Geçen sabah SHOV kanalda haberleri dinliyorum. Yaşından başından utanmayan, insanlıktan nasibini almamış bir adam elinde tüfekle iki köpeği bir yere sıkıştırmış ve ateş ediyordu. İlk kurşunu yiyen köpek arka ayaklarının üzerinde sürünerek uzaklaşmaya çalışırken mahzun ve ağlamaklı gözlerle adeta “Ne olur bir daha ateş etme” diye yalvarırcasına bakıyordu.
Maganda bu, ondan insaf beklenir m? Ateşledi bir kez daha ve bakamadım. Dilime gelen bütün bedduaları sıraladım. Gereksiz yere bir canlının hayatını ve silen sakalı da olan bu adamın dini terbiyesinden söz etmek mümkün mü? Tıpkı çaresizlere ağır silahlarla saldırıp katleden İsrail anlayışından ne farkı var?
Yazıklar olsun! Adli ve idari tahkikat sürüyormuş. Sonuç, üç beş kuruş para cezası ve maganda aramızda yine gezecek…
Amerikan hoyratlığı
ABD önceki yıl Suriye’ye bilmem kaç tane “tomahawk” füzesi fırlatmıştı. Efendim füzelerin yarısına yakını Suriye’ye ulaşmış, diğerlerinin nereye gittiği veya düştüğü bilinmiyormuş. O dönemde Rusya ABD ile dalga geçmişe benziyordu.
ABD şimdi de İsrail’in işlediği katliama çanak tutuyor ve İsrail’e dışarıdan bir müdahaleyi önlemek için donanmasının en güçlü gemilerini Akdeniz’in doğusuna göndermiş durumda…
ABD’nin bölgede bulunması,
Rusya’yı daha çok müdahil kılmaktadır. Wagner bölgede savaşmak için hazırlık yapmaktadır.
Ne kadar komuta edilse de deniz muharebe vasıtalarından fırlatılan güdümlü füzelerin teknik, meteorolojik ve balistik nedenlerle sapma yapabileceği, verilen koordinatlara ulaşamayabileceği de ihtimal dahilindedir.
Bu durum gerçekleşirse daha fazla can kaybı, daha fazla tesisin tahribi demektir. Suriye’nin dövülmesinde kullanılmış olan Tomahawk füzelerinin test edildiğini kabul edersek başarı yüzdelerinin düşük çıktığını, ABD’nin bunları satamayacağını söylemek de mümkündür.
Türkiye’nin durumu
Türkiye, kuzeyinden nükleer başlıklı balistik füzelerle nükleer (N), doğusundan ve güneyinden uzun menzilli füzelerle tehdit altında bulunmaktadır. Önceki yıllarda böceklerle, kenelerle, tavuk gripleriyle uğraşmış, belki de bir biyolojik (B) savaşın içine çekilmek istenmişti. 1990’lı yıllardan itibaren güney komşularının kendi halklarına karşı kullandıkları kimyasal (C) silah saldırılarına tanıklık etmiş ve ağır maliyetli tedbirler almak zorunda kalmıştı.
Suriye gerilimi patlayınca Suriyeli sığınmacılar ülkemize akın etmişlerdi. Ülkemizde üretilen ve sadece atılacak olan cephaneyle milyonlarca dolar ödeyerek dışarıdan aldığımız benzinin fiyatı yine yükselmişti.
Güney sınırımız boyunca sevk ettiğimiz motorlu ve zırhlı araçlar hasarlı kazalara neden oluyordu. Bu kadar masraf, rakamlara karşı alerjisi olan ekonomimiz için ilâve yükler getirirken PKK belâsı da yeniden hortluyordu. Bir anda şehitler vermeye başladık. Halk, devletle karşı karşıya getirilmek istenmeye, cenaze törenlerinde nahoş olaylar yaşanmaya başlamıştı.
Şimdi ABD, donanmasının koca koca gemilerini Akdeniz’in doğusuna göndermiş durumda. Bu bölgede vaktiyle kimyasal silah (C) varlığını tespit ve imha etmek için çaba sarf eden ABD, İsrail’in kullandığı beyaz fosforlu bombalara göz yumuyor. Hatta taktik nükleer silah kullanımını ağzına alan İsrail’e göz yumma hafifliğini bile göstermiştir.
Kafa yormadan çözüm aramak
Bu ülke, Osmanlı döneminden beri yaptıkları birtakım çatlaklıklarla “Matkap, II. Neron, Öküz vb.” gibi lâkaplarla anılmaktan hoşlanan tipler yetiştirmiştir. Etrafındakilere devamlı bağıran, aldığınız paranın hakkını verin diye çıkışan, “meşveret”i bir yana koyarak sadece emir veren büyük adamları (!) hepimiz görmedik mi?
Kimse onlara “Ne bağırıyorsun be adam? Türkiye seninle mi var oldu? Senden önce de vardı ve bundan sonra da olacak” diyemedi. Bunun adı yönetim değil “güdüm” idi. Güdüldük. Küresel değerleri benimseyemediğimiz sürece güdülmeye de devam edeceğiz.
En yüce din bile bizi hizaya getiremedi. Nice insan yalan söyleyip bir de üzerine yemin edebiliyor. Söze ve randevuya sadakat, yasalara itaat kalmadı. Büyüğe hürmet, küçüğe merhametten söz edemiyoruz. Mayamızı kim bozdu, kodlarımızla kimler oynadı bizim?