SON DAKİKA
reklam
reklam

Birkaç tutamlık menü

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 25 Ekim 2023, Çarşamba - 11:15   Okunma Sayısı:

    İnsanoğlu yaratılırken içindeki vicdan olgusu sonradan geri alınmış herhalde. Sömürgecilik, sağmacılık gibi insanlık dışı kavramlar esirliği ve köleliği beraberinde getirmiş. Esirlerin kırbaçlandığı, köleliğin yasaklandığı devirler geride kalmış olsa da bugün hâlâ aynı uygulamalar şekil değiştirmiş vaziyette devam edip gitmektedir.

    Zengin emperyalist devletler, Afrika’nın yoksul insanını sömürürken zengin İslam devletlerinin liderleri de saltanat ve zevk sefa içinde hayat sürüyorlar. Bırakın aç yatan komşusunun karşısında hicap duymalarını, bir de onları tepeliyorlar. Örnek mi? İşte size zengin Suudî Arabistan ve hastalıkların hız kesmediği, iki milyona yakın insanın hastalık, açlık ve susuzlukla kıvrandığı Yemen…

    Uçak bombalarının altında inleyen Yemen illeri, parçalanmış vücutlarla, yıkılmış yuvalarla ve göç eden bîçarelerle kıvranıp duruyor.

 

Ülkemiz

    Coğrafyamız gerek Irak’ta gerekse Suriye’de kimyasal silahların kullanımına tanık olmuş, 1930’lu yıllarda başka bir coğrafya kesiminde de İngilizler, Hindu askerler üzerinde hardal gazı denemişlerdir.1 II. Dünya Savaşı yıllarında Almanlar gaz kullanmışlardır.

    Biyolojik savaşları da yaşadık bu coğrafyada… Kuş gribine sebep olduğu gerekçesiyle binlerce kanatlı hayvanın başını kopardık, belki de bazılarını diri diri toprağa gömdük. Sonra kene faciasını yaşayınca hata ettiğimizi, tavukların kene düşmanı olduğunu anladık.

    Her şeyden korkar hale gelmiştik. Bütün toplum bir düdük işaretine bakıyor kendisine gösterilecek bir canlıya saldırmaya hazırlanıyordu. Örneğin; son virüs salgınına kedi köpeklerin neden olduğu işaret edilseydi sokakta kedi köpek bırakmaz, gırtlaklarına çökerdik...

 

"Def-i şer, celb-i nef'a racihtir."

(Zararları uzaklaştırmak, faydalı şeyleri sağlamaktan önce gelir ve daha önemlidir.)

 

20’inci yüzyıla veda

    Almanya II. Dünya Savaşı’nın bitmesinden yaklaşık yarım asır kadar sonra yine egemen devlet olmuş, hatta bölündüğü diğer yarısıyla da bütünleşmesini tamamlamıştır. İç savaşlar, sınır çatışmaları, ilhaklar, terör olayları, ekonomik darboğazlar dünyamızın huzurunu bozmaya ve çehresini karartmaya devam ederken bir gecede (!) dağılma ve yıkılma sürecine giren SSCB’nin yerini Rusya Federasyonu almış ve yeniden toparlanmasını tamamlayarak ABD’nin karşısına dikilmiştir.

    Küresel paylaşım savaşları ve bunları tetikleyen sömürgecilik ideolojilerinin hız kesmeden devam ettiği 20’nci yüzyılda tarihsel ya da kültürel temeller üzerinden sürdürülen ittifaklar sarsıntıya uğramış, Doğu Bloku’nun çökmesiyle başlayan süreç, 21’inci yüzyılda Batı Bloku’nun da kırılmalarına neden olmuştur.

 

Bir değerlendirme

    Çağdaş dünya, her ne kadar sömürgeye son vermiş gibi gözükse de göçe maruz kalmış insanlardan işine yarayanları (doktor, bilim adamı, mühendis) ucuz fiyatlarla çalıştırmayı göz ardı etmemiş ve kamufleli sömürü düzenini işletmiştir. Ya da hoşgörüsüz ve vicdansız toplumlar bunu da fırsata çevirmişler, insanlığa ters köşe atışı yapmışlardır.

    İnsanlık bir anda korona tehdidine ve salgınına maruz kalmıştır. Birçok insanın hayatını kaybetmesine yol açan bu felâket, seyrini tamamlasa da yeni versiyonlarından söz ediliyor. Daha ne kadar hasar vereceği ve ne kadar can alacağı da bilinmiyor.

    Maddi varlığı olsa bile kimsenin kaçacak yeri, değiştireceği ülke yok gibidir. Ellerin sık sık yıkanmasıyla başlayan korunma tedbirleri, insanları evlerine çekilmeye itmiş, her şeyden nem kapar hale getirmişti.

    Evler temizlendi, çamaşırlar temizlendi, alınan ambalajlı gıda maddeleri silindi. Muazzam bir temizlik çabası içinde olduk. Bir virüsten korunduğumuz kadar biraz da manevi arınmaya; yalandan, dolandan, sahtekârlıktan, saygısızlıktan ve hak gaspından korunan bireyler olmaya, daha ahlaklı bir ortama kavuşmaya ihtiyacımız olduğunu düşünmedik, hâlâ da düşünemiyoruz.

 

Yazdım yazdım, kendim okudum

    Türkiye’nin son 20 yıllık döneminde kitaplara konu olacak çok olay vardır. Hasta olsak doktorun verdiği ilacın reçetesini okumayız. Baştan savma, kulaktan dolma ilaç kullanırız. Hatta doktor döveriz. Katili hapisten çıkarır, siyasi nedenlerle içeri gireni affetmeyiz. Orman alanı ile yeşil alanı birbirine karıştırır, çimleri besler ağacı keseriz. Hayvan nakleden kamyon kaza yapar devrilir, yola saçılan hayvanları murdar olmasın diye eli bıçaklı adamlar türeyiverir. Kimse onların bazılarını hayvan hastanesine götürmeyi düşünmez.

    Trafikte kurallar insan yaşamını düzene sokmak ve kazaya meydan vermemek için konur ve uygulanması gerekir. Kural dışı hareket eden kişi, kendisini uyaran polise “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diyerek çıkışmaya başlar. Konuşma özürlü toplumun ferdi olduğunun bilincindedir.   Oysa daha polis ağzını bile açmamıştır. Gelecek nesillerin bunları okuması gerekir. Kitaba mesafeli duran ve soğuk bakan bir kitleyiz. Kim okuyacak, neleri ne kadar doğru bilecek?

 

Osmanlı Bankasının girişindeki merdivenin üstünde yan duvarda yazılı metin

Sol yanda EL-KÂSİBÜ HABİBULLAH: Cenab-ı Hakk’ın (C.C.) marifetini ve rızasını kazanan onun habibidir sevgili kuludur. (Hadis meâli)… Sağ yanda Extra fortunam est quidquid donatur amicis / Quas dederis solas semper habebis opes (Dostlara verdiğin hiçbir şeye kader dokunamaz / Verdiğin her şey her zaman için servetin olacaktır.)

Bu iki sözü tartalım ve kendimizi terazinin bir kefesine koyalım. Bu sözlerle bir paralelliğimiz oluyor mu? Dostlarımıza ne veriyoruz? Sabah asık suratla çıktığımız evimizden yolda ilk rastladığımız mahalleliye bile asık suratımızı göstermekten geri kalmıyoruz. Özetlersek;

 

Hiçbir şey eskisi gibi değil

Aşklar sahte dostlar kahpe…

 

    Bu olayları tahlil ederseniz görgüde çağ atladığımızı (!) görebilirsiniz. Tolstoy’un sözünü hatırlamalıyız:

 

    “Öyle zamanlar olur ki, nereye gittiğin önemini yitirir. kiminle gittiğin önem kazanır”

 

1 Hürriyet, 2 Eylül 2007, s: 24

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam