İsmet Paşa’nın vefatı
Kara Harp Okulu’nda okuyan öğrencilerden bir tabur, her yıl yapılan “27 Aralık Atatürk Koşusu”na eğitim kıyafetli, çelik başlık ve tüfekli olarak katılırdı. 1972 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ni bitirip Kara Harp Okulu’na geçmiştik. İkinci sınıftayken Atatürk Koşusu sırası bizim tabura gelmişti. İki hafta öncesiyle akşam saatlerinde koşu provaları başlamıştı. İsmet İnönü’nün 25 Aralık 1973’te vefatı üzerine koşu yapılamamıştı.
Ankaralılar, 27 Aralık sabahı TBMM hazırlanan katafalkın önünden saygıyla geçmişler, İnönü’nün naaşı, 28 Aralık sabahı Anıtkabir’de İnönü’nün şimdiki yattığı yere defnedilmek üzere hazırlanmıştı. Meclis önündeki devlet töreninin ardından 16 general ve Harp Okulu öğrencilerinin çektiği top arabasına konan tabut Ankara-Maltepe camiine götürülmüştü. Her beş dakikada bir top atışlarının yapıldığı yürüyüşün ardından Anıtkabir’e getirilen İnönü’nün naaşı Atatürk’ün mozolesinin tam karşısında toprağa verilmişti.
İstiklâl Harbi’nin Batı cephesi komutanı İsmet Paşa, seni rahmetle ve tazimle anıyoruz. Nurlar içinde yat!
Atatürk Koşusu nedir?
Ülkemizin işgali, 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi sonunda başlatılmıştı. Millet, istilâcılara karşı mücadeleye hazırdır, ancak istilâcı İngiliz güçleri, her türlü yıkıcı, bölücü ve teslimiyete zorlayıcı çalışmalara yönelmişlerdir.
Muğla, Aydın, Bursa, Bolu, Balıkesir, Biga ve Konya vilâyetlerinde kardeşi kardeşe düşürücü faaliyetler başlatılmış, İngiliz güdümündeki İstanbul hükümeti ise, Milli Kuvvetlere ve başındaki Mustafa Kemal’e karşı her türlü baltalayıcı önlemi almaktan çekinmemişti. 25 Ekim günü Anzavur İsyanı başlamıştı.
İşgale karşı koymak amacıyla 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal, 22 Haziran’da Amasya Genelgesi’nin hazırlanmasıyla ilgili programına devam ederken 8-9 Temmuz gecesi askerlikten istifa eder. 23 Temmuz-7 Ağustos tarihleri arasında Erzurum Kongresi’ni yapar.
4-11 Eylül 1919 günlerinde Sivas Kongresi gerçekleşir. İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan işgalci ve istilâcı güçlerine karşı vatanın savunulması konusunda kesin kararlar alan Mustafa Kemal ve Heyet-i Temsiliye mensupları, durum değerlendirmesini yaptıktan sonra 22 Aralık günü Sivas’tan hareket ederek Kayseri-Kırşehir yoluyla 27 Aralık 1919’da Ankara’ya dönerler.
Heyet, muhteşem bir törenle Dikmen Sırtlarında karşılanır. Seymenlerin oyun ve gösterileriyle başlayan karşılama, giderek artan insan sayısıyla coşkun bir hal alır ve konvoy Ankara’ya doğru adeta akar. Aynı gün Mustafa Kemal imzasıyla Heyet-i Temsiliye tarafından teşkilâta şu özet telgraf yayınlanır:
“Sivas’tan Kayseri yoluyla Ankara’ya hareket eden Heyet-İ Temsiliye, yol boyunca ve Ankara’da büyük milletimizin samimi tezahüratı içinde Ankara’ya geldi. Şimdilik Heyet-i Temsiliye’nin merkezi Ankara’dadır. Hürmetlerimizi sunarız.”
Koşu çalışmaları
Harp Okulu’ndaki öğrencilik yıllarımızda aralık ayının ortalarında 27 Aralık Atatürk Koşusu’nun ön çalışmalarına başlardık. Derslerin bitiminde eğitim elbiselerini giyer, deponun önünde tüfek, kasatura ve fiber başlıklarımızı alır, iç bahçede sıraya girerdik.
Buradan yürüyüş kolunda okulun stadyumuna giderdik. İlk bir iki gün parkuru kısa tutar, sonraki günler hem mesafeyi hem de tempoyu arttırırdık. Bir saate dayanan çalışmamızın sonunda yine depoların önüne gelir, tüfeklerimizi teslim ettikten sonra koğuşlara geçip kıyafetlerimizi değiştirirdik. Her birimiz kol ve bacakları kaslı, vücudu dayanıklı gençlerdik.
Koşular akşam saatlerinde yapar, akşam yemeğine girdikten sonra ders çalışmak üzere sınıflarda etüde geçerdik. Sabahtan itibaren derslere girip çıkmak, sonrasında ise akşam koşusu yapmak yorgunluk yaratırdı hepimizde.
Burası Harp Okulu… Yorgunluk gibi bir mazeret olamazdı. Her türlü zorluk bizim içindi…
Koşu günü
1975 devresinden olan bizler, merhum İnönü’nün cenaze töreni dolayısıyla koşuya katılamamıştık; ancak ben Harp Okulu’na Tk. K. olarak atandığım için o yıl koşacak olan taburla koşuya katılmak bahtiyarlığına erişmiştim. Üç yıl görev yaptığım Harp Okulu’nda iki yıl üstü üste diğer taburların koşularına da katılmıştım.
Koşuya katılan tabur, 27 Aralık günü Harp Okulu merkez binasından çıkar, Tabur Komutanının “Koşar adım, marş marş!” komutuyla koşu başlardı. Biz bu komutu “Haykırdı, ak tolgalı beylerbeyi, ilerle!” mısralarına benzetirdik.
Bizden önce subay çıkan Kara Harp Okulu mezunlarının kinayeli anlatımları ve müstehzi bakışlarıyla aktardıkları eşek yoran (!) bayırından aşağıya doğru koca tabur akmaya başlardık. Yüksek sesle söylediğimiz marşlardan, yürüyüş kararı saymalardan ve ayak tempolarından heyecan duyardık.
Meclis’in önündeki yolda iki taraflı dizilen halkın alkışları bizim için teşvik ve destek verici olur, aklımıza kahramanlık şiirleri, türküler, bazen de destanları gelirdi. Yahya Kemal’in şu dizelerini hatırlardık.
“Bu neslin ortada dâhicedir, başardığı iş
Vatan nasıl karışır musikiyle, göstermiş.”[1]
Ankaralı arkadaşlarımızın aile fertlerinden gelenler, önceki yıllarda mezun olanlar, Ankaralılar ve Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelip bize çiçek atanlar, “bravo sizlere!” diye bağırır, gözlerimiz yaşartırlardı. Bu koşu her Harbiyeli’ye gurur verirdi. Üstelik ben bu gurur ve heyecanı piyade sınıfından olmam hasebiyle iki kez yaşamışımdır. Ertesi yıl da başka bir tabura takviye olarak gitmiştim.
Evet, hepimiz koştuk, her Harbiyeli bu koşulara katıldı; ama hepimiz koşucu olmadık, atıcı olmadık, belki askerliği sonuna kadar götürmedik… Tüm bunlara rağmen Harp Okulu içimizden bir Mustafa Kemal çıkardı. Cumhurbaşkanları, hukukçular, sanatçılar, iktisatçılar, öğretim üyeleri çıkardı… Hepsiyle gurur duyduk. Fâni âlemden gidenlere rahmetler olsun!
Geçen yıl Harp Okulu öğrencilerinin Atatürk Koşusu’na katılmaları beni ve benim gibi emekli olan subayları çok duygulandırmıştı. Subay kaynağı olan ve Harp Okulu’na aday öğrencileri hazırlayan Kuleli Askeri Lisesi’nin de açılması, eğitim ve öğretime başlatılması ümidimizi koruyoruz. Askeri Liselerin 6 Ekim İstanbul’un kurtuluş günlerinde, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı gösterilerinde ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinde yerini almasını bekliyoruz.
[1] Beyatlı Yahya Kemal, “Kendi Gök Kubbemiz”, Basım yılı: 1967, Baskı: 3, s: 40, Eski Musiki şiiri.