SON DAKİKA
reklam
reklam

İsrail’in Nükleer Silah Tehdidi

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 3 Aralık 2023, Pazar - 23:52   Okunma Sayısı:

 

    Batı, Doğu’dan gelen akınlara karşı topraklarını korumaya çalışmış, Doğu’nun zengin yeraltı ve yerüstü kaynakları, Batı’nın hep iştahını kabartmıştır. Bu gerekçeyle çeşitli sebepler bahane edilerek Batı’dan Doğu’ya seferler ve akınlar yapılmıştır.

    Oysa aynı Batı, değişik görünüm ve gerekçeler altında Doğu’nun etkisi ve tehdidine de maruz kalmaktadır. Kuzey Kore’nin bulunduğu coğrafyadan yani Uzakdoğu’dan Batı’ya doğru Pakistan, Hindistan, İran, Irak, İsrail ve Suriye nükleer araştırma ve geliştirme programlarını uygulama çabası içindedirler.

    Bunlardan sadece Irak’ın olanak ve yetenekleri kırılmış, Kuzey Kore ile nükleer araştırma konusunda işbirliğine yönelmiş olan Suriye ise ABD tarafından “nükleer izleme” listesine alınmıştır. İran, başta ABD olmak üzere UAEK (Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu) ve bir kısım Batılı ülkelerin tüm karşı koyma çabalarına rağmen Rusya Federasyonu ile uranyum zenginleştirme programını uygulama arzusunu sürdürmektedir. İsrail, yeterli bilgi ve teknolojik donanım ile nükleer tesislere sahiptir.

 

Kim takip ediyor?

    Peki, nasıl oluyor da bu kadar pahalı olan ve teknolojisi gizli tutulan bir program kısa sürede geniş bir coğrafyaya yayılabiliyor? Bu çalışmaları denetleyen UAEK (Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu) ne yapar? Neden ABD bu ülkelerden birine karşı operasyona giriştiğinde AB ülkeleri bütünüyle destek vermez?

    Nükleer teknolojiye sahip olan Kanada ve Almanya, Pakistan ve Hindistan’a teknolojik destek sağlarken; Fransa Irak’a; Rusya Federasyonu ise Kuzey Kore ve İran’a bilgi ve teknoloji desteği sağlamışlardır. ABD, Irak’ın gelişmekte olan nükleer tesis ve sistemlerini çökertmeye kalktığında Fransa operasyona destek vermemiştir.

    SSCB’nin çöküşe geçmesiyle birlikte elden ele kontrolsüz şekilde dolaşan uranyum, en az İran’ın elindekiler kadar tehlikelidir. Halen Rusya’nın diğer ülkelere gönderdiği iki ton kadar uranyumun nerede ve kimlerin elinde olduğunun bilinmediğine dair geçmiş yılların basınında haberler çıkmıştır. Dünya piyasalarında ABD tarafından kontrol altına alınmaya çalışılan 10 ton kadar uranyumun olduğu aşikârdır. Bunun adına nükleer terörizm denemez mi?

 

Irkçı veya dinci ayırım

    Müslüman ülkelere yapılan saldırılara destek sağlayan devletlere karşı El Kaide adlı terör örgütünün giriştiği adam kaçırma, saldırı ve sabotaj eylemleri, Batılı ülkeleri korkutmaya yetmiş, hatta İsveç Başbakanı’nın öldürülmesinde parmaklar PKK’yı göstermiştir.

    Bunun acısını yaşayan ve yeni bir karikatür krizinin sorumlusu olan İsveç; Ericsson, Volvo Scania, IKEA ve Electrolux gibi kendi şirketlerinin El Kaide’nin eylemlerine hedef olmasından korkmuştu. Bugün değişen nedir? AB ülkeleri tarafından PKK eylemleri kınanıyor mu?

    Türkiye, “Soğuk Savaş Dönemi”nde bölgesindeki konvansiyonel güç dengesini sağlamaya çalışmıştır. Irak’ın kimyasal silahları, İran’ın uzun menzilli füzeleri derken bugün nükleer başlıklı füze üretimini gerçekleştirmeye çalışan sevgili (!) komşularının tehdidini hissetmeye başlamıştır. Bu tehdit saldırı niteliğinde algılanmamalıdır.

    Nükleer başlıklı füzelerin üretildiği tesislerin radyoaktif sızıntılara karşı güvenilirlik derecesi, reaktörlerde kullanılacak yakıt çubuklarının temin şekli, gizli yollarla Türkiye’den geçirilme olasılığının bulunması ve nükleer atıkların imha edileceği veya depolanacağı yerlerin sınırlarımıza yakın olması ciddî sorunlar yaratacaktır.

    Ayrıca nükleer kazalara karşı alınan önlemlerin kısa sürede sonuç vermediği de Çernobil faciası sonrası belleklerimizde tazeliğini korumaktadır. Depreme karşı doğru dürüst bir sigorta sistemi kuramamış olan Türkiye’nin olası nükleer kazaları nasıl tazmin edeceği de düşündürücüdür. Sınır komşumuz Ermenistan’ın reaktörleri eskidir.

 

İsrail nükleer tehdit oluşturur mu?

    Nükleer reaktörler tamamen barışçıl amaçlarla kurulsalar bile denetimden uzak ve dikkatsiz uygulamalar karşısında sızıntılara neden olabilirler. Bunun sonuçlarını düşünmek bile istemem.

    İsrail, elinde nükleer silah bulunduğunu ve gerektiğinde kullanabileceğini ima etmektedir. Bugünkü Gazze olayları nedeniyle kullanacağına dair bir işaret yoktur. Ancak bir veya iki cepheden Arap ülkelerinin toplu saldırısı söz konusu olur ve İsrail’in bekası tehlikeye girerse taktik nükleer silah kullanacağı göz ardı edilmemelidir. Harp zamanında ise, çarpışan devletlerin canı yandığı veya kesin sonuç almak istediği durumlarda taktik nükleer silah kullanmayacaklarına dair garanti mi vardır?

    Burada dikkat edilmesi gereken İran’ın UAEK denetiminden uzak olduğu vurgulanırken, İsrail’in denetime tabi tutulup tutulmadığıdır. Bu kuruluşun İsrail’i kontrol altında tutacağına veya denetleyeceğine de hiç ihtimal vermem. Bugüne kadar da UAEK’nin İsrail’i denetlediğini hiç duymadım.

    İkinci Nagazaki ve Hiroşima’lardan uzak kalmak dileğiyle! 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam