SON DAKİKA
reklam
reklam

Kargaşa ve tehdit algılaması

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 5 Kasım 2023, Pazar - 09:58   Okunma Sayısı:

Diplomasi; güler yüzlü karşılama, kibar sözlerle görüşme, ağırlama ve nazik uğurlamalar ritueli olmasına rağmen başlangıçta ulusal çıkarların açığa vurulmasını gizler. Bu çıkarlar belli bir süre sonra ön planda yerini almaya başlar.

 

Anlaşmalar

   Ülkelerin birbirleriyle yaptıkları iktisadi, ticari, askeri ve sosyal nitelikli anlaşmalar, alt kadrolarca başlatılan uzun süreli hazırlık çalışmalarından geçerek son şeklini bulur. Taraf ülkelerin ilgili organlarınca onaylanır ve yürürlüğe girer. İktidarlar, iç siyasette zor bir durumu kurtarmak isterlerse ya da bağlı oldukları pakt, uluslararası kuruluş, müttefik veya (stratejik) ortaklarının uyarısına maruz kalırlarsa bir şekilde anlaşmalar, askıya alınabilir, revize edilebilir veya bozulabilir. Ermenistan buna uygun somut bir örnektir.

    Dünyada egemenlik iddiasını sürdüren, çıkarlarını ön planda tutan ve buna uygun siyaset üreten ülkeler, hedef ülkede her türlü kargaşa yaratmaya, ekonomik abluka uygulamaya veya hizaya getirmek amacıyla operasyon yapmaya kendilerini yetkili görürler. Şili’de Allende, Nikaragua’da Ortega, İran’da Musaddık, Venezüella’da Chavez, Küba’da Castro, Kıbrıs’ta Denktaş ve Filistin’de Arafat’ın tasfiyesi hep böyle olmuştur. ABD, Vietnam Savaşı öncesinde, Sovyetler Birliği ise Afganistan’a saldırı öncesinde doğru tahlil yapamadıkları için başarısız kalmışlardır.

 

Ahtapotun kolları

    Kötü niyetler taşıyan emperyalist güçler, kışkırtıcı yayın, suikast ve sabotaj girişimleri, yıkıcı diplomasi ve kirli propaganda ile bir  “yumuşatma süreci” oluştururlar. Karşıt görüşlüler arasında karışıklıklar çıkarmak, çeşitli senaryolar içeren film ve kitaplarla saygın kişi ve kuruluşları küçük düşürmek gibi çalışmalarla bu süreci hızlandırırlar. İran’ın resmi ordusu olan Devrim Muhafızları’nın  “terörist”  ilan edilmesi anlamlı bir örnek olarak gösterilebilir.

   Tarih bilincini silerek geçmişteki liderleri tahkir etmek ve kimlik konusunda karmaşa yaratmak halkın milli değerleri üzerinde oynanan diğer oyunlardır. Dinin algılanması hususunda farklı görüşler olduğu yansıtılarak bu görüşlerin birbirlerine üstünlükleri tartışma konusu haline getirilir ve zayıflık yaratılır. Irak’ın kütüphaneleri, arşivleri ve devlet sırları bu ülkeden alınarak resmi tarihlerinin güdümlü şekilde yeniden yazılmaya çalışılması ibret alınacak bir olaydır.

 

Hatırlayalım

    Irak’ta Şiiler, Sünniler, Kürtler ve Araplar arasına nifak sokulmadı mı? Bunların içlerindeki menfaat grupları birbirleriyle karşı karşıya getirilmedi mi? Dünyanın en sakin köşelerinden Arabistan Yarımadası’na el atılmadı mı? Her ikisi de İslâm devleti olan Suudi Arabistan ve Yemen’in sınırları, El Husi hareketi nedeniyle ABD destekli uçaklarla kadın çocuk demeden acımasızca kana bulanmadı mı ve halen de bulanmıyor mu?

    Yemen, El Husi mensuplarını “iç tehdit unsuru” olarak görmekte, Suudi Arabistan ve ABD ise El Kaide bağlantılı olduğu düşüncesiyle bu küçük grubu terörist saymaktadır. İsrail’in Filistinlilere uyguladığı şiddetin altında ne yattığı açıkça ortadadır. Bu nedenle Türkiye ile İsrail karşı karşıya gelmiştir.

 

Sebepler sudan da olsa

    Yukarıda saymaya çalıştığım sebepler, stratejik nitelik taşıyan her tesis, nokta, bölge ve devlet için geçerlidir. Her zaman sudan sebepler ortaya konulabilir, ardından kargaşalık yaratılır ve sonunda o ülkeye iktisadi, ticari zararlar verilir veya işgal edilir. Yapay olarak yaratılan bu kargaşa grupları ve karşıt görüşlü kitleler, devlet nizamını bozmaya, halkta korku, panik ve endişe yaratmaya başlarlar.

    Bazı kimseler, “dış güçler” tabirini hafife alabilir. Ancak günümüzde “savaş ilanı” gibi dobra dobra bir yaklaşım yoktur. İstihbarat çalışmaları, şirketlere ajan yerleştirme, ekonomide çalkantı yaratacak haberler yayma, sabotajlar düzenleme, elektronik ortamda başlatılan yetkisiz erişim, zarar verme, veri çalma ve veri bütünlüğünü bozma gibi sinsi faaliyetlerle sürdürülür.

 

Kargaşa yaratmak

    Dış güçlerin bir ülkede yaratmak istediği kargaşa, o ülkedeki muhalifler, kısmen irticaî gruplar ve bölücüler tarafından benimsenir. Bu unsurların bağnazları veya uç tarafındakileri sayesinde eylemler başlatılır. “İç tehdit” şekillenmiştir artık.

    Konuyu çarpıtarak devletin, vatandaşını tehdit unsuru şeklinde gördüğünü söylemek ve birtakım harekât planlarıyla anlatmaya çalışmak bizi zararlı sonuçlara götürür. O zaman kafalarda karışıklık olur ve konu içinden çıkılamayacak bir hal alır. Elbette PKK’lı bölücüler ve dünya uluslarınca kabul edilmiştir. El Kaide terör örgütünün ülkemiz içindeki militanları birer ”iç tehdit unsuru” dur. Aksini düşünmek, Doğu’daki Kürt vatandaşımızla bölücü teröristi aynı kefeye koymak demektir ve yanlış olur.

    Kavramların doğru telâffuz edilememesinin, bilmeden ve istemeden teröre destek vermeye ve kutuplaşmaya yol açabileceği unutulmamalıdır. Günümüzde yaşanan olay budur. Gerilimin mutlak surette düşürülmesi, kişi, kurum ve kuruluşların birbirlerine karşılıklı güven duymalarının sağlanması ülkemizin geleceği açısından önemlidir.  

 

 

 

 

 

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam