SON DAKİKA
reklam
reklam

Düz yolda tökezlemek

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 5 Ocak 2024, Cuma - 16:59   Okunma Sayısı:

İster silah kullanarak, ister referandumla, isterse siyasi anlaşma yoluyla yapılsın, bölünmelerin ülkeleri ne hâle getirdiği gün gibi aşikâr. Hedef olarak seçilen ülkeler, bu kulvara itildikten sonra bir dizi siyasî ve askerî tedbirleri almak zorunda kalırlar. Türkiye de böylesi bir cendereye itilmek isteniyor. Sonrası bilinemeyen ama şu anda kulvara girmemek için bir çırpınma içindeyiz.  

 

Geçmiş yıllara göre

Geçmiş yıllarla mukayese edildiğinde teröristlerin sınır geçişlerinin neredeyse tamamının önlenmiş olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bölge insanının ekonomik yönden kalkınması ve terörün yeniden hortlamaması için ekonomik önlemler yeteri kadar bölgeye yansıtılamamış ve istenen verim elde edilememiştir.

 

Ekonomik kalkınmadaki yetersizlik ve iç siyasetteki huzursuzluk yerli ve yabancı yatırımcılar üzerinde güven zafiyeti ve tedirginlik yaratmaktadır. Çeşitli uluslar ve kuruluşlar tarafından PKK’nın terör örgütü olarak kabul edilmiş olması, pek de büyük bir anlam ifade etmiyor. PKK, bu durumu avantaja çevirmeye ve “yeniden canlandığı” şeklinde yansıtmaya çalışmaktadır.

 

Suriye sınır bölgesi

Suriye sınırındaki mayınlı alanlar temizlenmiş, mayın temizleme çalışmaları sonrasında oldukça geniş bir alan tarıma açılacakken terör faaliyetleri nedeniyle ertelenmişti. Sınır güvenliğinin bu bölgedeki önemini iyi tahlil eden terör örgütü, buradan nasıl istifade edeceği konusunda hesaplarını yapmıştı. 

 

Fransa, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olduğunu açıkça söylemekle beraber, belki menfaatlerinin zedelenmemesi ve belki de Türkiye’nin tamamen gücenmemesi için Akdeniz Projesi’ni gündeme getirmişti. Avrupa ülkelerinde PKK militanlarının üzerine gidiliyor görüntüsü verilerek finans kaynaklarının kontrol altına alınmaya çalışıldığı imajı verilmiş, ancak sonuca giden bir eylem imkânı henüz yakalanamamıştır.

 

Zayıf düştüğümüz anlarda

Ülkemizin sıkıntılı duruma düştüğü dönemlerde dış ülkelerden, müttefiklerimizden ve komşularımızdan olumsuz yaklaşım sergileyenler ortaya çıkmaktadır. Yunanistan’ın Ege Adalarında taciz edici uygulamaları, bir NATO ülkesinin kendi müttefikine yapmaması gereken bir davranıştır.

 

Ege Adaları ile ilgili bazı olumsuz haber ve değerlendirmeler yapılsa da Yunan Genelkurmayı gelişmeleri umursamamaya ve bildiğini okumaya devam etmektedir.

 

Sonuç

Bir zamanlar IMF’nin yarattığı ekonomik vesayet bitmiş olsa da dış borç yükümüzün giderek artmaktadır. AB’nin kabul salonunda bekletiliyor olmamız, sözde soykırım iddialarının dünyanın birçok parlamentosunda kabul edilmiş olması, ABD’nin demokratik kurallara uymamız gerektiği yönündeki tenkitleri ve AİHM’nin aleyhimizdeki kararları sadece onurumuzu kırmakla kalmamakta, bu durum, ülkemizin başka zeminlerde gösterilmesine yol açmaktadır.  

 

Türkiye, iç çalkalanma ve verimsiz atışmalardan; hadis açıklamalarından, bazı hocaların görüşlerinden ve dini siyasete alet edecek her türlü davranıştan bir an önce sıyrılarak eskiden olduğu gibi sözü dinlenen bir dünya devleti olmaya yönelmelidir. Elbette hassas yanlarımız vardır; ama delikler bir gediğe dönüşmemelidir. Kutuplaşma ve kamplaşmalar, insanımızda olması gereken kardeşlik duygularının yerine husumet duygularını kamçılamaktadır.

 

Yakın ve yakıcı tehlike uzaklarda değil içimizdedir. Bu badireden çıkış için sihirli değnek ve yeni bir Atatürk aramaya gerek yoktur. Atatürk’ün fikirlerini benimsemek ve emperyalizme karşı tavır almak hepimizi birbirimize yaklaştıracak, kardeşlik olgusunu vurgulayacak ve barış içinde yaşamamızı sağlayacak olan temel prensiptir.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam