İki yıla yakın bir zaman içinde sevgili Mehmet’i görememiştim. Ondan önce haftada üç dört gün biraraya gelir sohbet ederdik, herkesin derdiyle dertlenen bizler… Hayrettin’in yanına gitmiştim cumartesi günü, yarım saat kadar oturup eve gidecektim. Mehmet’in de orada olduğunu görünce iki saatte zor ayrılabildim yanlarından.
Bu topraklarda oluklu demir çıktı yiğitlik öldü, ama sonra oluklu demirin yerini yivli namlular aldı. Bakır bakraç gitti yerini teflon tencereye bıraktı. Cefalı Anadolu kadınının değeri anlaşılamadı. Sefa düşkünü kısa zamanda boşanmaya programlanmış kadınlar makbul oldu. “Doldur, kapa, emniyete al!” türünden atamalar ehliyet ve liyakatin dibine kibrit suyu döktü, doğru adam ve doğru iş olmayınca doğru sonuçlar elde etmek hayal oldu.
Yaşını başını almış adama bilge gözüyle bakılırdı. Bu devirde saçı sakalı ak nice adam var, beş para etmez. Hani derler ya, “Elin kocayanı koç olur, bizim kocayan puşt olur”[1] diye. Ne kadar yerinde bir söz!
*** *** ***
Toplu iğne nasıl yüzdürülür?
Sevgili Hayrettin Demir ve değerli kardeşimiz Mehmet ile Maltepe’de “Umut Treni” ofisinde sohbet ediyor ve buna benzer konuları konuşuyorduk. Hayrettin ile birarada bulunmak bana yeni yazma imkânı sağlayacağından onu konuşturmam gerekiyordu. Kim bilir, belki de yine gün ışığına çıkmamış sözler eder, diye düşünmüştüm.
Aklıma nereden geldiyse toplu iğneyi suda yüzdürebilir misin, dedim. Mehmet, kısa bir muhasebe süresinden sonra, “Nasıl olacak bu iş?” dedi. Kül tablasını temizleyip su doldurmasını, Hayrettin’den de bana bir sigara vermesini istedim. Sigarayı da Mehmet verdi. Ben de sigarayı ikiye böldüm. İsteklerim hazırdı, ama toplu iğneyi istediğimde kimseden çıkmadığı gibi tesadüfen ofiste de yoktu. Dolayısıyla işlemi başlatamadık, proje çöktü. Hayrettin burada devreye girdi:
---Yanlış yaptık, özneyi başa almalıydık. Mehmet’in ise derdi başkaydı:
---Olan benim sigarama oldu. Hayrettin cigarasından derin bir nefes çekti:
---Buna tükenmişlik sendromu[2] diyebiliriz.
---Hiç ilgisi yok.
---Peki, ‘kırığına güvenip kocasız kalmak’[3] diyelim o zaman…
*** *** ***
Türkiye-Ermenistan ilişkileri
Biraz önce projesi daha başlamadan çöken bizler, şimdi daha büyük meselelere el attık. Bana Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin son durumunun nereye varacağını sordular. Kökleri 1877 yılına kadar inebilen böylesine karmaşık bir buzdağının su üstünde gözüken kısmını bile günlerce anlatmak mümkün değilken ben ayaküstü ne söyleyebilirdim ki?
Sınırdaş iki ülkenin barışa ve iyi geçinmeye yönelik her girişimini doğru kabul etmek gerekir, diye başladım söze… Geçmişteki olayların unutulması, iyi geçinme ve imkânların bölüşülmesi konusunda iki ülke biraraya gelme kararını vermiş olsa da sonuç alamamışlar ve harp sahasında kozlarını paylaşmaya kadar gitmişlerdir. Geçmişte bu birkaç kez de tekerrür etmişti. Anlaşmazlığın temelinde bazı nedenler vardır:[4]
1.Sözde soykırım meselesi
Türkiye, daha önce arşivlerin karşılıklı olarak açılmasını istemiş, ancak Ermenistan yanaşmamıştı. Günümüzde ise Ermenistan, Azerbaycan ile önkoşulsuz olarak görüşmelere gireceğini, Türkiye ile dostça yaşayacağını belirtmiştir. İşte bu andan itibaren Ermeni lobisi (Diaspora) devreye girmiş ve Ermeni hükümeti üzerinde baskı yaratarak onun serbestçe karar almasını engellemeye çalışmıştır. Bu engellemeyi 24 Nisan yaklaştığı zaman göreceğiz.
- Minsk Grubu
Erzakının, enerji ihtiyacının ve savunma araç gereçlerinin büyük kısmını Rusya’dan temin eden bir Ermenistan’dan söz ediyoruz. Rusya ile petrol ve diğer enerji kaynakları konusunda dışa bağımlı durumdaki bir Ermenistan, 1994’ten beri Minsk Grubu’nun üyesi olan Fransa’dan sözel destek dışında yakınlık görememiştir. Bu ülkelerin görüşmelere burunlarını sokmayacaklarını mı zannediyorsunuz? Azerbaycan-Ermenistan savaşında da bunu gördük zaten.
3.Fransa’nın kıskançlığı
Doğu Akdeniz’de doğalgaz araştırması yapmak isteyen Türkiye’ye karşı Fransa’nın yaptıkları ortada… D’argenson Markisi, Fransız siyaset adamıdır. 1736 ve 1739 yılları arasında bir Türk İmparatorluğu olan Osmanlı Devleti’nin ele geçirilip paylaşılması fikrini dile getirmiş, İran ile Türkiye’nin harp halinde olmasını Avrupa’nın güvenliği açısından hep istemiş ve savunmuştur. Fransız dış siyaseti, böylesine kırıntı bilgileri bile göz ardı etmeyeceğine göre hiçbir zaman Türkiye’den yana tavır almayacağı açıktır.
Sonuç olarak; Bu çalışmalar yerinde ve iyi çabalardır. Türkiye’ye çalışmaya gelmiş 100 bin civarındaki Ermeni, kazandıklarının bir kısmını ülkesine göndermektedir. Ermenistan demiryoluyla Türkiye’ye bağlanacak, belki yeni sınır kapıları açılarak ticaretini genişletecek, Türkiye üzerinden Karadeniz’e açılım elde edecektir.
[1]Elin kocayanı koç olur, bizim kocayan puşt olur: İnsanın yaşı ilerledikçe daha olgun, daha ağırbaşlı davranması gerekirken, yaşı ilerledikçe yaşından beklenmedik tarzda davranır.
[2] Tükenmişlik sendromu adı verilen psikolojik hastalık, 1974 yılında ilk olarak Herbert Freudenberger tarafından başarısızlık, yıpranmışlık, güç ve enerji düzeyinin azalması, tatmin edilmez isteklerin oluşması sonucunda bireyin içsel kaynaklarında oluşan tükenmişlik durumu olarak tanımlanmıştır.
[3] Kırığına güvenip kocasız kalmak: Bir şeyin iyiye gideceğini umarken, elindekini de yitirmek
[4] Ermeni Meselesinin Geçirmiş Olduğu Safahat-ı Siyasiyyeye Dair Tarihçe (1877-1914) adıyla kaleme alınan ve Tiflis Başşehbenderi Münir Süreyya Bey tarafından hazırlanan bu rapor, 9 Temmuz 1916 da İstanbul’da tamamlanmıştır ve toplam 194 sayfadır. Münir Süreyya Bey, raporunda Ermeni meselesinin milletlerarası bir sorun olmasından başlayarak, Birinci Dünya Savaşının başlangıcına kadar geçen süre zarfında meydana gelen gelişmeleri üç ana bölümde ele almıştır. Birinci bölüm, İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya sefirlerinin Hariciye Nezareti'ne verdikleri 11 Haziran 1880 tarihli ortak notayla başlayıp, 1883 yılı olaylarıyla sona ermektedir. İkinci bölüm, 1894 yılındaki Sason isyanıyla başlayıp, 1897 yılındaki olaylara kadar devam etmektedir. XII Üçüncü bölüm ise 1912 tarihinden başlayarak, 1914 senesinde Birinci Dünya Savaşının çıkışına kadar geçen süredeki gelişmeleri kapsamaktadır. Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı'nın Hariciye Siyasî bölümünde, 2875/9 dosya ve gömlek numarasıyla kayıtlı olan raporda, Ermeni meselesinin ortaya çıkışı ve gelişmesinde büyük devletlerin rolleri, siyasî ve diplomatik girişimleri, ıslahat teşebbüsleri, Ermenilerin faaliyetleri, büyük devletlerin takındıkları tavırlar açıkça ortaya konulmaktadır. Hazırlanan bu kitap aslına sadık kalınarak sadeleştirilmiş, Avrupa dillerindeki yer isimleri orijinal yazılışlarıyla, şahıs isimleri ise Osmanlıca okunuşlarıyla verilmiştir. Münir Süreyya Bey'in rapor metninde dipnot olarak belirttiği şahıs isimlerinin yazılışları aynen korunarak gösterilmiştir. (Kitap, DEVLET ARŞİVLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayın No: 53 olarak yayımlanmıştır.)