23 Aralık 2023 günü sabah haberlerinde Hakurk / Pençe 1-2 Harekât Bölgesinde altı şehidimizin olduğunu öğrendik. Ertesi gün altı şehit daha verdik. Çok üzücü ve yürekler acısı bu durumu milletçe yaşadık. İktidara destek veren Hüda-Par ile Dem Parti millete başsağlığı dilemedi. Şehitlerimize Allah rahmetler eylesin. Gittikleri yerde huzur içinde yatsınlar.
Ne yazık ki, bir şehidimizin kerpiçten, sıvaları dökülmüş ve yıkılmaya her an namzet baba evini görünce yüreğim burkuldu. Yoksul bir aile, çocuklarını asker yapmış, vatanın sınırlarına göndermişti. Şimdi iş devlete düşmeli, o aileyi TOKİ’nin yaptığı en iyi eve yerleştirmelidir. Vicdan sahibi varlıklı insanlarımız da ellerinden geleni yapacaklardır herhalde?
Bir şehidi uğurlamak benim için her zaman dayanılmaz bir üzüntü olmuştur ve ağlamışımdır hep… 1984 yılında tayin olduğum Diyarbakır’da tören bölüğünün komutanı olarak elimde kılıçla selam durduğum anda şehidin feryat figân eden aile fertleriyle birlikte ben de ağladım. Şimdi de gözlerim doluyor ve o ailelerin hallerini düşünüyorum.
Cumhuriyet dönemi ayaklanmaları
Anadolu coğrafyası, Osmanlı Devleti döneminde de birçok isyana sahne olmuştur. Bunların yanı sıra etnik ve dini nitelikli, ayrı bir devlet kurmayı amaçlayan isyanlar da çıkmıştır. Ancak Cumhuriyet döneminde çıkan ayaklanmaların niteliği farklıdır. İsyancılar doğrudan rejimi hedef almışlardır. Cumhuriyet rejimini yıkmak, şeyhlik, dervişlik, müritlik gibi kaybettikleri imtiyazları yeniden kazanmak ve inkılaplara cephe almak suretiyle kamuoyu oluşturarak taraftar toplamış ve dini istismar ederek inkılaplar aleyhine propaganda yapmışlardır. Bu cepheleşme, birçok kez isyanla sonuçlanmıştır. Karşılarında en büyük engel gördükleri Mustafa Kemal Paşa’yı da hedef almışlardır.
Bu hedefe ulaşmak için yabancı devletler ve ajanlarla işbirliği yapmaktan da kaçınmamışlardır. İsyanların perde arkasında her zaman İngiltere bulunmuştur. Süryanilerin kışkırtılmasıyla Nesturî İsyanı, Şeyh Sait İsyanı, Hakkâri’de Yezidi İsyanı, Mutki İsyanı ve Tendürek İsyanı 1930 yılına kadar çıkan isyanlardan sadece birkaçıdır.
Menemen olayı
23 Aralık 1930’da yaşanan Menemen Olayı, sebep ve sonuçları itibariyle diğer isyanlardan farklıdır. Üzerinden yıllar geçse de toplum hafızasından silinmeyecek niteliktedir. Basında çıkan konuyla ilgili tüm yazıları okudum. Menemen hadisesi, din bilgisi olmadığı halde “din elden gidiyor” kışkırtması ve şeriat sözleriyle elde yeşil bayrak taşıyan yobaz bir adamın, çevresine topladığı güruhla devlete başkaldırması olayıdır. Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilây’ın Bekçi Şevki ve Bekçi Hasan’ın şehit edilmeleriyle son bulmuştur.
İsyanın elebaşı mehdilik iddiasında bulunan 33 yaşındaki Girit göçmeni Derviş Mehmet’tir. Menemen Belediye Meydanı’nda etrafında topladığı güruhla birlikte tekbir getirmeye başlamış ve insanları hilâfet sancağı altında toplanmaya davet etmiş, esnafı da kendilerine katılmaya zorlamıştır.
İsyanı haber alan Jandarma Bölük Kumandanı Fahri Bey ise hemen asilerin yanına gelmiş ve Giritli Mehmet’e hitaben “Ne istiyorsunuz? Buradan dağılınız!” demiştir. O da “ben Mehdiyim, şeriatı ilân ediyorum, bana kimse mukavemet edemez, çekil!” karşılığını vermiştir. Bu diyaloğa şahit olan bazı Menemenliler de alkışlamak suretiyle Giritli Mehmet’i desteklemiştir.
Olayın büyümesinde asiler kadar, alkışlayarak destek verenlerin de etkisi vardır. Giritli Mehmet’i ikna edemeyeceğini ve isyanı diyalogla önleyemeyeceğini anlayan Kumandan Fahri, destek çağırmak için geri çekilmiştir. Olaydan kaymakamı haberdar etmiş ve 43. Alay Komutanlığı’ndan destek kuvvet istemiştir. Fakat olayın ne denli vahim olduğu konusunda Alay Komutanlığını bilgilendirmemiştir.
- Alay Komutanlığı, isyanı bastırmak üzere Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ı bir müfreze ile olay mahalline göndermiştir. Asteğmen Kubilay aslında öğretmendi; askerlik görevini yedek subay olarak yapıyordu. Asteğmen Kubilay olay yerine gelmiş; askerini belediye meydanındaki kahvenin önüne bıraktıktan sonra öne çıkarak isyancılara derhal silahlarını bırakmalarını, isyana son vermelerini ve dağılmalarını söylemiştir.
Uyarılar sonuç vermiyor
Kubilây, Mehdilik iddiasındaki Giritli Mehmet’i kolundan tutarak çekmiş ve asilerle bir arbede yaşamıştır. Maiyetindeki askerlere “süngü tak” emrini vermiştir. Giritli Mehmet ise Asteğmen Kubilay’a ateş etmiştir. Asteğmen Kubilay yaralanmış; arkasından ateş edilmesine rağmen Kaymakamlık binasının arkasındaki avluya kadar gelebilmiştir. Fakat aldığı kurşun yarası sebebiyle daha fazla ilerleyememiş ve düşmüş, 24 yaşında şehit olmuştur.
Asteğmen Kubilay’ın maiyetindeki askerlerin silahlarında tatbikat mermisi olması isyanın seyrini değiştirmiştir. Ateş eden askerlerin mermileri, tatbikat mermisi olduğu için asilere etki etmemiştir. Gerek bu durumun gerekse halkın kendisine mukavemet göstermemesinin etkisiyle Giritli Mehmet daha da cesaretlenmiştir. Adamlarıyla birlikte Asteğmen Kubilay’ın yanına gitmiş, canavarca bir hisle Şehit Kubilay’ın başını kesmiştir. Şehit Kubilay’ın kesik başını meydana getirmiş ve bayrak direğine bağlamıştır. Yaşananlar kelimenin tam anlamıyla vahşettir. Bu vahşet karşısında kalabalıktan bazıları yine alkışlamak suretiyle isyancılara destek vermiştir.
Var olma mücadelesi
Türkiye dün var olma mücadelesi vermişti. Bugün de şekil değiştirmiş olarak var olma mücadelesi vermektedir. “İki ayyaş” hakaretiyle başlayan demeçler, İstiklâl Harbi’nin kahraman siması İsmet Paşa’ya saldırılarla devam etmiştir.
Kanunlarla kaldırılmış veya yasaklanmış olan tarikat ve cemaatlerin pervasızca yürüttükleri faaliyetlere göz yumulmakta, Anayasa, sık sık değiştirilmekte hatta zaman zaman anayasaya uyulmamaktadır. TSK içinde tarikat mensuplarının yuvalanmaya çalışması, Atatürk’e karşı tavır alan bir kişi bile olması eski Harbiyelileri derinden üzmektedir.
Bir stajyer Harp Okulu’nda düşüncelerini tam açıklamamış, şikâyet edilmesine rağmen okuldan atılmamıştır. Sınıf okuluna gelen stajyer, burada fikirlerini izhar edebilme serbestisini nasıl kazanıyor veya kimlere güveniyor? Devletin Milli Eğitim Bakanı aleni olarak tarikatlara STK derse, Cumhuriyet düşmanları Şeyh Said’in Said-i Nursi’nin Sait Molla’nın isimleri bulvar ve caddelere veriliyorsa, yetkili ilgililer “fesli”leri ziyarete giderse iş bu noktaya varabiliyor. Diyanet İşleri Başkanı’nın ziyaretini Sn. Bahçeli şiddetle tenkit etmişti, ama bir şey olmadı.
AB’nin Türkiye’ye karşı tavrı ortadayken, NATO’nun Türkiye’yi tartıştığı günler yaşanırken, çevremizde yangınlar varken, Gazze olayında dünyayı karşısına almışken, Türkiye, geçmişiyle hesaplaşma, tarikatların icraatını mübah görme, kara parayı aklayanlarla mücadele etme çabaları içindedir.
Galiba biraz da uğraşacağımız şeyleri kendimiz yaratıyoruz.