Ana baba sorumlulukları
Her zaman söylediğim sözler yine içimden geçti. Bizde babalar “iskele babası”, analar da “denizanası”dır… Hayvanlardan bile öğreneceğimiz analık hisleri vardır; ama öğrenmek isteyene…
Dünyada çok şeyi geriden takip ettiğimiz gibi çocuk eğitiminde de sıfır çekiyoruz. Kimisi doğurup cami avlusuna bırakıyor, kimisi doğurup Mevlâ’sına sığınarak çayıra salıyor. Bazısı kalabalık bir restoranda gürültülü konuşurken çocuklarını ortaya salıp ortalığı arenaya çevirtiyor.
Kültürlü ana rollerine soyunup çocuklarının hareketlerini işaret parmağını sallayarak ve “hayır” sözcüğünü sarf ederek hizaya getirdiğini sanan kişileri de görüyoruz. Bazısı da var ki, -bu anne örneğinde olduğu gibi- bilgiç ve kesin hükümlüdür.
Bozulmalar
Türkiye’nin iç siyaseti her zaman cıvıktır. Ekonomi de iç siyasetle bağlantılı olarak dibe vurmak üzeredir. Ülke depremden çıkmış vaatler yerine getirilememiş, enflasyon tavan yapmış, siyaset adamları birbirlerine karşı çalçene olmuş ve paranın alım gücü düştükçe iş yerleri kapanır olmuş… Bu ahval ve şerait içinde bile şeriatı tartışır olmuşuz. Tam bir tuluat…
Kışkırtma
İnsanlar arasında provakasyon olur da devletlerarasında olmaz mı? İspanya, 16’ncı yüzyılda Portekiz’i işgal etmeye gitmeden önce Osmanlı Devleti bunu sezmiş ve Portekiz’in ilhakından dolayı endişeye düşmüştür. Nitekim her iki devlet için tehlikeli bir düşman olan İspanya, İngiltere ve Osmanlı Devleti’nin birbirine yakınlaşmasının bir engel olabileceği kuşkusuna kapılmış.
İngiltere Kraliçesi Elizabeth (1533-1558), III. Murad’a yolladığı namelerinde II. Felipe (1527-1598)’yi “putperestlerin başı” olarak tanımlarken, kendisini de “İsa’nın adını yanlış kullanan putperestlere karşı gerçek dinin yenilmez ve en güçlü savunucusu” diye vasıflandırmış, İngiltere ve Osmanlı Devleti arasındaki bağı İspanya’ya karşı düşmanlık hisleriyle birleştirmeyi hedeflemiştir.
Fıkra
Konuya aşıyla ve trafikle ilgili biraz da fıkramsı bir şeyler katayım. Yoksa yaşadığım stresi yazarken bir kez daha yaşıyorum.
Bir aile özel arabalarıyla tatile gidiyor. Köyün girişinde bir tavuğu ezilmiş olarak görürler. Köylüye haber vererek muhtarın gelmesini isterler. Muhtar meşguldür, ihtiyar heyetinden birini gönderir. Adam olay mahalline gelir ve
---Bu tavuk bizden değildir, der. Aile hemen de nasıl anladığını sorar.
---Bizim köyde yassı tavuk yoktur, diye cevap verir.
Bir dış geziden not
Delphoi[1] tapınağında kazılı ünlü bir yazı vardı: “KENDİNİ TANI!” İnsanların kendilerini insandan daha fazla bir şey saymaması gerektiği ve hiç kimsenin kaderinden kaçamayacağı anlamına geliyor bu söz. Yunan dünyasında kaderine yakalanan insanlara dair hikâyeler oldukça boldur. Giderek bu trajik yaşam öykülerinden bir dizi sahne eseri -trajediler- çıkmıştır ortaya.
İstanbul/Adalar’daki geziden not
Heybeli Ada’da “Rum Ticaret Mektebi” karşısında bir mezar vardır. Üzerinde, “Edwardo Barton (Ser) Illustrissimos et Reverentissimo Anglobe Regine oratore viroPraescantissime: Qui post reditum a bello ungarico. Quocum invicto Turcarm ImpératoreProfectus fuit at diem Aüt aclalis An XXX salut vero Anno MDXCVI. 1596 Cal(daris) Januaris” yazısı vardır.
Tercümesi: “İngiltere Kraliçesi’nin pek muhterem pek mükerrem sefiri “Edwardo Barton”, Türk İmparatorlarıyla beraber, Macaristan Seferi’ne gitmiş ve muzafferen avdetinde vefat etmiştir.” Türk İmparatoru dediği, III. Sultan Mehmet’tir. Bu sefere bizler “Eğri (Eğer, Erlavo) Seferi” diyoruz. Kişinin vefatı da 1596’dır ki, tam 1005 [1596/97] seferi yılına düşmektedir.[2]
[1] Delphoi: Yunanistan’da Korent Körfezi kuzeyindeki Parnasos Dağı eteklerinde bir kasabadır.
[2]Tarih Okulu Mayıs-Ağustos 2010 Sayı VII, 71-75. III. SULTAN MURAD’IN İNGİLTERE KRALİÇESİ ELİZABET’E BİR NAMESİ* Saffet Bey Transkripsiyon: Mehmet Sait SÜTÇÜ s. 75