SON DAKİKA
reklam
reklam

Osmanlı yönetiminde uyarı ve tehditler

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 1 Şubat 2024, Perşembe - 23:33   Okunma Sayısı:

Caddeler vardır, arkasında tarihi hazineleri saklar. Bu hazinelerin sahipleri ve muhatapları vardır. Kimisi zeki insandır, pratiktir, çözümcüdür. Kimisi de “mal”dır, yerinden kaldırmak için vinç gerekir. Gudubet suratlıdır, selam vermez, selam almaz, kafasındaki dört bujiden ikisi ateşleme yapmaz.

 

Osmanlı döneminde çok zeki sadrazamlar vardır, padişahını hiç yormamış ve devlet çarkının düzenli dönmesini sağlamıştır. Sepet gibi adamlar da vardır, Akçeli işlerde “bir devlete bir bana” diye çıkar gözetmiştir. Dirayetli padişahlar bu kişilere uyarı ve tehditkâr ifadelerle yazdıkları fermanları göndermiş ve onları yakın takibe almışlardır.

 

Hatırlarsanız padişah buyruklarına zaman zaman geniş yer vermişimdir. Bu buyruklarda öne çıkan özellik, devlet kavramının ve kamu hakkının her şeyin üzerinde tutulmak istenmesi ve adalet kavramının tesisi olmuştur. Bu yazıda sizlere yeni bazı alıntıları[1] aktaracağım:

 

Uyarı ve tehdit ifadeleri

 

“Uyarı” ve “tehdit” kavramları arasında anlam bakımından fark vardır. Türkçe Sözlük’te uyarı herhangi bir konu veya sorun üzerine ilgi çekme, ikaz, ihtar, tembih olarak; tehdit ise gözdağı kelimesi ile tanımlanmıştır.

.

Uyarı ifadeleri:

“Özrün makbul (mesmu) olmaz, ona göre mukayyed olasın.” Verilen emrin uygulanmaması durumunda göstereceğin bahanenin, yani özrün kabul olmayacağı baştan vurgulanmıştır. Hatta bazılarında özrün kabul edilme ihtimalinin bulunmadığı da özellikle yazılır. Merhume Sultan mütevellisi olan Turgud’a hüküm ki: “Sonra sorılup zahir oldukda özrün makbul olmaz”. Kocacık yürükleri sübaşısına hüküm: “Bi-kusur ihrac idüp irsal itmeyesin, gönderesin ve yahud bargirleri (beygirleri) kusur üzre ola, asla özrün makbul olmayup mesul olmak mukarrerdür”.

 

Rumili beylerbeyisine hükümdür: …”Şöyle ki bir sancak sipahisinden kimesneye teaddi ola, beyinden sual olınur. Ana göre Hersek sancağı sipahisin menazil ü merahilde onat vechile zabt idüp kimesneye teaddi vü tecavüz itdürmeyesin. Sonra özrün makbul olmaz ve sen dahı gelüp südde-i saadete mülaki olasın.”

 

III Numaralı Mühimme Defteri’nde Uyarı ve Tehdit İfadeleri 1607 Kili ve Ahyolı ve Aydos ve Brayıl ve Yanbolı ve Tuzla ve Varna kadılarına hükümdür: … “Emirsüz kimesneye Kefe canibine alup gitmek içün tereke virmeyesin. Şöyle ki, ba’del-yevm birinüzün taht-ı kazasında emre mugayir, Kefe canibine kimesne tereke alup gitdüği istima’ olına, özrinüz makbul olmak ihtimali yokdur. Ana göre mukayyed olup hazer idesin.”

 

Bir başka hükümden: “Özrün makbul olmayup neticesi sana (size) aid olur (senden bilinür), (ona göre mukayyed olasız)”  Aslında burada açıkça ifade edilmeyen, kelimelerle belirtilmeyen örtülü bir tehdit de sezilmektedir.

Prizrin Beyi Olan Hızır Bey’e Hüküm: “Şöyle ki, varup irişmeyesin, bir fesad ideler, senden bilinür. Ona göre mukayyed olasın ve fesad içün alet-i harb ile bulınup ele gelenlerün haklarından gelesin.”

Boğaz-hisarları dizdarlarına hüküm: “…Boğaz’dan taşra tereke ile gemi geçüp gitmekden ziyade hazer idesiğiz. Şöyle ki istima olına, neticesi size aid olur, bilmiş olasız.”

 

Tehdit ifadeleri

“… Sonra özrün makbul olmak ihtimali olmayup + eşedd-i ikab ile mu’akab olmak (mesul olmanuz) mukarrerdür (kararlaştırılmıştır).” Görüldüğü gibi tehdit ifadeleri uyarı formüllerinin üzerine inşa edilmiştir.

 

Trabzon Begine Hüküm: “Şöyle ki, gaflet ile haberün olmayup gemi ile bir tarafa firar ide, sonra özrün makbul olmak ihtimali olmayup eşedd-i ikab ile mu’akab olmak mukarrerdür.

Kefe Begine ve Kadısına Hüküm: “Şöyle ki, gaflet ile ol canibe varup çıksa duyulmaya, asla kimesnenün özri makbul olmayup enva’-ı ikab ile giriftar olmak mukarrerdür. Ana göre mukayyed olup yarar gemi ile yalıları kemal-i dikkat ü ihtimamla tetebbu’ u tecessüsden hali olmayup gaflet ile bir vaz’ olmakdan hazer idesin. “

 

Erzurum beglerbegisine hüküm:  “… Şöyle ki, her biri emrüm üzre hazır olmayalar, sonra bir ferdün özri makbul olmayup muakab olmaları mukarrerdür, ana göre her biri dakika fevt itmeyüp basiret üzre olalar.”

 

Silivri kadısına hüküm: “… mikdarı koyup dahı ziyadesin emrüm üzre tereke içün varanlara narh üzre bey itdüresin. Şöyle ki, bu babda ihmal idüp ve yahud kimesneye himayet idesin, sonra taht-ı kazanda matrabazlarda ve sairde der-anbar olmış tereke bulına, asla özrün makbul olmak ihtimali olmayup muakab olman mukarrer bilüp ana göre mukayyed olasın.”

 

Sabıka Ankara Kadısı Olan Mevlana Emirşah’a Hüküm: “Şöyle ki, ihmal ideler ve yahud mu’avenet itmeyüp ol sebeb ile ehl-i fesad tecennüb ide, anlara olıcak kendülere olur; azl ile konılmayup mu’akab olmağı mukarrer bileler. Bu babda ihmali olanları bildüresin.”

 

Kaynaklar

Başbakanlık Osmanlı Arşiv belgeleri

III NUMARALI MÜHİMME DEFTERİ’NDE UYARI VE TEHDİT İFADELERİ, Yavuz KARTALLIOĞLU

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam