Bütün partilerin belediye başkan adaylarının tespitleri yapılıyor. Önce isimler belirleniyor. Sonra belli çizgiler doğrultusunda halka tanıtma, halkla buluşma, kendilerini anlatma, oy isteme ve yavaş yavaş aday adaylarını tespit etme şeklinde faaliyetler sürüp gidiyor.
Ben yerel seçimlerde adayların kişisel özelliklerini, prensiplerini, ortak yan ve vaatlerini incelemiştim. Birbirlerinden veya farklı parti programlarından kopya yapıp yapmadıklarını bir şablona koymuş, bu şablonla ilin veya ilçenin ihtiyaç ve beklentilerini içeren şablonu üst üste getirerek değerlendirmeler yapmıştım.
Eksik olan sadece vaatlerin dayandırıldığı “kaynaklar”dı. Net bir şekilde kaynaklar belirtilmiyordu. Bunu da seçilme gerekliliğine bağlamıştım. Ancak projeler bir kaynaktan beslenemeyecekse sonucun hüsran olacağını da bilmek gerekirdi. Bu öngörülemiyorsa sonuç üfürmedir, hüsrandır.
Adaylığa giden yol
Herhangi bir partinin adayının belirlenmesi, onu milletvekilliğine götürmelidir. Her adayın hedefi parti genel başkanlığı olmalıdır. Her partinin bir tüzüğü vardır ve parti mensuplarının da bu tüzüğe uymaları gerekir.
Ben, bazı adayların kendi parti tüzüklerini bilmediklerini ve vaatlerini parti tüzüklerine göre yapmadıklarını görmüştüm. Dünya görüşü olmayan, stratejik bakıştan yoksun, yabancı dil bilmeyen veya yabancı ortaklı bir şirkette çalışmamış olan “seçilmiş”, daha başlangıçta dezavantajlarla “kutsal yürüyüş”üne başlar.
Yapılacak olanlar
Herkes öncelikle bir özeleştiri yapmalı, meslek veya ticaret hayatında kırık çizgilerini ortaya koymalıdır. Elbette kimse partisine veya liderine lâf söylenmesini istemez. Verilecek tepki boş lâflarla zaman geçirmek olmamalıdır. Şimdi koltuklara, resmi plakalı araçlara koşma zamanı değildir.
Halkın kuru gürültüye varan didişmelerden bıktığı, dünyanın bize yönelttiği bazı itham ve sorulardan cevap beklediği bir dönemdeyiz. Önümüzde içte ve dışta çözülmesi gereken derin sorunlar vardır. Toplumda ayrıştırma yerine bütünleşmeyi sağlamak amacıyla tüm ilgili ve yetkililer güncel brifinglerle bilgilendirilmelidir.
Hal böyle olunca ‘yeni tanıtım yöntemleri’ ortaya çıkıyor. Telesekretere not bırakıp otomatik aramayla kendini tanıt(tır)anlar, özgeçmişini matbaacının Türkçeye olan vukûfiyetine (!) emanet edenler, yaptığı iki basit tesisi beş pankartla anlatmaya çalışanlar aklını kullanmadıklarının veya yeteneklerini (!) sergileyemediklerinin farkındalar mı acaba?
Sonuç
Buraya kadar yazılanlar seçim öncesine aittir. Seçim sonrası muhtemel faraziyeler ise yine mevzuata uymayan, bir partinin kaybettiği yerde hoşgörülü davranamayan yeni seçilmiş yöneticilerin ‘enkaz devraldık’ edebiyatı, ‘bunu bile düşünememişler’ safsatası, ‘siz yattınız biz yaptık’ karalaması şeklinde sürüp gidecektir.
Özür dileyerek tüm yeni seçileceklere soruyorum. Bir şirkete eleman, muhasebeci veya müdür alınırken kişinin nasıl bir ateş çemberinden geçtiğini biliyorsunuz değil mi? O halde duymak istemediklerinizin iş başına gelmenize yardımcı olacak ilkeler olduğunu da görebilmelisiniz. Biliyorum olmayacağını… Böyle gelmiş böyle gider, her şey aslına rücu eder.