SON DAKİKA
reklam
reklam

Anadoluhisarı-Göksu

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 15 Şubat 2024, Perşembe - 23:49   Okunma Sayısı:

Göksu; Anadoluhisarı, Yenimahalle Sırtları ve Marmara Denizi ile çepeçevre sarılmış, Boğaz’ın ve tabiatın güzel bir köşesidir. Göksu ile Küçüksu Dereleri arasında bulunan semt, eski zamanların en eski mesire yerlerinden biridir. Bizans döneminde “Kutsal Kuyular” anlamına gelen Potamonion adıyla anılmış, dereye ise Aretea adı verilmiştir.

 

Göksu Deresi,

Gerek İstanbul şehir rehberi gerekse 1/25.000 ölçekli haritalar üzerinden yapılan sağlıklı ölçüm sonuçlarına göre Göksu Deresi’nin uzunluğu 4.368 m’dir. Elmalı Bendi’nden aldığı suyu Molla Gürani viyadüğü altından geçerek Yenimahalle kuzeyi ve Mezarlık kenarından Anadoluhisarı’na taşır ve Boğaz’a döker. Deniz kıyısına yakın yerlerde bilinen canlılık aynısıyla Baruthane civarında da kendini göstermiştir.

Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde derenin çoğu yerinde bahçe ve un değirmenlerinin yer aldığı belirtilmiştir. Hisarın ise Üsküdar mollasına bağlı olduğu, subaşısı olan ve bostancıbaşının muhafazasına tevdi edildiği belirtilmiştir.    

O dönemde Göksu ve civarında önemli bir yerleşim başlamamıştır. Bölgeye canlılık katan pek çok su kaynağı vardır. Kutsal sayılan bu suların günahlardan arındırıcı ve şifa verici özelliklere sahip olduğuna inanılırmış. Bu nedenle her bir su kaynağının başına bir ayazma yapılmış ve her ayazmayı koruması için bir aziz tasviri konulmuş. Yılın belli tarihlerinde bu kaynaklar etrafında ibadet yapılırmış.

 

Göksu Vadisi

Göksu Vadisi, 18’inci ve 1’uncu yüzyıllarda iskân bölgesi haline dönüşünce çok ilgi görmeye başlamış, su kaynaklarının yanı sıra verimli bostan ve bağlarıyla kutsal suları ve lezzetli patlıcanlarıyla, gül bahçeleri ve gümüş servileriyle ün kazanmış bir mesire yeridir. Derenin kenarlarında elde edilen çamurdan çömlek yapılmaya başlanmış ve atölyeler kurulmuş.

Şarkılara konu olan Göksu Deresi’nde kayıklarla dolaşılır, fayton gezileri yapılırmış. Vadi, yayalar için de gezinti alanı imkânı sağlamış. Hatta saltanat kayıkları bile buraya gelerek renk katmış.

  1. Murat’ın buraya sık sık geldiği kayıtlarda belirtilmiştir. I. Mahmut, II. Mahmut ve daha sonra Abdülmecit burada küçük kasırlar yaptırmışlar. Zamanla Göksu ve civarında yer alan yalılar, köşkler ve dere üzerindeki ahşap köprü yıkılmış, beton köprü yapılmış. Bölge özelliğini 1960’lı yıllara kadar sürdürebilmiş.

 

Edebiyatımızda Göksu’nun yeri

Edebiyatımızda yeri olan Göksu ile ilgili olarak Yahya Kemal’in “Kendi Gök Kubbemiz” adlı eserinde “Siste Söyleniş” şiirinde rastlayabiliriz.

 

“Birden kapandı birbiri ardınca perdeler…

Kandilli, Göksu, Kanlıca, İstinye neredeler?”

 

Batılı gezginler bu iki dereye, “Asya’nın tatlı suları” adını takmış. IV. Murad ise ağaçların görüntüsünden öylesine etkilenmiş ki, burayı “Gümüş Servi” olarak adlandırmış.

Göksu’ya gelen kayıklar, yük taşımaktan ziyade eğlence hayatında önemli bir yer tutar. Bu süslü sandallar, Boğaz’dan Göksu Deresi’ne girer ve tepelerin arasında kaybolan yoluna sapar. Kayıklarda şemsiyeli, ferâceli, yeldirmeli kadınları taşınır. Göksu gezilerinde yaşanan bu gizli sevdalar bazen bir şarkı, bir şiir olur:

Klasik Türk müziğine ilgi duyuyorsanız, Hristaki Efendi’nin bu bestesini huşu içinde bir kez daha dinlemelisiniz. Hristaki üstat ilham kaynağı olan Göksu için bakın ne güzel sözleri bize yansıtmış: 

“Gidelim Göksu’ya bir âlemi-ab eyleyelim

Ol kadehkâr güzeli yar olarak peyleyelim

Bize bu talihimiz olmadı yar neyleyelim

Ol kadehkâr güzeli yar olarak peyleyelim”

Mesireler

Kâğıthane, Çubuklu, Göksu, gibi mesirelere gitmek için halk sandal ve kayıkları kullanır. Bahar gelip de eğlenceler başladı mı Boğaz’daki bu yoğun trafik bitmek bilmezmiş. Bu geziler genelde havanın karadığı vakitlere kadar devam eder ve yine kalabalık bir grupla gidilip gelinirmiş.

Bu örneklerde görüldüğü gibi Nedîm’in İstanbul’a ve onun güzelliklerine olan sevgisi çok büyüktür. Nedîm, İstanbul’u tasvir ederken yalnız Sadâbâd ve çevresiyle sınırlı kalmaz. Onun şiirinde, İstanbul’un birçok semtine ve eğlence yerine rastlanır. Göksu ve Çubuklu için bakın ne demiş:

“Göksu bir nâ-hoş havâ şimdi Çubuklu pek zihâm

Sevdigim tenhâca çekdirsek mi Sa’d-âbâda dek” (s.306)

 

 Şair bir başka gün yaptığı gezintilerin birinde önünden geçen üç çiftenin içindeki güzele vurulmuş ve şu mısraları yazmış:

 

“Eyvah o üç çifte kayık aldı kararım

Şarkı okuyup geçti bir afet var içinde”

Son sözüm

Ben de burayı geçen hafta gezdim. Çocukluğumdaki berrak Göksu’yu aradım. Hemen yanında bulunan Küçüksu Çayırı’nda haşlanmış mısır, macun, turşu suyu satanları hayal ettim. Mavinin bozulduğu gibi yeşil alanların da giderek azaldığını gördüm. Göksu’daki Osmanlı mezar taşlarına baktım. 17’nci ve 18’inci yüzyıllardan beri gelen kayıtlara ışık tutuyorlar. Bizden sonraki kuşakların bize ait konuşacakları bir şey olmayacağına inanıyorum. Onlar da bizim gibi geçmiş yüzyıllardaki simaların ve o güzel tabiat köşelerinin özelliklerini anlatacaklardır.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam