da Yunanistan’a altı saatte giriyoruz, İsrail’e asker gönderiyoruz, ABD donanmasına zarar verici davranışlarda bulunabiliyor, yani kendimizden başka herkesi küçük görebiliyoruz. Olaylar karşısında “saman alevi gibi parlayıp peynir gemisini lafla yürütmek” de sadece bize vergidir.
Saymaya çalıştığım konuların devlet çarkıyla pek ilgisi yok. Neredeyse tamamı günlük yaşantımızda ve hepimizin karşısına çıkabilecek türden; ama hepimizin saçlarını da havaya kaldıracak cinsten… Okurken de sinirlenmeyin.
Stresli olmak
Televizyon seyrediyoruz. Stresin insan vücudunda yarattığı tahribattan söz ediliyor. her hastalığın başı olarak gösterilerek stresten uzak kalınması tavsiye ediliyor. Büyük şehirlerde stressiz yaşamamak mümkün mü, evet mümkün…
Yukarıda saydıklarım gibi umursamaz olursanız, baba parasıyla veya size kalmış mirasla yaşarsanız elbette stressiz yaşamak mümkün. İz’ansız olursanız elbette mümkün. Ama unutmayalım ki, “iz’an demek uzan demek” değildir.
Anadolu toprakları bol miktarda deli, çatlak ve meczup yetiştirmiştir. Yavuz Sultan Selim (1512-1520), sekiz yıl gibi bir hükümranlık süresinde Doğu Anadolu’yu, Güney Anadolu’da Ramazanoğulları Beyliğinden Adana, Tarsus ve civarını, Memlüklerden Elcezire, Suriye, Filistin, Mısır ve Hicaz’ı alarak imparatorluk sınırlarını Afrika’ya kadar yaslamıştır. Sina Çölü’nü ne sıkıntılarla geçtiğini, susuzluğa nasıl çare bulduğunu, yakıcı sıcağa nasıl karşı koyduğunu düşünürseniz ne kadar stres yaşadığını düşünebilirsiniz.
Stressiz hayat
Oysa yine İmparatorluğun başında sekiz yıllık saltanat süresi yaşayan “deli” sıfatıyla hatırladığımız Sultan İbrahim (1640-1648), Girit Harekâtı’nı saymazsak ataları gibi sınır ötesine pek çıkamadığı gibi saray safahatına para yetiştirmek için memuriyetleri arttırmaya çıkarmış, bazı valileri haraca kesmiştir. Her ne kadar Sepetçiler Kasrı onun zamanında yapılmış ise de kendi adıyla anılan bir mimarî eseri de yoktur.
Sekiz yıllık saltanatı süresinde beş sadrazam değiştirmiş. Hele Kara Musa Paşa’nın beş günlük sadrazamlığına ne dersiniz? Sultan Deli İbrahim’in stres çekmediğini söylemek belki haksızlık olabilir, ama işi çalkantılı ruh haline verirseniz o zaman da stressiz hayat yaşadığını kabul edersiniz. İşte stressiz hayat! “Kaçma, karışma, kimseyle dalaşma, dertsiz başını derde sokma!”
Karşıdakini çatlatmak
Televizyonda gıda çeşitleri sıralanarak beslenme özellikleri anlatılıyor. “Günde dört tane fındık, iki tane ceviz, kuru üzüm, sabahları biraz bal, haftada iki yumurta, şu kadar et, sabahları süt…” Asgari ücretle vasat bir işte çalışan kişiler ve emekliler böyle bir beslenmeyi nasıl yapabilirler? Ülkemizdeki hayat şartlarının ağırlığı bunları karşılamaya ne kadar el verir?
Her ihmalde, kazada, arızada veya olumsuzlukta yöneticiler nutuk atıyor: “Hesabı sorulacak!” Aslında hesap daha o dakikada kapanıyor. Devletin büyüklüğü, hukukun üstünlüğü ve insan haklarının yüceliği bir kenara itilerek her zaman en alttaki gariban suçlu olarak ilan ediliyorsa?
Zamanın MEB, “Şu öğrenciler olmasa eğitimi çok iyi idare ederim” demiş. Günümüzde idareci olan kişi ise, “Korkuyorsan asansöre binme” diyor. Gayet normaldir. Kafadaki dört bujiden ikisi çalışmıyorsa böyle cevap verebilir. Veya Baltacı Mehmet Paşa’nın soyundan gelince böyle olunabiliyor
İşte insanları çatlatan bu anlatımlar ve demeçlerdir.