Suudî Arabistan
Amerikan ekonomisini kendilerinin ayakta tuttuğunu söyleyen Suudî yetkililer, biraz Şark kurnazlığı biraz da petrol zenginliğinin avantajıyla işi abartmışlardır.
Avrupa ve Amerikan bankalarına taşınan Arabistan’ın 760 milyarlık petrodolarları için Amerikan ekonomisini ayakta tuttuğu iddiası öne sürülüyorsa da gırtlağına kadar Amerikan sistemiyle donanmış bir ordunun kaderinin de bu paranın çekilmesine bağlı olduğundan söz etmek yerinde olur. Gelecekte Arabistan’ın hizaya getirilmesi ihtimali mevcuttur. Bunlar;
- 1.Körfez Harekâtı sırasında topraklarını Amerikan askerlerine açan Suudi yönetimi,
küçücük ordusuyla Yemen’deki basit bir kıpırdanmayı bile bastıramamaktadır. Suni şekilde “Yemen sancısı” yaratılmıştır.
- Suudi hanedanı, Afrika’da başlayan Arap Baharı’nın doğuya doğru ilerlemesi
karşısında halkının muhtemel tepkisinden çekinmiş ve kesenin ağzını açarak bu belâyı def ettiğini zannetmiştir. Suudi hanedanı, bu zannın gafletten öteye geçemeyeceğini ve varlığının devam edip etmeyeceğini bilememektedir.
- Mısır ile Suudi Arabistan arasında iki küçük adanın el değiştirmesi yeni bir yara olarak
açılmıştır. Afrika’nın ağası durumundaki Mısır’ın ABD nazarında değer ve etkinliğinin daha fazla olduğu, Arabistan’ın ABD’ye diklenmesi durumunda bu yaranın kaşınacağı göz ardı edilmemelidir. Düşenin dostu olmaz der kimileri. Sanki ayakta olanın dostu çokmuş gibi…
Terör yeniden hortlatılmak isteniyor
Sorun sadece Türkiye’nin sorunu değildir. Kargayı besleyip büyütenler bir gün gözünün oyulacağını bilmeliydiler.
Irak ordusunun DEAŞ’ı kıstırması ve kuzeye doğru süpürmesi sonucu terör örgütü militanları zayiat vermeye başlamış ve sınırlarımızdan çeşitli yollarla topraklarımıza girmiştir. Açıklamalardan 900 civarında teröristin bizlerle birlikte şehirlerde gezdikleri anlaşılıyor.
PKK terörünün son günlerde eylemlerini arttırması, bu iki terör örgütünün işbirliği yaptığını ve baskıyı hafifletmek için değişik yöntemler ve yerlerde ses getirici eylemlere yöneldiklerini göstermektedir. Hakkâri, Şırnak ve Tunceli’de bir günde kaybettiğimiz altı asker ve iki korucuya karşılık öldürülen terörist sayısının 46 olduğu göz önüne alınırsa ciddi ve uzun süreli bir çatışma olduğu anlaşılmaktadır.
ABD’nin fren ve gaz mekanizmaları terörün tırmanış ve iniş zamanlarına uyumludur. Aklını S-400 füzelerine takmış olan ABD’li yetkililerin dostluk demeçleri boşunadır. Ne yapıp yapıyor, Rus yetkilileri de yanlarına çekmeyi başarıyorlar. Suriye konusundaki görüşmeler için Ruslar da PYD’yi davet ediyorlar.
Dünyada cepheler
Dünyada yeni cepheler oluşuyor. Fransa ve Türkiye, Rusya ile enerji konusunda çok ciddi ilişki içerisindeler. Fransa, “Total” firması üzerinden Rusya ile işbirliği yapıyor. Türkiye ile Rusya da enerjide dev boyutlarda işbirliği yapıyor. Rusya doğalgazda Türkiye piyasasına hâkim oldu sayılır. Son olarak Gazprom Türkiye piyasasına şirket satın alarak girme kararı aldı.
Türkiye ile Fransa’nın ilişkileri de son derece iyi gidiyor. Örneğin Sinop’taki nükleer santral ihalesi Japon-Fransız ortaklığına verilmişti. Savunmamız için alınacak olan füzelerin ihalesinde Çin ve Rusya olmazsa büyük ihtimalle Fransızlara verileceği söylenmişti.
İngiliz üsleri ne olacak?
İki askeri üssü aracılığıyla Kıbrıs Adası topraklarının yüzde 3’ünde egemenlik haklarına sahip olan Britanya’nın Brexit (AB’den çıkış) sonrası İngiltere ile Kıbrıs Cumhuriyeti'ni temsilen Rum yönetimi arasında Brüksel’de Ada’daki iki İngiliz üssünün durumuyla ilgili görüşmeler yapılmıştı.
İngiltere, Kıbrıs’ta sadece garantör değil "egemen" devlet statüsündedir. Agrotur (Akrotiri) ve Dikelya’daki üsler, "egemen İngiliz üsleri" statüsüne sahip olup İngiliz hukukunun geçerli olduğu İngiliz toprağı sayılmaktadır. Yaklaşık 255 kilometrekarelik alanı kapsayan iki üste yaklaşık 3 bin İngiliz askerinin görev yaptığı tahmin edilmektedir.
Deutsche Welle’nin haberine göre AB, üsler konusunda Britanya ile ayrı görüşmeler yürütmesi için Kıbrıs yönetimine yeşil ışık yakmış ve Britanya ile Kıbrıs arasında varılacak anlaşmanın, Birlik ile İngiltere arasındaki “Ayrılma Antlaşması”na dahil edileceğini bildirmişti.
İngiltere'nin Kıbrıs taktiği
Kıbrıs görüşmelerinde en pürüzlü noktalardan biri olan garantörlük, Ada’nın askerden arındırılması ve İngiliz üslerinin konumu yine gündemden uzak tutulmuştur. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs hükümetlerinde danışmanlık görevi yürütmüş ve Kıbrıs görüşmelerinde teknik komitelerde yer almış olan Prof. Dr. Tamçelik, Londra’nın bu söyleminin zekice bir taktik olduğunu, Ada’da çözümsüzlüğün İngiliz egemen üslerinin tartışılmaması sonucu doğurduğuna dikkat çekerek, "İngiliz hükümeti iki aktör arasındaki gelgitleri en iyi değerlendiren taraf. 'Siz ikiniz anlaştıktan sonra ben nihai karara tabi olacağım' diyor. Türkçesi şu: Siz ikiniz anlaşamadıktan sonra benim bugünkü cari hukukum devam eder. Ada'da iki aktörün anlaşamayacağı ve iki anavatanın anlaşmasının zor olduğunun bilindiği bir konuda bunu ileri sürmesi zımnen kendi egemen üslerinin hukukunun aynen devam ediyor olmasını beraberinde getirecektir, yani çok akıllıca bir yöntemdir" demiştir.
İlişkilerin bileşkesi
Bugün içi Türkiye ile “kanka” olmuş bir Rusya görüyoruz. IŞİD’e karşı birlikte mücadele eden ama PKK’yı terör örgütü kabul etmeyen… Moskova’daki PKK yuvalarının faaliyetine son vermeyen… Rusya, Kafkaslara bir tümenini göndermişti. Bu tümen geri çekildi mi? Çekiliyor görünümü altında muharip olmayan birtakım unsurlar mı çekildi? PKK’nın Moskova’da bürosu vardı, kapatıldı mı? Kapatılmadıysa gerekçeleri neler olabilir?
PKK/PYD’ye karşı sessiz ve derinden ilişkileriyle hamleler yapan Rusya, PKK’yı terör örgütü olarak tanımamaktadır. Türkiye’yi son derece rahatsız eden ve Çarlık Rusyası’na kadar uzanan “Kürt Sorunu”, Rusya’nın konuya duyduğu ilginin derinliğini ve bileşkesini daha iyi göstermektedir.
İngiltere’nin Ada’daki varlığının AB’yi ve Kıbrıs yönetimini aşan küresel bir boyutu bulunmaktadır. Askeri uzmanların tahminlerine göre İngiltere Kıbrıs’taki üslerinden Afganistan’a kadar uzanan dinleme faaliyetlerini yürütmektedir. Şimdi düşünme saati bitti.