SON DAKİKA
reklam
reklam

“Sevgi Kırıntıları Arıyorum Yollarda” (Kitap tanıtımı)

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 1 Kasım 2023, Çarşamba - 22:43   Okunma Sayısı:

Kitabın yazarı Ömer Osman Erendoruk (1934-2006), Bulgaristan doğumlu Türk yazardır. Koşukavak kasabasının Karakuz köyünde doğmuş, 1955’ten 1980 yılına kadar Türkçe öğretmeni olarak çalışmıştır. Ömer Osman Erendoruk, Bulgar zulmünün darbesini Türkçe eğitiminin ve Türkçe yayın hayatının sona ermesiyle alır. Edebiyat hayatına, Bulgarca diline fazlasıyla hâkim olmasına rağmen Bulgarcayı kullanmayarak devam etmiş ve Bulgar zulmünün önündeki en büyük edebi isim haline gelmiştir.

 

"Bulgarca şiir, hikâye yazmak, Türkçeye ihanet etmek, Türkçeyi konuşanlara sırt çevirmek, Türk dilini ölü dil sırasına koymak demektir." cümlesi bu özelliğini en iyi şekilde yansıtır.

 

Bulgar komünistlerinin Türkleri eritme politikasına kalemiyle direniş gösteren Erendoruk’un roman, piyes ve şiirleri Bulgar polisinin eline geçince beş yıl ağır hapis cezasına çarptırılmıştır.

Erendoruk, 1985'te Belene Ölüm Kampı'na gönderilmiş, oradan da sürgün edilmiştir. 1989’da sınır dışı edilen yazar, Türkiye’ye sığınmış ve öğretmen olarak çalışmış ve Türkiye’de emekli olmuştur.

Kalp yetmezliği sebebiyle 19 Ekim 2006 yılında hayata veda eden Erendoruk’un ölümünden sonra, “Sevgi Kırıntıları Arıyorum Yollarda” adıyla ölmeden önce yazdığı kitap, 2007 yılının Ocak ayında çıkmıştır.

 

Bulgaristan’daki Belene Kampı

1-7 Ekim 2023 tarihleri arasında büyük bir kafileyle yaptığımız Balkan ülkeleri gezisi, birçok kişiyle tanışmama vesile olmuştur. Kafilemizde Bulgaristan’dan Türkiye’ye göçen birkaç kişinin akrabaları Jivkov’un Bulgaristanı’nda kalmıştı.

Bulgaristan’ın kuzey komşusu Romanya ile ortak sınırı oluşturan Tuna Nehri’ndeki bir adayla aynı adı taşıyan Belene Kampı olmuştur.

  1. Dünya Savaşı’ndan sonra Bulgaristan’daki sosyalist Todor Jivkov rejiminin kalesi olarak 1949 yılında faaliyet gösteren Belene Kampı’nın, rejim karşıtı düşüncelere sahip kişileri ve adi suçluları barındırdığı bilinmektedir. Ancak bu dönemde Belene Kampı tam olarak toplama kampı statüsünü yüklenmemiştir. Kampın kapalı cezaevinden sıradan bir cezaevine dönüştürüldüğü 1987 yılında da burada tutulan insanların sayısı 5 bin civarındadır.

 

1980 Sonrası

Kamp, Türkiye’ye göç etmeyen binlerce Türk'e mesken olmuş ve o tamamıyla asimilasyon üzerine faaliyet göstermiştir. Kampa seçilen görevliler; yargı kararları ile değil, keyfi uygulamalarla kampa yerleştirilmişlerdir. Burada tutulan Türkler; Türkçe konuşmak, Bulgarca isimleri kabul etmemek ve geleneklerini sürdürmekle suçlanmışlardır. Kamp; Bulgaristan Türklerine Türkiye'ye göçmeleri için baskı olarak kullanılmıştır.

Kampta Türklere uygulanan insan hakları ihlâlleri arasında fiziksel şiddet, tecavüz, psikolojik baskı gibi uygulamalar yer almıştır. Bütün bu uygulamalar komünist rejimin 1989’da devrilmesi üzerine son bulmuştur.

 

Ömer Osman Erendoruk’un kitabından

Kitaptaki konular, ikbal hırsı olanların, elindekileri kaybetme korkusu olanların ve Türklük bilincini yitirmiş olanların öyküsüdür. Konular, ilk ağızdan ve en anlamlı şekilde bu kitapta anlatılmıştır. Bu kişiler, Bulgarların “yeniden doğma” dedikleri Türklerin Bulgarlaştırılması faaliyetinde unutulmayacak kadar ileri gitmişlerdir…

“… Cezaevi denilen yerde işkence uygulanmaması düşünülemez. Bu işlem Bulgar cezaevlerinde sessizce yapılıyordu. İşkenceler mahkûmlara acı çektirmek, üzüntü vermek amacıyla yapılıyordu… Rusçuklu Sabri’ye dokuz ay süresince karısının mektupları verilmemişti. Amaç, karısının kendisini bıraktığı sanısını vermekti… s: 101”

 

“… Sorgu esnasında yarı aç kaldığım ve uykusuzluk çektiğim için 75 kilodan 58’e düşmüştüm… s;94

 

“… Bir başka işkence usulü de beş altı aylık aralarla mahpusların tümünü ishale uğratmaktı. Bir bakmışsın gece saat on iki, hücre kapıları güm güm dövülmeye başlanmış. Az sonra bütün cezaevi ayağa kalkıyor, tuvalete koşan koşana… s:104”

 

“… 22 Nisan 1983’te cezaevinden çıkarken polis ceketimin dikintilerini dahi yokluyordu. Ben ona gülüyor, aradıklarının başımda, beynimde, belleğimin kıvrımlarında gömülü olduğunu söylüyordum… s; 109”

 

Istıraphaneden mektuplar

Bu da aynı yazarın diğer kitabının adıdır. Bu kitapta daha ziyade cezaevinden hem kendisinin hem de diğer mahpusların yazdıkları söz konusudur.

 

“… Cezaevinde ayda iki bazen de üç mektup yazmaya hakkım vardı. Hakkımı kullandım. Anneme, babama, karıma ve küçük kızıma olmak üzere yetmiş kadar mektup gönderdim. Mektupları Bulgarca yazma zorunluluğu vardı. Mektuplarda rejim karşıtı ifadeler varsa alıkonuluyordu… s; VI”

 

1877 Osmanlı Rus Harbi ve 1912 Balkan Savaşı’nın ardından Türklük düşmanlığı Bulgaristan’daki Belene Adası’nda uygulanmıştır. Bu konunun TRT-1’de dizisi de yapılmıştır.

Ülkenin 1990 yılında kurulan ilk demokratik meclisinde milletvekilliği olan Belene mahkûmlarından Petko Ogoyski ise komünizmin “eşitlik için söz veren yapay bir ideoloji” olduğunu ifade etti. Eski rejimin felsefesini “siyasi bir uyuşturucuya” benzeten Ogoyski, “Kendi soydaşlarının mezarlarının üzerinden geçerek hümanizmden söz eden başka hiçbir rejim yoktur.” demiştir.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam