Siyasi partilerimiz Türkiye gerçeğinden uzakta kalarak kendi iç meseleleriyle uğraşmaktadırlar. Bu yüzden günlük siyaset dedikodu, hançerleme, posta koyma, üstünlük taslama gibi abuk söz ve davranışlarla geçmektedir. Sonuç devletin kurumlarına da yansımakta ve en ağır tahribat adalet sisteminde görülmektedir.
Her seçim öncesinde halkın karşısına sayısız vaatlerle çıkan parti liderleri, bunların büyük bir kısmını yerine getirememekte, iktidara gelmeleri halinde Türkiye’yi yeni bir borç sarmalına sürükleyerek hazine varidatını düşürmektedirler.
İktidarın torpil, liyakatsizlik, kayırmacılık ve tarikatlara yakınlık gibi önemli konularda kendisinden beklenen düzenlemeleri gösteremiyor olması hukuk sistemimizi etkilemektedir. Türk parasının değersiz duruma düşmüş olması, Türk pasaportu taşıyan vatandaşlarımızın yabancı ülke gümrüklerinde geciktirici hatta aşağılayıcı davranışlara maruz kalması ve vize sorunlarının devam ediyor olması üzücüdür.
Tasarruf konusu evden ve bireyden başlar. Elektrik ve su giderlerinin düşürülmesiyle başlayan tasarruf tedbirleri, başka harcamalara sıra gelmeden doğrudan yeme içme giderlerine geçmektedir. Pazar yerlerinde akşam saatlerini bekleyen yoksul insanlar, çürük ya da atılmak üzere ayrılmış olan sebze ve meyvelerin toplamaktadırlar. İmkânları nispeten biraz daha geniş olan bireyler ve aileler ise, tatil harcamalarını kısıtlamaya ve lüks araç kullanımını terk etmeye lüzum bile görmüyorlar.
Bir dönem çete faaliyetlerinin, kara para aklamanın, rüşvetin tavan yapmış olması Batı dünyası tarafından Türkiye’nin gri listelere alınmasına, bugün para bulmak için çırpınan yöneticilerin gittikleri ülkelerden elleri boş dönmesine ve yabancı sermayenin ülkemize gelmemesine neden olmuştur.
İsveç’in tutumunu protesto ve Gazze olaylarını telin etme gibi düşüncelerle İsveç’in Türkiye’deki tesislerine eylem düzenleme, kola satışı yapan yerler baskınlar yapma doğru bir hareket olamaz. Türkiye’de yatırım yapmaları için yabancı firmaları davet ederken mevcut olanları korumaz ve tahrip edersek buralarda çalışanların (satıcı, yükleyici, şişeleyici vb) hali nice olur? Üç beş tane sarıklı cüppeli adam veya cahil mahalle kabadayısı Türkiye’yi güç duruma sokamaz.
Değerlendirmeler
Liderlerin, Türkiye’nin sancılı iktisadi sisteminin düzeltilmesi konusunda ortak çalışma yaptıklarını ve ortaya somut öneriler koyduklarını göremiyoruz. Parti başkanlarının küresel, bölgesel ve ulusal değerlendirmelerini duyamıyoruz.
**Türkiye’nin Karadeniz kıyılarının uzunluğu 1.700 km’dir. Karadeniz Havzası, sahilleri ve hinterlandı ile 300 milyondan fazla nüfusa sahiptir. Dünyanın en zengin doğal gaz rezervlerine (Batı Karadeniz'de 710 milyar metreküp doğal gaz) sahip olduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla
Karadeniz’de deniz güvenliğinin sağlanması bakımından muhtemel risk ve tehditlerin boyutları ve Montrö Antlaşması’nın önemi,
**Tahıl koridorunun son durumu devletin ilgilileri tarafından halka anlatılmalıdır.
Ege’deki adalar konusu
**Yunanistan’ın Fransa’dan uçak ve fırkateyn alarak filolarını güçlendirmesi, gayri askeri statüdeki 23 adanın 19’unu silahlandırması, fırsat bulduğu takdirde Ege’deki karasularını 12 mile çıkarmak istemesi Türkiye’yi NATO ve AB içinde yalnız bırakılıp bırakılmayacağı,
**Gerginliğin tırmanması veya ABD’nin Yunanistan’ı kışkırtmasıyla yaşanacak kısa süreli sıkıntılı bir durumda balıkçılığımızın ne kadar zarar görebileceği,
**Doğu Akdeniz’deki petrol aramalarımız zaman zaman engelleniyor. Yoğun bir şekilde gaz akışı başladığında bölgede İsrail-ABD ittifakı, İngiliz-Yunan-GKRY ittifakı gibi ittifakların karşımıza çıkarak neler yapabileceği, televizyonlarda anlatılmalıdır.
Bunlar yapılmaz ise, okumayan bir kesim Cumhuriyet’i kuranların Ege Adalarını Yunanlara verdiği ve Lozan Antlaşması’nın bir hiç olduğu anlatımlarına inanmaktadır. Ukrayna kıyılarından koparak kıyılarımıza gelen serseri mayınlar tarafından doğal gaz platformunun tehdit görebileceği dikkate alınmadan ve kıyıda depolama tesisleri yapılmadan denizin dibindeki gazla zenginlik hayali kuran insanlar çoğalmaktadır.
Dolayısıyla çok gergin olan Doğu Akdeniz’deki doğal gaz araştırmaları ne durumdadır, gemiler ne yapmaktadır? Bu konuların da açıklığa kavuşturulması gerektiği kanısındayım