İran
İran, Yemen’de, Lübnan’da, Suriye’de, Irak’ta varlığını sürdürmektedir. İsrail’i kendisine yakın tehdit görmesi nedeniyle Hizbullah’ın gelişmesine çok destek vermiştir. İsrail’in veya ABD’nin İran’a yönelik hareketlerinde İran’ın Hizbullah’ı devreye sokması muhtemeldir. Şimdilik sessizliği tercih etmektedir. Tıpkı nükleer araştırmalarına karşı çıkan Batı’nın İran’ı kıskaca alması karşısında Türkiye’ye yanaşması, duruma göre kendisine manevra alanı araması gibi…
Basında İran’a yönelik ithamlar, İsrail’in gücü ile karşılaştırmalar, avantaj ve dezavantajlar konuşulsa da gerek ABD gerekse AB İran’a saldırabilir mi türünden haberler göze çarpmaktadır. Küresel platformda İran toprakları bir enerji üssüdür. İran topraklarını savunacaktır, ama Irak’ın düştüğü duruma düşeceğini varsayarsak İran da petrol kuyularını ateşe verecek, uzun menzilli füzeleriyle İsrail’e saldırılar düzenleyebilecektir.
İsrail
Filistin, Akdeniz’in güneydoğu ucunda tarihi bir bölge olup kuzey-güney ekseninde Suriye-Mısır, doğu-batı yönünde de Şeria Nehri ile Akdeniz arasında kalan topraklardır. Aynı zamanda üç semavî din (Yahudilik, Hristiyanlık ve Müslümanlık) tarafından kutsallık atfedilen Filistin, 7’inci yüzyılda İslam hâkimiyetine girmiş ve sırasıyla, Emevî-Abbasî-Selçuklu hâkimiyetlerinde kaldıktan sonra 1516’da Yavuz Sultan Selim’in kazandığı Mercidabık zaferi ile birlikte Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Dört asır kadar Osmanlı hâkimiyetinde kalan Filistin, 11 Aralık 1917’de, İngiliz Mareşali Allenby’nin Kudüs’e girmesiyle fiilen İngiliz hâkimiyetine geçmiştir.
İtilaf Devletleri tarafından 24 Nisan 1920’de San Remo Konferansı’nda atılan adım, Afrika’daki Alman sömürge topraklarıyla birlikte birer Osmanlı toprağı olan Mezopotamya, Suriye ve Filistin de de manda yönetimleri kurulması kararıdır. Bunun sonucunda tarihî Filistin toprakları İngiliz mandasına verildi.
Ancak, bunun ön şartı ise, Osmanlı Devleti’nin Irak, Arabistan, Suriye ve Filistin gibi Arap topraklarını terk etmesiydi. Bunun hukukî ve siyasî çerçevesini 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Barış Antlaşması sağladı. Nitekim Filistin, söz konusu antlaşmanın 95’inci maddesiyle Osmanlı Devleti’nden koparılmak istendi.
İtilaf Devletleri, bunda başarılı olamadılar. Sonunda, İtilaf Devletleri, Milletler Cemiyeti marifetiyle Temmuz 1922’de, Almanya ve Osmanlı Devleti’nden kopardıkları topraklar üzerinde manda yönetimleri kurulmasını kararlaştırdılar. Bunun sonucunda Filistin’de kurulan İngiliz manda idaresi, 24 Temmuz 1922’de Milletler Cemiyeti tarafından onaylandı. Dolayısıyla, Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulması için hiçbir engel kalmamıştı. Bir başka deyimle, 1917 tarihli Balfour Deklarasyonu’nun gereği yapılmıştı. Artık bundan sonra yapılması gereken, Filistin’de kurulmaya çalışılan ve kurulduktan sonra yaşatılması düşünülen Yahudi devletinin güvenliği için bölgede siyaseten bir mıntıka temizliği idi.
Sonuç
Kudüs, M.Ö. 950’lerden beri varlığını sürdürmektedir. Bu tarihlerde İslamiyet yoktur. İsrail, Kudüs konusunda bağnazdır ve bu konuda hiçbir çözüme yanaşmaz.
**İsrail’in, Gazze Şeridi’ni muhtemelen Filistinlilerden arındıracağı ve bu toprakların denizle bağlantısını keseceği,
**1967 sınırlarına çekilmeyi asla kabul etmeyeceği,
** İsrail’in hızlı nüfus artışının olması yayılmacı tavrını sürdüreceğine işarettir. Dolayısıyla Lübnan, Suriye ve Ürdün’den toprak koparmak isteyeceği,
**Çin, İran ve Rusya gibi devletlerin cihatçı örgütleri desteleyecekleri, silah satışlarını el altında sürdürmeye devam edecekleri,
**İki devletli çözümün kesinlikle olmayacağı ağırlıklı olarak ihtimal dahilindedir.