Askeri harcamalardan kesitler
Pazarda satışlar azalmaya başlayınca esnaf elmayı parlatmaya, daha çok davetkâr bağırışa, fiyatları düşürmeye başlar. Dünyada da böyledir. Büyük güçlerin gelirleri azalmaya başlayınca askeri tatbikatlar yaparak devre dışı bırakacağı silahlarının reklamını yapmaya, müttefiklere ucuz ve uzun vadeli fiyatla verebileceğini açıklamaya başlar. Bu dost ülkeler (!), servetin çok olduğu coğrafya kesimlerinde fesat çıkararak savaşa sürükler ve silah satmaya başlarlar.
Son dönemde Afganistan, Irak, Libya, Suriye’nin başına gelenlere bakın. Farklı bir şey var mı? Senaryo hep aynıdır. O ülkenin yöneticileri itibarsızlaştırılır, sanal tehdit ve tehlikeler yaratarak kucağa düşmelerini sağlarlar.
2012 yılında New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Teşkilatı’nın ‘Konvansiyonel Silah Ticareti’nin Kontrolü’ konulu konferansı yapılmıştı. Konferansın bütün dünya devletleri için bağlayıcı olan bir antlaşmayla sonuçlandırılması amaçlanıyordu. Hatta Almanya, küçük el silahlarıyla bunlara ait mühimmatın da müzakere kapsamına alınmasını istiyordu. Peki, ne oldu?
BM Silah Ticareti Anlaşması
Anlaşmanın amacı, yasadışı silah ticaretinin önlenmesi çerçevesinde katılımcı ülkelere uymaları gereken düzenlemeler getirmektir. Anlaşma, hafif ateşli silahlardan tank ve roketlere kadar tüm konvansiyonel silahları kapsamaktadır.
Antlaşma 60 ülke tarafından onaylanıp yürürlüğe girmiş olmasına rağmen Çin ve Rusya tarafından imzalanmamıştı. Aralarında ABD ve İsrail’in de bulunduğu 70 ülke ise henüz onaylamamıştır. Çin ve Rusya’nın başını çektiği silah ihracatçısı ülkeler arasında Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya da bulunmaktadır.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI)
SIPRI’nin açıkladığı rapora göre 2015 yılında dünyada askeri amaçlı 1 trilyon 471 milyar euroluk harcama yapılmıştır. Bu, bir önceki yıla göre yüzde 1’lik artış anlamına gelmektedir. Türkiye ise en çok askeri harcama yapan ilk 15 ülke arasındaki yerini kaybetmiştir. 2013’te en çok askeri harcama yapan 14’üncü ülke olan Türkiye 2014’te 15’inci sıraya inmiştir.
Askeri harcamalar tekrar yükselişe geçmiştir. ABD 596 milyar dolarla toplam askeri harcamaların yaklaşık dörtte birini gerçekleştirmiştir. 2014’te en çok harcama yapan ülkeler arasında 15’inci sıraya giren Türkiye ise 2015’te ilk 15 ülke arasında yer almadı.
SIPRI 2023 raporundan
Nükleer güce sahip olan ülkeler ABD, Rusya, Birleşik Krallık, Fransa, Çin, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve İsrail’dir. SIPRI hem bu ülkelerin operasyonel nükleer silahlarının sayısının arttığını duyurdu hem de uzun vadeli modernizasyon ve geliştirme programlarına hız verdiklerini vurgulamıştır.
Raporda, 2023 başı tahminlerine göre dünya genelinde 12 bin 512 nükleer başlık bulunduğu ve bunların 9 bin 576’sının kullanma ihtimaline karşı depolarda bekletildiği ifade edilirken bir sene öncesine göre depolardaki envanterin 86 arttığı belirtilmiştir.
SIPRI, nükleer silahların yüzde 90’ının ABD ve Rusya’nın envanterinde bulunduğuna işaret etmiştir. Her iki ülke de geçen seneye göre rakamlarda değişiklik olmadığını bildirse de Ukrayna savaşı nedeniyle gerilen uluslararası ortamda şeffaflığın azaldığı da vurgulanmıştır.
Raporda yer alan tahminlere göre, 2023 itibarıyla kullanıma hazır tutulan başlık sayısı ABD’de 1770, Rusya’da 1674, Çin’de 410, Fransa’da 280, Birleşik Krallık’taysa 120 adettir.
Kullanmadan önce hazırlık gerektiren nükleer silah başlıkları sayısındaysa Rusya 2 bin 815’le ilk sırada. Onu 1938’le ABD, 410'’a Çin, 170’le Pakistan, 164’le Hindistan, 105’le Birleşik Krallık, 90’la Fransa, 30’la Kuzey Kore, 10’la Fransa takip ediyor.
Raporda, Çin'in nükleer silahlarındaki artışına da vurgu yapılmıştır. Ülkenin 2022 Ocak ayında 350 olan nükleer başlık sayısının bir yıl sonra 410’a yükseldiğine dikkat çeken SIPRI, bu artışın sürmesinin beklendiğini kaydetmiştir.
Aynı dönemde Rusya’nın 12, Pakistan ve Kuzey Kore’nin 5’er, Hindistan’ınsa 4 yeni nükleer silaha sahip olduğu bildirildi.
Yeni üretim ve silah satışlarında artış yeni yaralı bölgeler yaratıyor
Görülüyor ki, dünya ne kadar ekonomik kriz yaşarsa yaşasın silahlanmayı elden bırakmıyor. Ekonomik gelişmesini tamamlamış ülkeler, gelişmekte olan ülkeleri birtakım savaş senaryolarıyla uyuşturmakta ve ürettikleri savaş makinelerini satın almaları için teşvik etmekte ve “savaş bağımlısı” haline getirmektedir.
Örneğin, Suudi Arabistan
Herkesin kendine göre bir gerekçesi olduğu da kesin… ABD, dünyanın jandarmasıdır ve kendisini dünyanın her yerine demokrasiyi götürmekle yükümlü (!) görmektedir. Rusya, Amerikan yayılmasına karşı mücadele verdiğini; Çin, nüfusunu geçindirmek zorunda olduğunu söylemektedir.
Bunları anlamak mümkün de Suudi Arabistan gibi bir ülkenin dünya sıralamasında üçüncü veya dördüncü sırada yer almasını anlamak mümkün değil…