotların operasyonlarda yer almasının yanlış olduğunu” anlatmaya çalışıyor, İngiltere’nin, “ABD öncülüğünde koalisyon güçlerinin yürüttüğü hava operasyonunun Suriye ayağına değil, sadece Irak ayağına destek verdiğini” belirtiyordu. IŞİD’in arkasındaki İngiliz eli resmi ağızlarda konuşulur olmuştu.
İnkâra sapmadan sessiz kalmak
İngilizlerin SAS komandosu 120, ABD’nin IŞİD’e karşı yürüttüğü hava operasyonlarından etkilendiği haberleri İngiliz basınında (Express gazetesi) yer alınca İngiltere’nin Suriye’deki gizli faaliyetleri bir kez daha deşifre olmuştu.
Batı basınında IŞİD’in arkasında ABD, İngiltere ve İsrail istihbaratının bulunduğu, her ay İngiltere’den yaklaşık 200 kişinin IŞİD’e katılmak üzere İngiltere’den yola çıktığı ve örgüt içindeki İngilizlerin sayısının yedi bini geçtiğine dair haberler yer almaktadır.
İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne ait Panavia Tornado tipi bombardıman uçağının, 16 Temmuz günü Kıbrıs’ta Akrotiri hava üssüne inişi sırasında yanlışlıkla iki adet füze fırlatması ise İngiltere’yi açık düşüren bir başka gelişmeydi.
Sputniknews’teki habere göre üssün sözcüsü Christian Grey, uçağın, ABD öncülüğündeki koalisyonun Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütüne karşı yürüttüğü operasyonlara katıldığını, olayın uçakta bulunan havadan karaya ateşlenen Brimstone tipi iki füzenin alçak irtifadan düştüğünü ve patlamadığını açıklamıştır. Olayın ardından Tornado marka uçakların IŞİD operasyonlarına katılması geçici bir süre askıya alınmıştır.
Operasyonlara sıkıntılı destek
İngiltere, operasyonlar için verilecek karar öncesinde halkın desteğini sağlamakta zorluk çekeceğini biliyordu. İngiliz halkı, ABD üsleri önünde gösteriler düzenliyordu. Hükümet ise ABD’ye söz vermiş ve gereklerini yerine getirme telâşı içindeydi. Halkın tepkisini çekmemek için İngiliz Hava Kuvvetleri gizli faaliyet ve bombalamalarda bulunuyordu.
Bu nedenledir ki, bombalama altında kalan İngiliz komandoları için “Onlar bilgi toplamak için örgütün içindeydi” açıklaması yapılmış; ama ajanlık yaptığı söylenen 120 askerin neden aynı anda bir arada olduğuna ise açıklama getirilememişti.
Bu kadar bombalamaya rağmen IŞİD cephesini genişletmeye devam ediyordu. Koalisyonun bunu istismar ettiğini gören Rusya, Suriye’nin yanında yer alarak IŞİD’e karşı mücadele edeceğini söyledi ve asker göndermek istediğini belirtti. (Devam edecek)